BüyükAda Gezdikce

19 Kasım Cumartesi,
Bugün gezdikçe ekibi olarak BüyükAda’ya gidiyoruz.
BuyükAda’ya kaçıncı kez gidişim bilmiyorum, ancak en sevdiğim gezi yerlerinden birisidir burası
Sabah 09:30’da kadim gezdikce üyeleri Derya ile Aytaç beni evden alıyorlar . Cumartesi günü bu saatlerde İstanbul’da trafik yok, bizim yolumuz da Kabataş’a doğru olacak. Buradan deniz otobüsü ile BüyükAda’ya geçiş yapacağız. Deniz otobüsünün kalkmasına daha vakit var ve biz de bu vakti Kahve Dünyası'nda kahvelerimizi yudumlayarak harcıyoruz. Burada bizle birlikte bir önceki iş yerinden yöneticim olan Ali Kürşad Aydın ve yine bizler gibi finans sektöründe çalışan ve bugün tanışma fırsatını yakaladığım Songül bize katılacak. Bu noktada( Avrupa Yakasında) toplamda beş kişi olacağız. Bostancı/Anadolu Yakası'ndan da, Atakan bize dahil olacak. Gezdikce grubu olarak bugünde daha kalabalık olacaktık ancak diğer üyelerin katılma durumlarında birkaç aksilik oluştu. Bu nedenle de toplamda altı kişi olacağız. Aslında bundan da memnunum, kalabalık gezi grupları bazen yorucu olabiliyor.
Derya ve Aytaç’la kahve dünyasında kahvelerimizi içmiş, saat 10:40 gibi de Kürşad bey ve Songül ile buluşmak üzere Kabataş iskelesine yöneldik. Hemen fark edilen iki gezdikçe üyesi fotoğraf makinaları ile bizi iskelede bekleyişteydiler. Kürşad bey, kendisi de gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi sevdiği için sağolsun fırsat buldukça gezdikçe aktivitelerine katılmakta.
Saat 10:50'da gecikmeden deniz otobüsü hareket ediyordu. Çok da kalabalık olmadığı için BüyükAda’ya vaktinde ulaşacaktık. Aytaç ve Derya, bir de ben olunca eğlence/sohbet konusunda sıkıntı yaşamıyoruz.
Saat 11:30’da BüyükAda’ya varıyorduk. Burada Atakan’la buluşup gezimize başlayacaktık. Ancak, Atakan Bostancı’dan kalkacak vapur saatlerinin aksaması nedeniyle biraz gecikecek gibiydi, O’nu beklemek içinde iskele önünde bulunan bir cafede sabah çaylarımızı içmeye karar verdik. Bu sayede de grupta birbirini tanımayan üyeler tanışma fırsatını yakalamış oluyorlardı…
Bu tarz gezilerde en çok sevdiğim şey de budur. Yeni kişilerin ortak paydada bir araya gelebilmesi.. Grup tam da istediğim gibi kaynaşıyordu.
Sabah saatleri olması ve kış mevsimine yaklaşmamız nedeniyle ada çok kalabalık değildi… Ada, yoğun geçen yaz mevsiminden sonra sessiz hallerini yaşamaya başlıyordu belli ki…
Çay keyfinden sonra adayı biraz turlamanın iyi bir fikir olacağını düşündük. Etrafta bulunan esnaf/dükkanlara göz atıyorduk, değişik, gözümüze hoş görünen kareleri de fotoğraflıyorduk… Sonrasında yavaş yavaş küçük ada turuna başlamaya karar verdik. Bugün adayı yürüyerek turlayacaktık, havanın biraz da olsa soğuk olması nedeniyle bisiklet turu yapmamaya karar verdik.
Adada ilk göze çarpan şey araç olmaması, çok özgür olmasa da rahat yürüyüşlerle sokaklarda dilediğinizce dolaşabiliyorsunuz. Özgür olmada da cümlesini kurdum çünkü araçların olmaması, ulaşımı sağlamak amacıyla etrafta fazla fayton olmasına yol açıyor maalesef. Maalesef diyorum çünkü eğer dikkat etmezseniz faytonlar araçlardan daha tehlikeli olabiliyor. Biranda karşınıza çıkıp ya da sakin sakin yollarda yürürken ardınızdan hızla gelebiliyorlar. O nedenle dikkatli olmakta fayda var…
Grupta herkes halinden memnun şekilde yürüyüşün keyfini çıkartıyordu. Ada denilince akla muhteşem görüntüde evler gelir, her evin de ayrı bir görüntüsü ayrı bir konumu vardır. Bana göre tüm evler güzel. Ev adada olsun küçük ya da büyük olsun fark etmez… Biz de bu güzel evleri gözlemliyorduk, acaba diyorduk buradan ev sahibi olabilir miyiz? Arkadaşlar benle komşu olma konusunda biraz düşünceli olduklarını belirttiler, şaka bir yana bu olayda benim tam bir komşu görevinde olacağımdan tedirgin oldular sanırım… “Dostlar bakın yemek yaptım size de getirdim, dostlar bakın çay demledim gibi komşu davetleri olabilirdi :))
Küçük ada yolu ormanlık içerisinden, çam ağalarının kokularında yürüyerek Aya Yorgi tepesine varıyorduk. Geç kalan gezgin Atakan da bize katılmıştı.
Aya Yorgi tepesinde öğle yemeği yemeği planlıyorduk.
İstanbul’a bağlı tüm adaların tarihi etkileyici, Büyük Ada’nın da hepimizin bildiği gibi Aya Yorgi tepesi hakkında geçmiş tarih bilgileri vardır. Ben hem BüyükAda tarihinden hem de Aya Yorgi Tarihinden bahsetmek istiyorum…
İstanbul açıklarında 9 ada bulunmakta. Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada, Sedefadası, Sivriada, Yassıada, Kaşık Adası ve Tavşan Adası. Bizans döneminde saray mensuplarının sürgün yeri olarak kullanılırmış Büyükada. Bu nedenle de buraya Prens Adası da denilmekteymiş. Bu prens adaları İstanbul’un fethiden ancak bir ay sonrasında ele geçirilmiş.
Büyükadanın eski adı Yunanca’dan gelen ve büyük anlamında kullanılan “Prikipo’dur”. Ve burası İstanbul’da bulunan adaların en büyüğüdür.
Büyükada da iki tepe bulunur. Bunlarından birisi Yücetepe ( Aya Yorgi ) 203m yüksekliğinde diğeri de İsa Tepesi ( Hristos ) 164m yüksekliğindedir. Aya Yorgi tepesi Patrikhane kayıtlarına göre 1751 yılında inşa edilmiştir.
Tepede çan kulesinin arkasındaki kilise ise Aya Yorgi Kilisesi’dir ve 1905 yılında inşa edilmiş, 1909 yılında kullanılmaya başlamıştır. Bu kilise Ortodoks kilisesinin otoritesi sayılan başpiskoposluğun Türkiye’ de kabul ettiği kilise olma özelliğini taşımaktadır. Ayrıca bu kilise, Hristiyanların 2 haç noktasından biri (diğeri Meryem Ana) olarak kabul edilmektedir. Kilise her günü ziyarete açıktır fakat özellikle yılın 2 günü ( 23 Nisan ve 24 Eylül ) ziyaretçi akınına uğramaktadır. Hıristiyan inanışına göre, Aya Yorgi’ye yürüyerek çıkanlar “yarı hacı” kabul edilirler. ( Efes’teki Meryem Ana Kilisesi’nin ziyareti ile “Tam Hacı”lık gerçekleşir ). Aya Yorgi Kilisesi, efsaneleri ve hikâyeleriyle de oldukça meşhurdur. Özellikle kiliseyi böylesine önemli bir ziyaret merkezi haline getiren büyük bir efsane vardır.
“Her kim ızdırap yokuşundan çıplak ayakla yürüyüp Aya Yorgi’ye ulaşırsa ve bir şeyi Tanrı’dan tüm yüreğiyle isterse dileği gerçekleşecekti…”
“Er ya da geç…” Denilmektedir.
Efsaneye göre; Bizans döneminde yapılmış olan Aya Yorgi Kilisesi 4.Haçlı Seferi sırasında yağma edilmiş, yakılıp yıkılmış. Bu dönemdeki kilisenin papazları Haçlıların eline geçmemesi için Aya Yorgi ikonasını, adak çıngıraklarını ve kutsal cisimleri toprağa gömmüşler, yağmurdan korumak için de kutsal masayı üzerine kapatmışlar ve böylece adadaki büyük efsane başlamış. Bu olaydan yaklaşık altı yüzyıl sonra Aziz Aya Yorgi adada yaşayan bir çobanın rüyasına girmiş ve kiliseye çıkan yokuşu tırmanmasını, çan sesi duyduğu yerde durup orayı kazmasını söylemiş. Önce rüyayı önemsemeyen çoban 3 gece üst üste aynı rüyayı görünce rüyada denileni yapmaya karar vermiş ve Aya Yorgi’ye doğru çıkmaya koyulmuş. Çoban, büyük ihtimal fakirlikten, çıplak ayakla ve hiç konuşmadan kiliseye tırmanan yolu tek başına çıkmış. Kiliseye yaklaştığı yerlerde rüyasında gördüğü gibi çan çalmış ve çoban durup o yerleri kazıp gömülü cisimleri bulmuş. Üstelik bulduğu kutsal cisimler ilk günkü kadar yeniymiş…
Söz konusu Aya Yorgi ikonası ve diğer kutsal eşyalar Aya Yorgi kilisesinde sergilenmektedir.
Bu efsane üzerine günümüzde de inanışlar devam etmekte ve Aya Yorgi kilisesine çıkan yol, çalılara bağlanmış ipler, üst üste konmuş taşlar ve tırmanırken yolda açılmış makara makara iplerle doludur. Ayrıca en yaygın inanış, bu yolu hiç konuşmadan çıplak ayakla çıkan kişinin dileğinin gerçekleşeceğidir. Yolu bu şekilde çıkan kişi kilise de dileğini dileyip kiliseden anahtar, çan gibi bir obje alarak döner ve inanışa göre eğer bu kişinin dileği gerçekleşirse aldığı şeyi geri götürmesi gerekmektedir. Bir diğer inanış ise yol boyunca bir makara açarak çıkıp ve tepeye kadar ipi koparmadan ulaştıran kişinin kısmetinin açılacağıdır. Kiliseye varıldığında ise Aya Yorgi’de yakılan her mumun inancı simgelediğine, ateşle birleşen mumun ruhları aydınlattığına ve mumdan çıkan dumanın ise insan ruhundaki karanlıkları yok ettiğine inanılmaktadır. Kilisenin içindeki dilek kutusuna atılan kağıt parçaları, yakılan mumlar, gümüş panoya yazılan yazılar, yol boyunca çalılara bağlanan bez parçaları ve daha birçok şey…Hepsi dileklerin gerçekleşmesi için küçük bir umut ve yerli-yabancı, Müslüman ve gayrimüslim sayısız insanı Büyükada’daki bu kilisede buluşturuyor.
Ben 24 Nisan ya da 24 Eylül tarihlerini kaçırmış olabilirdim, Ancak kul dilerse Allah da kabul anlayışında gezdikçe grubumu ardımda bırakarak hiç konuşmadan tepe doğru çıkmaya başlamıştım. Aslında grupla birlikte tepe çıkış yapabilirdim, ancak grupla birlikte olup konuşmadan durmak benim açımdan pek mümkün bir hal değil.
Ben de bir umut hiç konuşmadan tepeye tırmanışı gerçekleştirmiştim. Sanırım kondüsyon bakımından daha iyi bir durumdayım çünkü grup benden çok çok sonra tepeye ulaşıyordu …
Aya Yorgi tepesinde çıktığınızda sizi karşılayan alan muazzam güzellikteki manzaraya sahip bir alan. Yaz mevsimlerinde bu açık alanda dileğiniz kadar keyif yapabilirsiniz. Bizim gezimiz kış mevsimine denk geldiği için kapalı bir alanda manzaranın keyfini çıkartacaktık. Yemek için korunaklı bir kapalı alan yapılmış, Burada ilk göze çarpan sobanın etrafa yaydığı sıcaklık oluyor. Fark etmeden bu yürüyüşte üşümüştük ve bu sıcaklık iyi gelmişti. Yemek siparişlerimizi verip, gezdikçe sohbetlerimizde keyifleniyoruz. Burada ortalama bir yemek yerseniz 20/25-TL gibi kişi başı fiyat ödeyebilirsiniz.
İçeride yanan sobayı bırakıp da dışarı çıkmayı hiç canım istemiyordu…
Buradaki yemek keyfinden sonra Aya Yorgi’den ayrılıyorduk. Bu kez grupla birlikte Yüce Tepesinden iniyorduk. Yine küçük yolu takip edip iskeleye doğru yol alıyorduk. Yol boyunca ben, Derya ve Aytaç okul yıllarımızdan aklımızda kalan fıkraları peşi sıra anlatıyorduk. Hani yaşama dair 40 altın kural vardır ya, bu altın kurallardan bir tanesi yaşamın boyunca adam akıllı üç fıkra öğren kuralını biz fazlası ile yerine getirmişiz meğer... :)
Küçük yol turu üzerinden İskeleye ulaşıyorduk, vapur saatlerini kontrol edip bu süreyi de kahve içerek değerlendirmek adına iskelede kahve içmeye karar veriyorduk.
Gezdikce gezi grubu olarak bu gezimiz de güzel paylaşımlar, hoş sohbetler ile sone yaklaşıyordu.
Ada her daim güzeldir, yaz/kış güzelliği başkadır. İstanbul’a yakın olması avantajı ile de şehir karmaşasından uzaklaşmak amacıyla sıkça gidinilebilecek bir yerdir.
Daha keyifli güzel gezilerimiz olması dileğiyle
Hayat gezdikçe güzel
Yorumlar