Gnothi Seauton 🌻
8 Mart 2025 Cumartesi
8 Mart
Kadın Üzerine – Nazım Hikmet
Kimi der ki kadın,
uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın,
yeşil bir harman yerinde
dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayâlimdir,
boynumda taşıdığım vebâlimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran,
kimi der ki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu;
ne döşek, ne köçek, ne ayâl, ne vebâl.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim, hayat arkadaşımdır.
Nazım Hikmet
⸻
8 Mart Üzerine Bir Düşünce
Bugün neden 8 Mart diye düşündüm ve kendimce bir araştırma yaptım.
Öncelikle 8 rakamının anlamına baktım:
• Çift kare ile ifade edilir ve dayanıklılığı simgeler.
• Dörde bölündüğünde bile dengeyi korur.
• Doğum sayısı olarak 8, iş demektir.
• Kararlılığı ve büyük başarıları temsil eder.
• Güçlü liderlik yeteneğini ve stratejik zekayı simgeler.
Sonra Mart ayına baktım:
• Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 3. ayıdır ve 31 gün çeker.
• Eski Roma’da “Martius”, savaş tanrısı Mars’a adanmıştır.
• Tarihte birçok önemli olay Mart ayında gerçekleşmiştir:
• 21 Mart, Türk kültüründe yılın ilk günü sayılır ve Nevruz Bayramı olarak kutlanır.
• 12 Mart Muhtırası (1971): Türk Silahlı Kuvvetleri’nin verdiği bir muhtıra.
• 31 Mart İsyanı (1909): II. Meşrutiyet döneminde çıkan ayaklanma.
Dünya Kadınlar Günü’nün 8 Mart’ta kutlanmasının tesadüf olmadığını fark ettim. Kadın, tarih boyunca sadece bir kimlik değil, bir denge unsuru, bir mücadele, bir emek ve bir hayat kaynağı olmuştur.
23 Şubat 2025 Pazar
Güvenli Şehir: Dubai
Dubai: Güvenliğin ve Konforun Şehri
Dubai, yeniliklerin şehri. Orada gördüğüm her şey için “Bunu da mı yapmışlar?” diye düşündüğüm anlar oldu. Şehri ziyaret edenler için her detay ince ince planlanmış, hizmet sektörü aksaksız işliyor ve turistlere kusursuz bir deneyim sunuluyor. Her şey düşünülmüş, alternatifler bol, görsellik ön planda ve herkesin kendini özel hissetmesi sağlanıyor.
Ancak beni en çok etkileyen şey bunlar değildi. Seyahatimin son gününde yaşadığım bir olay, Dubai’nin farklı bir yönünü deneyimlememi sağladı. Yurt dışında başınıza gelebilecek en kötü durumlardan biri pasaportunuzu veya telefonunuzu kaybetmektir. Ben de bu talihsizliği yaşadım: Telefonumu kaybettim. İlk başta paniğe kapıldım. Nerede düşürdüğümü hatırlamıyordum ve bulmak için aradığımızda telefonum kapalıydı. Arkadaşım, bu durumda bulmanın neredeyse imkânsız olduğunu söyledi. Bende moraller baya aşağı geldi.
O gün alışveriş yaparken telefonumu bir mağazada unuttuğumu düşünüyordum. Hemen mağazaya gidip sorduk ama bulamadılar. AVM güvenliğiyle iletişime geçtik, form doldurduk. arkadaşımın telefon numarasını aramalark için bıraktık. akşam katılmamıs gerekli bir program olduğundan Avmde beklememe kararı aldık ve otele doğru yola çıktık. Ben yeni telefon almayı düşünürken, arkadaşımı avm güvenliği aramış ve telefonumun bulunduğunu söylemiş. Sağolsun ilgili kişi akşam bulunduğumuz noktaya telefonu getirebileceğini söyledi ve akşam telefonum eksiksiz ve çalışır halde bana teslim edildi.
O an büyük bir rahatlama hissettim ve Dubai’nin güvenlik konusunda ne kadar ileri bir seviyede olduğunu bizzat deneyimlemiş oldum. Bir şehirde en önemli unsurun güvenlik olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu. Telefonumu kaybettiğim an hissettiğim çaresizlik ve stres, güvenlik ekibinin hızlı çözümüyle bir anda kaybolmultu. Arkadaşım ise “Helal para ile alınan şey muhakkak sahibine döner.” diyerek bu durumu biraz daha mizahi bir şekilde yorumladı.
Sonuç olarak, Dubai sadece lüks ve gösterişten ibaret bir
şehir değil; aynı zamanda düzenli, güvenli ve huzur veren bir şehir. Eğer bütçenize uygunsa, Dubai gezisi kesinlikle görülmeye değer. Bizim gezimiz dolu dolu geçti, ancak onu anlatmak başka bir yazının konusu olacak.
sevgiler
10 Aralık 2024 Salı
Değer Bilmek
“Değer bilmek; kaybedince arkasından ağlamak değil, yanında iken sımsıkı sarılmaktır.”
Mevlana
En sevdiklerimizi en kolay incittiğimiz doğru değil mi? Nasıl olsa bizi çok seviyorlar. Ne olursa olsun bizimle kalacaklar. Onlar bizim ailemiz, eşimiz, sevgilimiz. Bize kızsalar bile, asla gitmezler. Affederler… değil mi? Bir ömür boyu bize tahammülleri vardır. Kızsak da, arkalarını dönüp gitmezler… değil mi? Bazen, ne kadar kolaydır… Ne kolay sinirler tepemize çıkar… Sözler ağzımızdan dökülür… Kapılar çarpılır… Telefonlar kapatılır… Bunlar sesli tepkiler. Bir de sessiz olanlar vardır: Görmezden gelmek, yokmuş gibi davranmak… Özür dilenir ve geçilir her defasında… Sevginin gücü denir… Affedilir… çünkü öncesinde de affedilmiştir. Ya da sessiz kalınmış, sabır gösterilmiştir. Değişen nedir peki? Değişen yoktur. Değişmeyen bir şey vardır: O da sevgi ve değer, kıymet bilmek. Sahte olmayan, tüm samimiyetiyle sunulan sevgi ve kıymet. Bizi sevenin kıymetini yeterince biliyor muyuz? O elimizi tutan kadının ya da adamın, bizi her şeyin üzerine sevdiğini biliyor muyuz? Peki onların da böyle bir sevgiyi hak ettiğini… Şu hayatta en şanslı insan, sabırla sevilen, emekle sevilen, ne derse desin sevilen ve her defasında affedilen insandır. Yıllar geçtikçe güzelleşip, olgunlaştığını fark ettiğin insan… Başka birine gözü kaymayan, tek kişiyi sevmeyi beceren insan. Kıymet bilmek, aslında pek çoğumuza göre göreceli bir kavram. Değer nedir? Kendine gösterdiğin özeni başkasına aynı şekilde sunabilme becerisidir. Esirgemeden, eksiltmeden, yalan söylemeden, incitmeden, çıkar gözetmeksizin. Eğer kendimize bu yaklaşımı sergilemiyorsak, başkasına da sunmak imkansızdır. Her şeyi kaybetmeyi göze alabiliriz. Para, ev, araba, eşya… Fakat tek kayıp, kendini kaybetme korkusudur. Kendi kıymetini bilirsen, kaybetme korkusu sevginde de olmaz. Kızgınlıklarını dizginlersin, ses tonunu ayarlarsın, emek verirsin, en önemlisi sevgi verirsin… Her ne olursa olsun, geç olmadan kıymet bilin… Etrafınızda sizin kıymetinizi bilen ve değer veren biri varsa, şanslısınız. Buna sahip çıkın. Bu dönemde samimi, içten ve kendi gibi olan insan, ender bir kişidir.
8 Aralık 2024 Pazar
Enerji
Eskilerden kalma bir söz vardır; “deli mıknatısı gibiyim” diye.
Hayat, düşüncelerimizin ve enerjimizin dışa yansımasıyla şekillenir. Gün içinde hepimiz bunu deneyimleriz; bazen olaylar ya da durumlar üst üste gelir, bazen de hiç beklemediğimiz anda doğru kişi veya olaylar hayatımıza dahil olur. Bu, düşünce atmosferimizde yarattığımız çekimin bir sonucudur. Çekim Yasası bu durumu şöyle açıklar: Kendimiz hakkında dışa vurduğumuz güçlü enerjiyi tekrar kendimize çekeriz. Kuantum fiziği bunu bilimsel olarak da açıklar; düşündüğümüz her şey, temiz bir zihinle odaklandığımızda hayatımıza dahil olabilir. Evren o kadar sistematik ve düzenli işler ki, “zor” dediğimiz hiçbir şey aslında imkânsız değildir. Önemli bir sınavdan 100 kişi başarılı olmuşsa, bu 100 kişiden biri olmanızı engelleyecek hiçbir şey yoktur. En zeki kişi olmayabilirsiniz, ancak başarı her zaman mümkündür. Etrafımızda yarattığımız enerjilerin sinyalleriyle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Bu sinyaller farkında olsak da olmasak da gün içinde hareketlerimizi ve seçimlerimizi yönlendirir. Bu gücün ve değişimin bir parçası olduğumuzu anlamak, hayatımıza yön vermek için önemli bir adımdır. Bu konuyla ilgilenmeye başlamamın ilginç bir nedeni var: Dün, bir arkadaşım çantasından bir tohum çıkardı ve aynı ortamda bulunan birine hediye etti. Tohum, bir düşüncenin somut hali gibidir. Onu eker ve filizlenmesini beklersiniz. Ancak bu sıradan bir bekleyiş değildir; emek verirsiniz, ilgi gösterirsiniz, hep aklınızda olur. Bir şeyin ortaya çıkmasını ve onu görmeyi istersiniz. Hepimizin tercihlerine göre farklı tohumlar vardır. Kimimiz domates, kimimiz biber, kimimiz çiçek, kimimiz ise hurma ekeriz. Ancak her zaman bir istek ve bir niyet vardır. Hayatımız, bu tercihlerimizle şekillenir. Çocukluğumuzdan itibaren oluşturduğumuz çevre, insanlar ve koşullar, tamamen bizim eserimizdir. Ektiğimiz tohumlar bazen sevdiğimiz bir insan, bazen işimiz, bazen evliliğimiz, bazen de sorumluluk duyduğumuz başka bir şey olabilir. Burada çok önemli bir nokta var: Olumlu yanlarını gördüğümüz her şey, bize artı bir değer katar. Bu, filizlenen bir bitkinin yeni dallar ve çiçekler vermesi gibidir. Olumsuzluklarla ilgili karar verdiğimiz anda bile bir değişim başlar. İnsanın kendini bilmesi, seçimlerinin sorumluluğunu alması ve bu doğrultuda ilerlemesi, yaşam kalitesini artırır. Hayat, kendimize yaptığımız yatırımlarla şekillenir. Eğer içsel farkındalık ve doğru bir niyetle hareket edersek, yaşam bize istediğimizden fazlasını sunabilir. Unutmayalım, hayatımız tamamen kendi seçimlerimizden ibaret.
5 Aralık 2023 Salı
Özgün Olmak
Üzerinde durma cesareti gösteremediğimiz fikirler, yabancılaşmış bir görkemle bize geri döner.”
Özgünlük, belki de insana dair en kıymetli özelliklerden biri. Çoğunlukla çocukluk dönemimizde özgünlüğün en saf halini taşırız. Ancak büyüdükçe, birilerine benzemeye, onları örnek almaya ve kendi doğamızdan uzaklaşmaya başlarız. Kimliğimizi çoğu zaman özenti, beğeni ya da taklitler üzerine inşa ederiz. Hem içsel hem de dışsal dünyamızda bu eğilimi görmek mümkün.
Peki, nasıl özgün olabiliriz? Kendine has bir birey nasıl olunur?
İlk adım cesaret olmalı. Kendin olmak cesaret ister çünkü. Ardından dürüstlük gelir. Ne arıyorsan, önce kendinde araman gerektiğini fark etmek önemlidir. “Yıldızın kendinde saklı,” demişler. Hiç düşündünüz mü, bize ait bir parmak izimiz, eşsiz bir ses tonumuz varken neden hala özgün olamıyoruz? İyi ya da kötü yanlarımızla kendimize güvenemediğimizden olabilir mi?
Hayatımız, mükemmel olma çabası ve başkalarına özenmekle geçiyor çoğu zaman. Ama eğer gerçekten kendimize dönersek, durup kendi sesimizi dinlersek, işte o zaman etrafımızdan ayrışabiliriz. Çocuklukta olduğu gibi, değil mi? O zamanlar, “çok yaramaz,” “çok neşeli,” “çok sessiz,” ya da “çok sıcakkanlı” gibi net tanımlamalarla bilirdik kendimizi ve başkaları bizi. Kim olduğumuz belliydi. Ama büyüdükçe bu netlik kayboldu ve kimliklerimiz birbirine benzedi.
Bir dostum bana geçenlerde, “Sen güven dolusun,” dedi. Ne yaparsam yapayım, güven veren biri olduğumu söyledi. Bir başka yakınım da benzer bir tanım yapmıştı. Bunun özgünlükle bir ilgisi var mı bilmiyorum ama aynı çizgide kalmayı başardığımı fark ettim. Belki de özgünlük, farklı bakış açıları geliştirmekle ve bu bakış açılarını her koşulda kaybetmemekle ilgilidir.
Kişi kendini tanır ve hislerini bilir. Ve bu hislerin sorgusunun sadece kendine ait olduğunu da… Bazen yaptıklarınız yanlış anlaşılabilir, ama sırf başkaları istiyor diye, kendinize yanlış gelecek bir şeyi yapmazsınız, değil mi? İşte anahtar kelime bu: Başkalarının neyi önemsediği değil, sizin neyi önemsediğiniz.
Özgün olmak için çabalamayın. Kendinizi tanıyın, cesaretinizi artırın ve olduğunuz hali koruyun. Kendi olabilen, mutlu olmayı da başarır.
12 Temmuz 2023 Çarşamba
Tekrar Buradayım :)
Uzun Zaman Olmuş…
Uzun zaman olmuş blogda yazı yazmayalı. Bu süreçte neler oldu acaba? :) Hepimiz için son üç yıl zor geçti, şüphesiz. Pandemi denilen, daha önce hiç bilmediğimiz bir durumu deneyimledik. Ve bunu tüm dünya birlikte yaşadı.
Peki, hayatımızda ne değişti? Ne değişmedi ki! :)
Öncelikle dip dibe olmamayı öğrendik. Sırada beklerken ensende soluğunu hissettiğin insanlar artık biraz daha ötede sıraya girmeyi öğrenmiş olabilir. Ya da artık mecburi tokalaşmıyoruz. Aklımızdaki soru şu: “Ben ne bileyim, sen elini yıkadın mı?”
Bir başka örnek; artık yanak yanağa öpmüyoruz. O yanak yanağa öpüşme alışkanlığı başlı başına ayrı bir konu zaten! Mecburen terk ettiğimiz, ancak pandemiyle birlikte özgürlüğünü kazandığımız bu gibi konular bana kalırsa olumlu oldu.
Olumlu olmayan kısım ise dikte edilen zorunlu yasaklardı. Hem duygusal hem de fiziksel olarak kısıtlanan özgürlüklerimiz…
Pandemi bitti ve biz ilginç bir şekilde normal yaşamlarımıza geri döndük. Peki değişen ne oldu? Yani pandemi bitti, her şey orada mı kaldı? Bu soruyu cesaret edip soran kişiler pandeminin devam ettiği dönemde sormuştur diye düşünüyorum. Sormayan ise zaten sırada ensende veya dibinde bekliyordur. Bu kadar basit bir durum! Hem fiziksel hem de ruhsal anlamda “pis” olmaya devam ediyordur. Kaçın! :)
Sanırım pandemide bu tür şeyleri sorgulayan kişilerden biriyim. Pandemi öncesi ne güzeldi; sosyalsin, geziyorsun, tozuyorsun, yiyorsun, harcıyorsun, planlıyorsun, paran var, tüketiyorsun… Tüketmek duyguları saklamak için oldukça etkili bir yöntem. Moralin mi bozuk? Çık, dolaş, birkaç şey al; modun değişsin. Müdahale eden yok, değil mi? Her şeye sen karar veriyorsun.
Ancak pandemide ne oldu? Hasta olacaksın, sosyal olamayacaksın, tehlikedesin… Tehlike, insanı korkutan en büyük duygu değil mi? Üstelik bilmediğin bir şeyden korkmak çok daha zor. Bir anda sokağa çıkma yasağı geldi. Belli bir saatte dışarıda olabilirsin, o da sadece markete gitmek için!
Ben de dışarıda biraz daha fazla kalabilmek adına en uzak markete gitmiştim. Elimde poşetler, ayağımda spor ayakkabılar… Şimdi düşününce tuhaf geliyor ama o dönem için gayet normaldi. Durum vahimdi, evet, ama bu cesaret duygusu kendi içimizde çözüm üretmemizi sağlıyordu.
Sonra evden çalışma başladı. Bu bile geçmişe kıyasla çok büyük bir adım. Çalıştığım sektör, ofis dışı çalışmaya pek izin vermezdi. Hasta da olsan işe giderdin. Ama olabiliyormuş! Evden çalışmaya uygun bir düzen hazırlanabiliyormuş! Pandemi haberlerinin yoğunlaştığı ve herkesin paniğe kapıldığı o süreçte, bir ay gibi kısa bir sürede uzaktan çalışma sistemi oturdu.
Ardından görüntülü toplantılar başladı. Sen evde kendi hayatını yaşarken bir anda toplantıya katılman gerekiyordu. Peki, ne yapacaksın? Fiziksel olarak görüntün uygun değilse de ekran başına geçtin. Hepimiz yaşadık bunu. Pijamalarla toplantılara katıldık. Zamanla, bu da önemsenmez oldu.
Pandemi bana çok şey öğretti. Değişen davranış kalıplarına ve yeni yaşam şekillerine uyum sağlamak zorunda kaldık. Uyumlu gibi görünsem de sürü psikolojisine hemen adapte olabilen biri değilimdir. Herkesin her şeyi hemen kabullenmesini anlamak bana her zaman güç gelmiştir. Hep bir itirazım vardır. Bu süreci biraz da komediyle ele almaya çalıştım. Ancak yaşadığımız, hiç de normal olmayan bir dönemdi.
Sonuçta ne kazandık, ne kaybettik, biz biliyoruz. Benim kazandıklarım, bu yıl hayatımı kökten değiştirdi. Farkındalığımı doğru noktada sağladığım ve bunu kullandığım için kendimi şanslı hissediyorum. Umarım hepimiz için bu değişim olumlu ve iyi gelmiştir.
Tokalaşmayın kardeşim! :)
23 Mayıs 2020 Cumartesi
Kutlama
Ne planlar yaptık. Ne umutlar sunduk kendimize. 2020 bambaşka bir yıl olacaktı. Dolu dolu seyahat olacaktı. Uçak biletleri alındı, gidilecek şehirler seçildi. Bunlar için özenle alışveriş bile yapıldı. Ne umutlar vardı değil mi? Planlar? Bekleyişler?
İşte hayat şimdi başladı bizim için. Ve hayat dediki; bekleme! Umudunu şuan yaşa... ve yaşayabileceklerin için zamanı harca... hayat biriktirilecek kadar uzun değil... hayat kurallara sığacak kadar da uzun değil. Takılma, bekleme, dinleme, kalbinin attığı her anı bil, gerisi gerçekten bomboş....
daha çok yazacağım elbet, şuan biriktirdiğim tek şey kelimelerim...
Geçen yılki dileğim ile bu yılki dileğim çok farklı... öğreniyoruz , en güzelini öğreniyoruz,
Öyle mutluyum ki dilediğim anda gerçekleşen dileklerimiz olsun hayatımızda... neden mi? Hayat dileklerin beklenmesi için çok kısa ve değerli...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
8 Mart
Kadın Üzerine – Nazım Hikmet Kimi der ki kadın, uzun kış gecelerinde yatmak içindir. Kimi der ki kadın, yeşil bir harman yerinde dokuz zil...
-
Yaşama tarafsız gözle bakıldığında, hiçbir kuralsızlık, dağınıklık veya katı bir kuralcılık görmeyiz. Kainat herkes için aynı şekilde yaratı...
-
Etekleri Zil Çalmak Osmanli'da gayrimuslimler (hamamlarda saniyorum) giysi uclarina minik çanlar takmak ve yürüdüklerinde yerlerini bell...
-
Üzerinde durma cesareti gösteremediğimiz fikirler, yabancılaşmış bir görkemle bize geri döner.” Özgünlük, belki de insana dair en kıymetli...