30 Nisan 2009 Perşembe

Hiçbirşey yılmadı...


Yılmadı...
tarih boyunca kimse yılmadı...
el bırakmadı silahı...
tanımadı karşısındakini...

yılmadı diğer taraf, yılmadı üst düzey...
yılmadı anne; Vatan sağ olsun!
Yılamadı baba; Vatan sağ olsun!

Yılmadı ben, yüreğim yılmadı....
boğazım düğüm düğüm,
tanımadı ben yavrucakları...

Yılmadı haberler,
yılmadı askerler...
vatan sağolsun, vatan sağolsun.

yılmaz askerler,
yılmadı ruhum, üzüntülerim yılmadı...
Vatan sağolsun.

küçük yavrucaklar, körpe canlar...
ardında yılmadan ağlayan analar...
acısını yılmadan içine atan dağ gibi babalar...
yılmadım yine duygularım dışa vurdu...
allah rahmet eylesin!

28 Nisan 2009 Salı

Yakın da değil, aslında en yakın tarih Eylül!

Her dakika fikir değiştirir hale gelmek ve bu fikirlerin hepsinin de şahane olduğunu düşünmek! Yılmadan yeni planlar yapmak...

Zor da olsa yine yeniden, her yeni güne motive ile uyanmayı başarıyorsan şanslısın demek ki.... şu aşamada tehlike yok gibi görünse de, ince çizgide oldugun besbelli...
arada bir "motive de neymiş" diyorsan; işte başlıyoruz, fena!

Bulundugunuz hal ya da durum size "ben neredeyim ve daha ne kadar bu böyle devam edecek?" dedirtiyorsa; hemen -yan ses- devreye girer ve " daha iyisi için çabala o halde" der! en ukala tavrı ile...

Çok değil daha iki yıl önce bulunduğun hal ya da durum için, "aslında ne kadar da değerliymiş" demeye başlıyorsan; sakın deme! Çünkü en vahim yaklaşım bu!
Bu nedenle geçmiş günlerini arar duruma geldinse, vay vay vay.... işte tehlike sinyalleri senin için özel senfoni hazırlıyor; sen de hazırlıklı ol!

Toparlan ve silkelen bir istersen. Geçici çözümlerden sakın derim; örneğin gereksiz harcamalardan kaçın ve süper bir tatil için kolları sıvamaya başla! Bu ultra luks bir tatil olmamalı, başladığın yerde buluverirsin kendini bilesin haaa!!!...
Keşif olsun ve mümkünse bu tatile çok yakının ile de çıkma. Yoksa tatil boyunca bahsedeceklerin yine sen ve yakın geçmişin olacaktır; elinde olmadan...

Ben tatile çıkıyorum, sırtçantam ile....
Yakın da değil üstelik!!!

25 Nisan 2009 Cumartesi

Büyük Ada'da bisiklet turu!

Plansız gezilere bayılırım!

18 nisan Cumartesi, baharı müjdeleyen bir hava hakim dışarıda. Bu havaya rağmen İnsanoğlu’un dışarı çıkmayıp da içeride kalması için çok geçerli bir nedeni olmalı herhalde. Benim de bugün için planım Anadolu Yakası’na geçmek. Havanın da güzel olması ile daha bir heves ile kendimi dışarı atıyorum. Saat 11:00 sıraları, metrobüs ile karşıya geçiyorum. Hakkaten şu Metrobüs olayı muhteşem rahat birşey. Zorlanmadan Altunizade’yim! Bugün www.gezdikce.com toplantımız var Ömer Kılıç ile...

Site açıldığından bu yana üye sayımız artmaya başladı ve talepler de bu doğrultuda artmaya başlayınca yeni menü eklemeleri yapmamız gerekti. Toplantı sonunda vardığımız ortak kanı; bu işler için bir sponsora ihtiyacımız olduğuydu... :)

Toplantı sonrasındaki planım sevgili Çiğdem Ersoy ile görüşmekti. Ancak Ömer’e gelen bir telefon herşeyi değiştirdi, öncesinden de tanıdığımız iki arkadaşımız Büyük Ada’ya gitmek istiyorlardı. Ani planlar insanı hep cezbeder ya, karar verme süresi de az olunca, “evet” dersiniz! Ben de Çiğdem ile olan planımı bir anda unutup, ki böyle şeyleri genelde yapmam! “Prensip” olarak bana uygun değil çünkü.

Maalesef durumu fark ettiğimde herşey için çok geç olmuştu. Ömer’in de desteği ile hem Ada’ya gitmeyi planlamış, Ada dönüşünde de Çiğdem’e uğrayacaktım. Bu fikir harika bir fikirdi. Tabi ki durumu Çiğdem’e anlatmış, sadece Ada’ya gitme konusunu es geçmiştim; eksik bilgiydi benimki...( Çiğdem’i davet etmek tabiki benim de düşündüğüm şey; ama kendisi biraz rahatsız ve evde istiratteydi)

Bostancı’da arkadaşlarımız ile buluşmuş, tekne ile Büyük Ada’ya gitmek üzere denize açılmıştık. İstanbul’u denizden izlemek başka bir güzel. Bostancı kıyılarından ayrılıp da Marmara Deniz’inde Adalar boyunca ilerleyip, Güneş ışıklarının tek tek denize motif gibi işlediği yakamozların görüntüsü ayrı bir güzellikteydi. Havanın güzelliği sayesinde bulunduğumuz noktadan nereye bakarsak bakalım pırıl pırıl bir manzara ile karşılaşıyorduk... Bu güzel doğa görüntüleri eşliğinde Büyük Ada’ya nasıl vardığımızı bile anlamadık.

İlk iş zaman kaybetmeden bisiklet kiralamak oluyordu. Biz de ilk gördüğümüz bisiklet kiralama dükkanına uğrayıp bisikletlerimizi alıyorduk. Şehir hayatının verdiği monotonluk nedeniyle ilk bisiklet sürüş denemem fiyasko ile sonuçlanıyordu. Ayakların sürekli pedalları kaçırıyor ve olduğum yerde hareket ediyordum. Kendimi toparladıktan sonra arkadaşlarıma yetişmiştim!

Bilenler bilirler Büyük Ada’dan bisiklet turu ile adayı turlamak isterseniz, ilk olarak dik bir yokuş çıkmanız gerekli, bu yokuş da beni baya zorlamıştı. Ama sonrasında kendinizi pedal çevirmeden aşağıya özgürce bıraktığınız bir yol var ki, işte bu sizin süpriz ödülünüz olacaktır. Tertemiz hava, güneş ışıkları, sessizlik ve sakinlik ile aslında Ada’ya gelmiş olmak fikrini kendi kendime onaylayıp mırıldanıyordum; iyi ki geldin be Fethiye! Her ne kadar Çiğdem’e bu konuda eksik bilgi vermiş olsam bile, Ada’nın güzelliği beni şeytana dost etmişti... ( kötü dost Fethiye!; ilerleyen saatlerde olacaklar bunun en büyük göstergesi...)

Vardığımız nokta Aya Yorgi Manastırı’na çıkmak üzere dik bir yokuştu... Bu yokuşu yürüyerek aşacaktık, bisikletlerimizi burada bırakıyorduk. Hala yorgun olan ben, ne zaman yukarı çıkacağımızı sesli sesli düşünerek dinlenecek bir yer arıyordum. Bir ara yol üzerinde bir bank buldum ve bu fısratı kaçırmamak adına banka oturu verdim. Kafamı sola doğru çevirdiğimde gördüğüm kişi beni şaşkına çevirmişti. Çiğdem’in kardeşi Zuhal’i görmüştüm! Zuhal öncesinde beni fark etmiş olacak ki, şaşırmadan yanıma oturuvermişti!
Fethiye; ablamla buluşacağını biliyordum.
Ben ne diyeceğini bilmez bir hal içinde, en sakin ses tonumla; yakalandım! dedim. Sonrasında gülüşmelere ile hep birlikte Aya Yorgi Manastırına çıkıyorduk.

Yukarı çıkıp da gördüğümüz manzara gerçekten görülmeye değerdi. Burası Ada'nın en yüksek tepesi ve 360 derece bir manzaraya sahip burası. aynı zamanda açık havada yemek yiyeceğiniz bir yere sahip. Birkaç tahta masa ve sandaliye ile herşey çok doğal. Sucuk ızgara sevenler için de vageçilmez olabilir. Yemek çeşidi olarak, çeşitli sebze kızartması, patates tava ve tadını unutamayacağınız mevsim yeşilliklerinden salata alternatif olacaktır. Bu manzaraya karşı alkol var mı derseniz; evet bira yudumlayabilirsiniz! Fiyatlar ortalamadır...

Bizim bu noktaya gelip de yemek yemeden ayrılmamız imkansızdı. En büyük neden de bendim buna. Sabah kahvaltısı ile saat akşam üzeri 17:00 sularında gözüm dönmüş halde en güzel manzarası olan bir masaya oturuyordum. Siparşim patlıcan kızartması, yanına yopurt, patates tava ve salataydı. Diğer arkadaşlarım sucuk ızgara sipariş etmişlerdi. Bu arada servisi kendiniz yapıyorsunuz! Et yemediğim için çok az arkadaşlarımın sucuklarından tatmıştım. Havadan mıdır, nedendir bilinmez yemeklerden eser kalmamıştı...

Bu kadar güzel yemek ve bu kadar güzel manzaraya karşı koymak imkansızdı ama kalkmamız gerekliydi. Yokuş aşağıya inerken sohbet bir anda kendini siyasete bıraktı ve bu da koyu bir tartışma yarttı, iyi de oldu zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştık. Bisikletlerimize kavuşuyorduk ve en keyifli an gelmişti, Büyük Ada'nın eşsiz güzelliğine doğru kendimizi bırakacaktık, yokuş aşağı kendimizi bırakacaktık!

Ama ne oldu ise bir anda Sevgili Ömer'in bisikletinden garip sesler gelmeye başladı, anladık ki pedali kırılmıştı ve bisiklet gitmiyordu. Ve gidelecek çok yol vardı.En mantıklı şey Ömer'i orada bırakmaktı, çünkü Ada'nın keyfini çıkartmak daha önemliydi, demedik ve Ömer ile birlikte uzun bir bisiklet yürüyüş yolculuğuna çıktık. Bu sayede zaman aldı başını gitti, toplamda 35 dakika sürecek bisiklet gezimiz bir an da 2 saat olarak karşımıza çıkıyordu. Bu olay sonucunda akla gelen şey " Allah'ın sopası yok" sözü oluyordu. Ben de aynı düşüncedeyim...

Neyseki geç de olsa yaklaşık 20:30 gibi Ada merkezine varıyorduk, bisikletleri teslim ediyorduk ama satış yapan görevliye de bisikletleri kontrol etmesi gerektiğini belirtiyorduk, bu arada bisikleti tamir ettirdik ve ücretini de ödemiştik. Bu Ada gezisi bize iki şekilde de pahalıya patlamış oluyordu.

Riske etmamak adına sahilde yemek yemiyor ve gelen ilk tekne ile Ada'dan ayrılıyorduk. Teknede konu değişmiyor ve kendimiz ile dalga geçiyorduk.
Anlaşılacağı üzere ben Çiğdem ile buluşamamıştım. Çiğdem'İ aradığımda da ilk cümlesi" Ada nasıldı oldu" ve bilmiyorduki İstanbul'a henüz yeni gelmiştim!

Güzel bir gündü, tüm olumsuzluklara rağmen keyifli bir gündü.
Ada çok güzel ve temiz, evleri ve evlerin bahçeleri büyüleyici. Burada yaşam sanırım daha başka ilerliyordur. Öncelikle küçük bir yer olması nedeniyle insanlar birbirlerini tanıyorlar ve ilişkiler hem çok samimi ilerliyor hem de kısıtlayıcı bir yaşam olabiliyor düşüncesindeyim.
Eğer birgününüzü ayıracak bir vaktiniz var ise, yaz aylarında çok da kalabalık olmadan Ada'ları ziyaret edin ve bisiklet sürüş keyfini eşsiz mavi renkteki deniz ile çıkartın. Temiz hava ve etrafdaki ağaçların güzelliğinde güzel bir gün geçirin...

17 Nisan 2009 Cuma

Yeni bir yazarımız var!


Yaşadığın süre boyunca yaptıkların sana bir şekilde geri dönüyorsa fark edilmişsin demektir. Bu iyi ya da kötü olsun, doğanın gücü sayesinde sana bir şekilde geri dönüş oluyor. Kötü yaptığın eleştiliyor, iyi yaptığın da takdir ediliyor. Eğer yaşamın boyunca yaptıkların hiç fark edilmediyse emin ol öldükten sonra ünlü bir sanatçı olacaksın! Senden bahsedilme durumu da ancak senden sonra olur...Ve bu da en değerli olanı sanırsam; bilemiyorum...

Ben de bu aralar çok fazla geri dönüşler alıyorum, alamıyorum:)
http://www.gezdikce.com/ için yazar arıyoruz. Arıyoruz, tarıyoruz... Yazacağından emin olduğumuz arkadaşlarımıza ulaşıyoruz, ama herkes dünya telaşesinde zaman bulamıyor yazı yazmak için. Fark ediyoruz ki bu iş çok elit bir işmiş. Zaman ayırmak, emek vermek, özen göstermek ve heyecanlı olmak gerek.

Geçtiğimiz hafta bir mail aldım; geçen yıl tanıştığım Serhad. İşleri yoğun olduğu için gezdikce'nin düzenlediği gezilere katılamadığından ama Mayıs ayında bizlere katılmak istediğinden bahsediyordu. ( hak veriyorum gerçekten çok yoğun; çünkü iş geliştirme bölümünde çalışıyor :))
Ben de cevaben; kendisine çok teşekkür ettim ve sonrasında da rica ettim, “acaba gezi yazısı yazar mısın?” diye. ( aslında arkadaşlarıma böyle "yazı yazar mısın?" sorusunu yönelttiğimde direk olarak aklıma gezdikce hakkımızda yazısı gelmekte; neyse!) Serhad'an cevap geldi; ekte yazdığı Eskişehir gezi yazısını paylaşmak istiyorum; ben çok beğendim. Teşekkürler Serhad!

Eskişehir’in MüptelalarıNisan’ın ilk güzel Cumartesi gününde sevdiğim bir arkadaşımla, sevdiğimiz eski şehrimize, Eskişehir’e gittik. Giden bilir, gitmeyen de elbet bu şehirde okuyan genç birisinden işitmiştir; Eskişehir hatıraları diğer birçok geziden farklı olarak yolculukla başlamakta ve yolculukla bitmektedir. Bizde bu şehre otobüsle gitmek gibi bir hakarette bulunmayarak 10.00’da Haydarpaşa’ya veda eden Başkent Ekspresi ile yola koyulduk. İstanbul’da yaşayan bizler için 4 saatlik kısacık ve trafiksiz bir yolculuk bizi elbette yormadı. Ancak sabah kahvaltımızı Vagon Restoran’da yapma azmimiz bizi az kalsın aç bırakacaktı. Haylaz çocuklar gibi 15 dakikada bir yer bulabilme umuduyla sallana sallana ulaştığımız Vagon Restoran’da yer bulamayınca, oturduğumuz yerde sallama çay ile yetinerek Eskişehir’e 1 saat kala ancak kahvaltımızı yapabildik.Üniversiteyi Eskişehir’de okuyan bizler için Eskişehir Gar’ına indiğimiz ilk andan itibaren eski anılarımız depreşmeye başladı elbette. Gar bize kavuşmayı hatırlattığından daha çok sevdiklerimizden ayrılmayı hatırlattığından olsa gerek hemen bu mekândan uzaklaştık ve eski sevdalımız Adalar’a ulaştık. Adalar dediğim yer aslında Porsuk Çayı’nın iki yakasına kurulmuş Porsuk Bulvarı’ndan başkası değil.Adalar eskiden daha çok üniversite gençlerinin sıklıkla kullandığı mekânlardan oluşurken şimdi her yaştan insanın yürüyüş yaptığı ve güneşi tattığı bir yer olmuş. Adalar gezimizi hızla gerçekleştirdik ve özlediğimiz Arka Bahçe’ye bile oturmadan hızlıca Hamanyolu’na geçtik. Hamamyolu her zaman olduğu gibi bizi kendini alışverişe vermiş salına salına yürüyen Eskişehir’in yerli halkıyla, girişindeki kahvecilerle ve tarihi hamamlarıyla karşıladı. Belki de seçimlerden hemen sonraki hafta orada olmamız nedeniyle Büyükerşan’ın büyük zaferine bizde tanık olduk. Hocamız Eskişehirlilere büyük düşündükleri için teşekkür ettiği afişlerini her yere astırmış ve bizlere Eskişehir halkını sevme nedenlerimizden birini daha hatırlatmıştı.Üniversite günlerini yâd etmenin en güzel mekânlarından birisi de hiç şüphe yok ki Varuna Cafe’dir. Varuna Cafe, Kanatlı İş Merkezi’nden TCDD köprüsüne yürürken 100 m sonra sağ tarafta kalan iki katlı güzel müzikleri, çalışanlarının ve menüsünün kalitesiyle her zaman bir adım önde olan bir mekândır bu şehirde. Burada bir kafede oturmaktan aldığınız keyiften çok bir arkadaşın evinde oturmanın tadını alırsınız. Kışın gidilirse muzlu sıcak çikolatası, yazın gidilirse limonatası kesinlikle tadılması gerekir.Eskişehir’in akşam eğlenceleri ise kesinlikle başka şehirlerle kıyaslanamaz. Öğrenci halinizle bile giremeyeceğiniz mekân bulunmamaktadır. Biz ilk önce eski arkadaşlarımızla birlikte adını bile bilmediğimiz ama bizi çok mutlu eden bir barda bulduk kendimizi. Mekâna girerken ismine bakmayı unuttuk, çıkarken de kendimizde olmadığımızda ismine yine bakamadık maalesef. Ancak bir dahaki seferde de adını bilmediğimiz bu mekânda olacağımız kesin. Garsonlarıyla, ikramlarıyla, kalitesiyle ve ucuzluğuyla gönlümüzü aldı burası.Eskişehir’de gece uzun oluyor elbette. 1’de ayrıldığımız bu mekândan sonra Glow’a gittik. Glow, İsmet Paşa Tramvay durağının hemen arkasında yer alan bir iş merkezinin en alt katında bulunuyor. Giriş ve bir yerli içkinin 10 TL olduğu bu yerde saatin 4 olduğundan haberimiz bile olmadan ayrıldık. Çıkan grup ve Glow o kadar güzel olmasa da bizlerin eğlenmesine engel olamadı elbette.Öğleye doğru başladığımız Pazar gününü güzel bir kahvaltıyla ödüllendirmek istedik. Meşhur Acıktım’a gittik. Bizim öğrencilik yıllarımızdaki yeri daha küçük olmasına rağmen şimdiki yeri eskisiyle asla yarışamaz. Eskiden Porsuk Çayı’nın kenarında menemeninizi tadarken şehrin koşuşturmasından bir nebze olsun kopabiliyordunuz. Şimdiki yerleri çok daha büyük ve çok daha modern olsa da eskiyi bilenler anmadan edemiyor sanırım. Yeni yerleri Varuna Cafe’nin hemen karşısında (Eskişehir bu kadar büyük işte). Pazar günü en yoğun saatte gittiğimizden olsa gerek 15 dakika beklememize rağmen yer bulamadık ve sabırsız İstanbul vatandaşları olarak ayrıldık mekândan. Çok büyük bir hata yaptığımızı ise gittiğimiz Viva Cafe’de anladık. Servisin, garsonların ve menünün bu kadar kötü olduğu başka bir yer daha görmedim. Bu kötü hatıraları unutmak istediğimden bu kısmı direk geçmeyi daha uygun buluyorum.Eskişehir’de dostlarımızla birlikte olmaktan büyük keyif aldık. Tantuni yemeyi, Arka Bahçe’de oturmayı, Taps’te bira içmeyi ve Haller Gençlik Merkezinde nargile tüttürmeyi bir dahaki sefere bırakarak akşam dönüş yoluna koyulduk. “Türk gibi başla, Alman gibi devam et, İngiliz gibi bitir.” deyimini unutarak dönüş biletini almayı unuttuğumuzdan gezimizi Türk gibi bitirmek zorunda kaldık. Çünkü heyecanlı olan bizler sadece gidiş biletini almıştık ve dönüş biletini almamız gereken zamanlarda, şehrin özlemine kendimizi kaptırdığımızdan eğlenmeye devam ediyorduk bu nedenle de dönüşümüz malesef otobüsle oldu. Yaptık bir hata ama pişman değiliz. Otobüs yolculuğu bile dönüş yolunda keyfimizi kaçıramadı.İstanbul’dan beraber yola çıktığım Ayşe’yi bu yolculukta çok daha iyi tanıdım. Gerçektende söylendiği gibi yolculuktaki paylaşımı çoğu zaman başka yerde yaşayamıyorsunuz. Kendisine ve bizi Eskişehir’de eğlendirmeyi görev edinmiş dostlarımız Can ve Hülya’ya da teşekkürlerimi sunarım. Hayat gerçekten de dostlarla güzel.

14 Nisan 2009 Salı

Atlas Dergisi'nden Haber Var!


Atlas Dergisi;


Her ay heyecanla beklediğim, Genel Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek bu ay ne yazmış diye köşesi ile buluşmak adına dergi sayfalarını özenle çevirip, okumaya başlayıp da yazının bitmesi ile nasıl bir ruh haline bürünerek bu kadar muhteşem hazırlanmış bir dergi olduğudunu kanıtlar Atlas!


Hep kıskanırım burada çalışanları. Gerçeleşmese de benim de çalışmak istediğim bir yerdir. Yazılarımızın yayınlanması hayal gibi gelir.


İnternetten de takip ederim ama somut olarak hissedemem yayınlarını. İnternet sayfasından keşfettiğim bir bölüm var, okur yazıları bölümü. Okur yazıları bile özenle seçilmiş, okumaya değer.

Ben de şansımı denemek isteyip, Mart ayı başında bir yazımı göndermiştim. Birkaç gün sürekli sayfayı kendi yazımın yayınlanmış olacağı ihtimaline karşılık sıklık ile kolaçan etmiştim. Öncesinde de ziyaret ediyordum ancak, yazımı gönderdikten sonra bu fazlalaşmıştı. İşte bu benim için kısa sürdü ve sayfayı olması gerektiği gibi takip etmeye başladım.


ekte bulunan link bugün mail adresime atlas ekibi tarafından gönderildi. Çok şaşırdım ve sevindim; sizleri de davet ediyorum!




Sevgiler.

13 Nisan 2009 Pazartesi

Gezdikce.com



İnsanoğlu bu, olumsuzluklar karşısında daha bir hırslı davranıyor, ya da yaptığı işe çomak sokmak isteyenlere karşı inadına başarma hırsı ile dolup taşıyor.
http://www.gezdikce.com/ grubumuzdaki gezileri organize etmek adına bir turizm firması ile fikir alışverişinde bulunuyorduk. Onlar bizim için gezi organizasyonu hazırlıyor, biz de gezdikce grubu üyelerimiz ile gezilere katılıyorduk. Firma ile tanışmamız da kendilerinin bize ulaşması ile gerçekleşti. Çanakkale gezimizi de kendileri ile organize etmiştik. Diğer İstanbul gezilerimiz için de fikirler almış, en son geçtiğimiz hafta sonu Haliç gezimizi de bu firma ile planlamıştık. Ancak yeterli kişi sayısı oluşmamış, bu yüzden de firmanın organizasyon yaptığı bu geziyi bu nedenle iptal etmek durumunda kalmıştık. Ancak bazı üyelerimiz bu geziyi gerçekleştirmek istediler ve gezi için katılım az da olsa biz bize bir gezi olacak bir gezi gerçekleştirmeyi planladık. Ve rehberlik görevini de kendi aramızda paylaştık. Gezi programında bulunan tarihi ve kültürel yerleri araştırıp, okumalar gerçeleştirdikten sonra, en azından bu gezide nereyi gezdiğimiz hakkında az çok bilgimiz olacaktı.
Ancak ne oldu ise bu geziyi iptal edip, kendimiz planladığımızda anda olanlar oldu... Yukarıda bahsettiğim firma, sitemize izinsiz olarak bu gezinin iptal olduğunu açıklama gereği duymuş, sonrasında da terbiyesiz olarak nitelendirilecek şekilde tamamen bu işten para kazanmak amaçlı olduklarını belirten seviyesiz pek çok açıklama da bulunmuşlardı.
Bu yazılanlardan habersiz Gezdikce kurucuları olarak başka bir organizasyonu gerçekleştiriyorduk. "Olumsuz olaylar sizlere olumlu olarak döner" denir ya! Bu sözü kanıtlarcasına, gezdikce üyemiz sevgili Gözde saatin geç olmasına ragmen bize ulaşmış ve sitemizde hoş olmayan bu açıklamaları bize haber vermişti. Bu noktada anladık ki, gezdikce artık bir grup olmayı başarmıştı. Bu da bize doğru yolda olduğumuzu kanıtlıyordu. Üyelerimiz bir grup olduğumuzun bilincinde gezdikce’ye sahip çıkıyorlardı.
Ertesi günü gerçekleştirmeyi planladığımız Piyerloti’de kahvaltı sonrası Haliç çevresi kültür gezimiz için daha bir hırslanmıştık.
Öncelikle belirtmek istiyoruz, bizim için önemli olan şey gezilerimize aynı ruha sahip daha çok kişinin katılıyor olması, bu yüzden ticari amaç gütmeksizin, çok cüzi rakamlarla daha çok yer gezme amacında olduğumuzdur.... Ve bu yüzden de İstanbul gezilerimizi elimizden geldiğince ücretsiz gerçekleştirme çabasında olacağımızdır. Sadece üyelerimizin ekstra ücretleri kendilerine ait olacaktır.

3 Mayıs Pazar günü http://www.gezdikce.com/ olarak Ayasofya’yı keşfe çıkıyoruz. Gezdikce üyemiz ve aynı zamanda kokartlı rehber olan Serhat Engül bize Ayasofya tarihini anlatarak, unutulmayacak bir gezi olacağı inancındayım; ben daha önce Serhat ile Ayasofya’yı gezme fırsatını yakaladım, sakın siz kaçırmayın.

Keyif dolu gezilerimizin olması dileğiyle,

Sevgiler...

11 Nisan 2009 Cumartesi

Benimki gezgince bir heyecan!




Uzun süre oldu yazmayalı, ama tembellik değil benimki, o kadar yoğun bir program üzerinde çalışıyoruz ki, Gezdikce.com bu anlamda en geçerli nedenim oldu...

Bu sayede daha çok okur oldum. Yapılacak gezileri organize etmek, bu anlamda tarih okumamı zorunlu kılıyor. Aslında bu benim için bir gereklilik de değil, bi lakis en büyük zevk!.

İlk gezimizi Gelibolu Yarımadası ve Çanakkale’ye gerçekleştirdik. Bizle aynı ruha sahip 15 gezgin üyemiz ile Çanakkale bizi büyüledi.

İnsan hayatında heyecan hiç tükenmesin düşüncesindeyim. Sabah gözlerini açtığında eğer içinde merak ve heyecan duygusunu taşımıyorsan, o gün ancak zamanı doldurmak adına varlığını devam ettirebilirsin! Devam eden bugün içerisinde de hiç birşey sana heyecan vermez hal alır. Rutin olmayan ama rutin olduğunu sandığın heyecanlar kaçıp gider avuçlarından. Aslında yaşamın ta kendisidir sana heyecanı yaşatacak olan şey. İşte bu yüzden de fark edemediklerini kendin bulmasın ki, mesafelerin yakınlaşsın sana doğru...



Bu söylemler biliyorum ki hiç birimize yabancı değil. Çoğu zaman karşımıza farklı örnekler ile çıkıyor. Benim de bildiğim ve çoğu zaman uygulayamadığım sözlerdir bunlar hep...

Ama hafta sonu Tv izlemeye yeltenirken, bir nevi kanal kanal dolaşırken, gözlerim biranda fal taşı gibi açılıverdi... Hatırladınız ise İş Bankası’nın uçuş kartı reklamından bahsediyorum. İçimi en çok acıtan ve tokat gibi düşüncelerime çarpan şey de; gün boyu varlığımızı devam ettirmeye çabaladığımız iş ile ev arası mesafenin aslında fark edemediğimiz ufacık bir çizgiden ibaret olmasıydı.. Ben de nerdeyse bu aralar işime yakın bir eve taşınmayı planlıyordum, şaka bir yana pek çoğumuzun hayatı da bu düzlem üzerinde devam etmiyor mu? Belki de hayatımızın merkezi saydığımız işmiz bizi pek çok şeyden soyutluyor da haberimiz yok! Herşeyi ama herşeyi rutin varlıklar listemize dahil ediyoruz...


Heyecanın ne kadar önemli olduğu da burada başlıyor benim için, heyecansızlık duygusu ile bu saydığım şeylerin bizi kilit altına hapsetmesine, sonra korkak birer birey haline gelip, risk almaktan korkuyoruz.


İşte bu yüzden bir anda gezdikce grubunu oluşturma fikri çıktı Çiğdem Bilgiç Ersoy ile.... Bu fikirden sonra normal bir günün sonunda işten eve gitmek bana heyecan verir hale geldi, çünkü yapılacak o kadar çok iş var ki... Eminim sizin de hayata dair yapmak istediğiniz çok planınız vardır.



İşte Çanakkale gezisinde de bunu fazlasıyla yaşadım ben.

Bu gezi ile bağlantılı bahsetmek istediğim bir kişi var; Esra Doğruyol! Kendisi ile tanışmam iş sayesinde olmuştu. Çalıştığım kurumda bir nevi benim müşterimdir. Esra’ya gezdikce grubundan ve gezilerimizden bahsettiğimde aynı heyecan ile "ben de varım" demişti! Ve gezi günü geldiğinde söz verdiği gibi bize katıldı. Teşekkürler Esra Doğruyol!

Sayısız kere Çanakkale’ye gitmişimdir ve Tarihimizi gezme fırsatını yakalamışımdır. Yine de 28 Mart Cumartesi sabahı gezi için uyanmak ve sanki ilk kez buraları gezecekmişim hissini yaşamak yaşamda heyecanın önemini bir kez fark ettirdi.
Bahsettiğim heyecan bu işte....


İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...