23 Mayıs 2008 Cuma

iyiki...

Ne diyebilirim ki,
Çok teşekkürler...

Hatırlarım çocukluk dönemindeki doğum günü kutlamalarını, o gün içinde pek çok kez kutlama yapılırdı. Sabah annem kutlardı en güzel kahvaltı sofrası ile, sonra yan komşu arkadaşlarım, sonra okulda devam ederdi en güzel doğum günü kutlamalarım. Günler öncesinden de arkadaşlarım için parti hazırlıkları yapar, eve tüm arkadaşlarımı toplardım. Çok severdim bu doğum günü partilerini.... Hatırlarım bir defasında yılda iki kez kutlamışlığım bile olmuştur.( ama bir defa oldu bu)

Geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek planları. Yaşanmışlıklardır bizleri bir yere taşıyan.
Bu yıl ne olduysa "parti delisi ben" biraz kaçtım yapılacak doğum günü kutlamalarından. Ne tesadüf ki kaçmak için çok önemli bir sebebim de vardı; ertesi günü bir türlü geçemediğim spk sınavım var(!) ( tek ders vergi)


Ama istesen de kaçamıyorsun, sevdilerin, dostların var oldukça, ne mutlu ki olmuyor bu. Sabahın ilk ışıklarıyla dostlarım tarafından ilk kutlayan olma güzelliği ile başlıyorum 23 mayıs gününe...
Sonrasında mesajlar gelmeye başlıyor. Mesaj bir; banka kutlaması, ikinci mesaj; banka kutlaması, üçüncü ve diğer mesajlar; banka kutlamaları... Fakir biri olsam da bankaların bu düşünceli davranışları ile ne kadar kurumsal bir yapı olduklarını kanıtlıyorlar:-))

Sonra aile büyüklerinden sevgi ve övgü dolu mesajlar, tabi sonrasında nasihatler...

İşin aslı bu güne dair düşündüğüm şey kutlamalardan kaçmaktı. Ama hatırlanmanın güzelliği işte burada başlıyor... her şey... Çocukluğumdaki doğum günlerini özlüyorum ama yaşama dair hatırlanan herşey bugünü de beraberinde yaşatıyor. Ve fark ediyorsun ki bundan sonraki yaşanacaklar da bugünü dahil edecek. En özeli şüphesiz, "iyiki varsın" hissini yaşıyor olmak.

Günün sonunda bu kadar kutlama yeter "gari" diyerek eve geliyorum. Ama beklediğim özel bir kaç kutlama daha var. Bu anlamda gözüm telefona bakarken, kapıdaki ses ile süpriz doğum günü kutlaması; işte kutlama ...( sessiz olun arkadaşlar...)
İyi doğumuşum ben(!) onsekizinci yaşımı kutlamak pek şahane...ihihihihi...

20 Mayıs 2008 Salı

Kocaman Alkış.

Annesine kizip, buharli ütünün içine isemeyi akil eden! Annesini buramburam çis kokulariyla isyerine yollayan! Annesi; ancak arkadaslari''acayip kokuyorsun'' dediginde isi çözen anneye ve cocuguna,
Banyonun lambasi yanmayinca elektrikler kesik zannedip yarim saat gelmesini bekleyen. Beklerken de canim sikilmasin diye televizyon seyreden kisiye

Ailecek televizyon izlerken üst komsu küçük oglunu göndermis. Çocuk anneme''X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsinlar da, biz de dinleyelim''Biz de kirmadik, açtik. Ailecek çok iyi niyetli oldugumuzdan,televizyonlari bozuk sandik. Yüksek sesten dolayi bize laf soktuklarinianlamamiz çocugun ikinci gelisinden sonra oldu. Bu olayi yasayan aileye...
-------------------------------------------------------------------------------------------------
iletmezsen ölümü görmeee :)
Bu zamana kadar bana zincir e-posta gönderen tüm dost ve arkadaşlarıma teşekkürü bir borç bilirim;
Sayelerinde tuvalet temizlemekte kullanıldığı öğrendiğim kolayı içemez oldum. Aids virüsü taşıyan iğneler kıçıma batar korkusuyla sinemaya gidemez oldum. Deodorantlar kanser yapıyor diye sayelerinde artık bir domuz gibi kokmaya başladım.Telefon hattımı kullanıp bana borç takarlar korkusuyla telefonlara da cevap vermiyorum.İçinden fare ya da fare zehiri çıkar diye hiçbir kutu içeceği içmiyorum. Çok sevdiğim içkime ilaç koyup beni uyuturlar,organlarımı çalarlar ve buz dolu bir küvetin içinde uyanırım diye bana yaklaşanları da tersliyorum. Neyim var neyim yoksa satıp hastanede yatan ve büyük ihtimalle ölmek üzere olan çocuklara yatırmayı düşünüyorum.Mail listesine katılırsam alacağım söylenen para, bilgisayar, cep telefonu ya da gezileri beklemekten de evden dışarı çıkamaz oldum.Tuz Gölü'ne Konya'nın katkılarından dolayı yemeklerim tuzsuz tatsız.Msn paralı olacak;Adam yeşerecek mi,sararacak mı beklemekten de gına geldi.Excel hala ne zaman emekli olacağımızı da bildirmedi.Bir maili forward etmedim, başıma ne belalar gelecek diye korkuyla beklemekten ruh sağlığımı da kaybettim.
ŞİMDİ: Eğer bu maili 60 saniye içinde 1200 kişiyegöndermezsen; Bilesin ki bir kuş durmadan peşinde dolaşacak ve hayatı sana dar edecektir.
Bir Dost...

11 Mayıs 2008 Pazar

İyi ki varsın(!)

Sadece iki kelimeden oluşuyor ama yaşattığı anlam ne kadar derin.
Ne güzel bir şey birine "iyi ki varsın" diyebilmek. Bu sözü söylemek ya da duymak varlık hissini doruğa ulaştırıyor. Bence bu lafı söylemek daha anlamlı. Etrafımızda varlığından mutlu olduğumuz ve bunu dile getirebildiğimiz kişilerin olması zaten yaşamda huzuru kendiliğinde getiriyor.
Bu sayede hissedilen ne ise başka birşey söylemeye gerek bile kalmıyor.En güzeli bu zaten; benim için...

Buna ihtiyaç var mı? Bence var; öğrendiklerim bunu gösteriyor(!). Varlığımızı devam ettirebilmiz için güven önemlidir, bunu ifade etmenin belki de en güzel şekli bu sözü söylüyor olmaktan geçiyor.
Soru işaretlerini kaldırır, sadakat kendiliğinden oluşur. İyi ki varsın; çünkü ben senle varım-ı ifade eder. Bu sözün ardındaki anlam sahte olmayı engeller.

Herşeyde olduğu gibi bu duygunun gerçekleşmesi için zamana ihtiyaç vardır. Sonrası doğanın gücü ile kendiliğinden gerçekleşir. Zaman da beraberinde emeği oluşturur. Emek olan yerde de sadakat var olur. Geçen zamanın bu güzelliği alışkanlıklara dahil etmemesi için mücadele vermek, özel tutmak gerekli. Çünkü tesadüfen oluşmuş ve rütine bağlanmış alışkanlıklarda emek olmadığı için yerine daha iyi alternatifler bulunduğunda bırakılırlar. Görünürde önemli gibi görünseler de, anlamı düşünüldüğünde önemi yoktur. Zaten işin büyüsü de burada saklı; vazgeçemediğin şeyler için "iyi ki varsın"

Sahtekarlıklar, küçük hesaplar değil mi yıllar süren pek çok şeyi bitiren...
"iyi ki varsın"

7 Mayıs 2008 Çarşamba

"Karşılıksız Sevgi"

Hasas olduğunuz ya da ilgi duyduğunuz şey ne ise, bir şekilde karşınıza çıkıyor. Bu aralar ben yaşıyorum bu durumu.

Hafta sonu televizyon izlemek için kanal kanal dolaşırken bir an TRT 2’de kaldım. Birşey dikkatimi çektiğinden değil, nedensiz bir durum oldu bu. Programı izlemeye başladım. Bir süre sonra programın içeriği ve o haftaki konusu dikkatimi çekti. “Karşılıksız Sevgi” programı. Adından anlaşıldığı gibi son dönem çöpçatan programlardan biri değil. İyi ki değil(!). Yardıma ve bakıma muhtaç hayvanları konu alan bir program. Her programda da sokak hayvanlarına yardım elini uzatmış portreleri konu alıyorlar. İzlediğim hafta İzmir Foça’da bulunan sokak hayvanlarının bakıldığı bir çiftlik ziyaret edilmişti. Ne yazık ki programın tamamını izleyemedim, sosyal sorumluluk portresi hakkında da bilgi edinemedim. Sadece program konuğu bayanın şu cümlesi dikkatimi çekti” öncesinde sokak hayvanlarını önemsemezdim, bir şekilde yaşamlarını devam ettireceğini, allah dünyaya gelmelerini istemişse, hayatlarını da devam ettirebilmelerini sağlayacakıtır diye düşünürdüm. Ama yaşam bu değil(!). Yardım etmek gerekli, bu yüzden de burada onlarla birlikte hayatımın geri kalanını devam ettirmeyi düşünüyorum”
Sadece bu sözleri dinlemek bile benim için cesaret vericiydi, nelerin değiştilebileceği konusunda umudum arttı.
“ Hayvanlar insanlara kötülük etmezler” “ Eskiden makina mühendisi olarak saygın bir konumum vardı, şuan beni hayvanlara bakan kadın olarak dile getiriyorlar” “ Bundan rahatsız değilim; ben neyle uğraştığımı ve bunu neden yaptığımı biliyorum” ....
Bu cümleler peşi sıra devam etti... O kadar merak ettim ki bu insan portresini, hakkında daha fazla bilgi edinmek adına programa bir e mail gönderdim. Ve beklediğim cevap geldi.

Bölümde konu alınan bayanın İsmi Yıldız DİNÇ, yerin adresi ise Kozbeyli köyü Foça... İzmir'in Foça ilçesine bağlı Kozbeyli köyünde yaşayan 66 yaşındaki Yıldız Dinç, at,eşek ve sokak köpeklerine buradaki satın aldığı bir çiftlikte bakıyor.
Emekli olduğu günden beri kendisini hayvanlara adamış.Makina Yüksek Mühendisi Yıldız Dinç, at ve eşeklerin hayatları boyunca insanlara hizmet ettiklerini, zor görevler üstlendiklerini ve ölümlerinin de çoğu zaman eziyetli olduğunu belirterek bu hayvanların korunmasını çok önemsiyor. Kozbeyli köyünde kurduğu çiftlikte 26 eşek ve 6 at besleyen Yıldız Dinç, “Onları sevmek artık benim için bir ibadet gibi", "Eşeğin sahibi hayvana eziyet ediyor. Dilsiz hayvan sahibinden alınmıyor. Alsınlar eziyet gören eşekleri bana getirsinler. Ben burada hepsine bakarım." En büyük amacının özürlü çocukların hayvanlarla rehabilite edilebildiği bir alan yaratmak”. "Çocukların hayvanlardan daha yakın dostları yok. Çocuklara şefkati, sevgiyi hayvanlarla öğretmek en iyi yoldur. Bu nedenle çiftliğimi, çocuklarla hayvanların bir araya gelebileceği bir piknik alanına dönüştürmek istiyorum. Buradan da yardımcı olmak isteyen herkese sesleniyorum" diyor.
Bu hayat hikayesine karşılık nasıl bir cümle kurulur bilmiyorum. Son zamanlarda çokça görülen olumsuz örneklerden sonra, böyle olumlu bir örneğin bir kişi bile olsa, nelerin değiştirilebileceği konusunda müthiş bir cesaret örneği oluşturuyor.

5 Mayıs 2008 Pazartesi

Şaka gibi...


Bu olayı yazmamış olmak yazık olurdu herhalde. ( ben hala gülüyorum)

Çok yakın bir arkadaşım Anadolu Yakası'nda yaşıyor. İşi Avrupa yakasında (Levent). Hergün işe gidip gelmesi için boğaz köprüsünü kullanması gerekiyor. Bu köprü geçişini hergün yaşamayan biri bile nasıl bir çile olduğunu bilir.
Sevgili arkadaşım 1 Mayıs nedeniyle pek çok yolun trafiğe kaptılma ihtimaline karşılık o gün özellikle köprü trafiğine girmemek adına, bir de işine geç kalmamak için Avrupa yakasında bir yakınında kalmaya karar verir. Bu çözüm onun için çok isabetli bir karardır ve mutludur. Çünkü ertesi sabah trafik nedeniyle pek çok kişi için zor bir gün olacaktır. Bu anlamda kendini köprü trafiğine girmemek adına şartlandırmıştır. Müthiş birşey(!).

Sabah kalkılır, hem de normalinden çok daha erken. Bugün işe ilk giden kişi olma çabası daha bir mutlu eder kendini şüphesiz.
Herşey buraya kadar gayet yolunda devam eder. İşe gitmek için yola çıkılır ve saate bakılır; oh oh pek güzel saat daha çok erken....
Levent’e yaklaşılır, Levent’e giriş tabelası görülür, ama sanki Levent'e gidilmeyecek gibi, giriş yapılmaz ve nasıl bir dalgınlık halidir bu..... (!) (!) arkadaşım kendini bir anda Anadolu yakasına geçmek için köprü girişinde bulur(!) ihiihi...

Film şeridi misali herşey gözünün önünden geçer.... Ve Bilinç altına yerleştirdiği işe erken gitme arzusu ve köprüyü geçmeyi istememe duygusu ile dörtlüleri yakar ve araç durur.
Köprüyü geçme mesafesi sanırım 30-50 metre civarıdır. Mümkün değil karşıya geçmeyecek. Hiç bir güç beni karşıya geçiremez dialogları ile, Trafik polisi arınır. Durum izah edilir. Ama işe yaramaz.
“ lütfen yardım edin, köprüyü geçmek istemiyorum” ve durumu anlatan pek çok cümle daha kurulur...
Polis;
“ mümkün değil hanımefendi köprüyü geçeceksiniz, sonra da en kısa yoldan avrupa yakasına geçiş yapın lütfen”
araba çalıştırılır, köprü geçilir. Hiç birşey değişmemiş gibi, her sabah yaşanılan hal tekrar yaşanır....
Şaka gibi...

4 Mayıs 2008 Pazar

Zaman

Yaşam ne kadar da hızlı akıp gidiyor farkında olmadan. Bu hıza ayak uydurmaya çalışmak bile yaşamda neleri geride bıraktığımızın en acı göstergesi.

Oysaki üzüntüler de sevinçler de hep aynı şekilde giriyor hayatımıza. Bunları şekillendirip, yorumlayan, az ya da çok yaşayan bizler değil miyiz? Nedensiz mutluluklarımız adına hırslarımız değil mi bize zaman kayıplarını yaşatan?
Peki bu halinle mutlu musun?
Bunu başarabilmek adına, yaşam kendini her daim bıraktığı yerden yeniliyor...

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...