Kayıtlar

Anlam Aramak mı, Anlam İnşa Etmek mi?

İnsan hayatının bir döneminde mutlaka durup aynı soruyu soruyor: "Bütün bunların anlamı ne?" Belki bir ölümden sonra, belki bıraktıklarının ardından... Bazen ufuk çizgisine bakarken, bazen de kalabalığın içindeki o garip sessizlik hissinde. Alber Camus genç yaşta söyle yazmış: "Olduğum gibi kalmak istemiyorum ama ne olmak istediğimi de bilmiyorum." Belki insanın en büyük kırılma noktası tam burada başlıyor. Çünkü çoğumuz hayatı yaşamaktan çok, onu çözmeye çalışıyoruz. Gerçi çözen oldu mu bilmiyorum. Bozulan ne varsa atıyoruz çünkü... :) Sürekli bir cevap, eksiksiz bir açıklama arıyoruz. Viktor Frankl'in biz sözü bana hep umut veriyor: "İnsan hayatın anlamını soramaz. Hayat, insana kendisinden ne çıkaracağını sorar." Sanırım emsele hayatın bize ne verdiği değil; bizim yaşadıklarımızdan ne inşaa ettiğimiz.  Hayatın anlamını dışarıda aradığımız zamanlar... Onaylanmak, görülmek, doğru yerde olduğunu hissetmek... Sanki biri gelip sana şöyle desin istiyorsun...

İlişkilerde Dönüşümün İzleri: Gölge Yanın ve Sen

Sosyal medyada, arkadaş çevremde ve kendi düşüncelerimde sıkça karşılaştığım bir konu var: insanın gölge yanı. Hayatta bazı ilişkilerin, sıradan karşılaşmalardan ibaret olmadığını öğrendim. Bazı insanlar hayatımıza bir eşik gibi dahil oluyor. Onlarla kurduğumuz bağ, bizi yalnızca bir başkasıyla değil, çoğu zaman kendimizle de yüzleşmeye davet ediyor. Değil mi? Başlangıçta güvenli ve sıcak görünen yakınlık, zamanla görünmez bir sınava dönüşebilir. Çünkü bir taraf kendi yaralarını saklamaya çalışırken, diğer taraf farkında olmadan daha fazla sorumluluk üstlenmeye başlar. Kendini Gizleyen İnsanın Psikolojisi İnsanın en büyük içsel çelişkilerinden biri, yakınlaşma isteği ile yakınlıktan duyduğu korku arasındaki gerilim olabilir. Bazı insanlar sevmek ister, ama sevgiyi göstermekten kaçınır. Uzmanlar buna  “kaçıngan bağlanma” diyor, çoğu zaman kırılma endişesi ile bu yaklaşım sergilenir. Çünkü sevgi, insanın en savunmasız yanını ortaya çıkarır. Bu yüzden bazıları duygularını saklar...

Nazik Olmanın Getirdiği Herşeyde Varolan Yine Sen Oluyorsun.

Nezaket Nedir? Nezaket, çoğu zaman yalnızca kibar sözler söylemek ya da nazik bir jest yapmakla karıştırılır. Oysa nezaket, özünde karşındakinin varlığını tanımak, ona değer vermek ve yaşam alanını gözetmek bana göre. Basit bir “teşekkür ederim” ya da yol verirken gülümsemek bile bu derin anlayışın bir yansımasıdır. Toplumda Nezaket Anlayışı Ancak toplumda nezaketin yeri zamanla değişti. Bir dönem, “nezaketli olmak” adeta bir erdem ve kültürel normdu. İnsanların hitap biçimleri, davranış tarzları, hatta gündelik yaşam ritüelleri bile nazik bir dille örülürdü. Günümüzde ise çoğu zaman nezaket, yüzeysel bir “etiket” olarak görülüyor; kimi zaman da “zayıflık” ya da “fazla iyi niyetlilik” ile eş tutuluyor. Oysa bu bakış açısı, nezaketin özündeki gücü görememek değil mi? Goethe’nin de dediği gibi:  “Nezaket, zekânın ve kalbin birleştiği noktadır.” Günümüz dünyasında çoğu zaman başarı, güç ve öne çıkma kavramları yüksek sesle gözümüze sokulurken; nezaket çoğu insanın gözünde geri pl...

Bakıyorum ve Görüyorum Ama Nafile Çaba

Çalışmaya ara verince vakti biraz daha özgür değerlendiriyorum. Daha sakin ve programlı geçiyor günler kendi kontrolümde. En azından sağımdan solumdan ne geçiyor diye gözlem yapıyorum. Açıkçası dikkatimi çeken bazı durumlar var. Bunu eleştirisel olarak yazmayacağım. Bu artık bir yaşam dinamiği haline gelmiş. Bundan kaçamıyorsun. Ve müdahale etmek de aşırı yorucu bir yaklaşım. Yine de sakin kalıp durum tespiti ile ele almaya çabalıyorum. Gelelim gözlemlerime :))  Gözlem bir; insanlar sessizliği sevmiyor. Gerçekten sevmiyorlar. Bir kafeye oturuyorsun, müzik son ses. Metroda kulaklık takmamış biri telefondan dizi izliyor. Doğada yürüyüşe çıkıyorsun, hoparlörden müzik açılmış. Sessizlik, sanki tehlikeli bir şeymiş gibi kaçılıyor. Çünkü sessiz kalınca insan kendisiyle karşılaşıyor. Ve belki de bundan korkuluyor en çok. İkincisi, kolay olanı bile yapmıyoruz. Sitede çöp odası var mesela. Toplasan yirmi adım. Kapıyı açıyorsun, şutu kaldırıp çöpü atıyorsun. Elin mi kirlendi? Mimar düşünm...

Zihinsel Sükûnet

  “Bir insan sakin bir zihne ne kadar yaklaşırsa, güce de o kadar yaklaşır.”  Marcus Aurelius Bu cümle, yalnızca bir öğüt değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir içsel yolculuğun özüdür. Güç deyince ilk akla gelen şey, çoğu zaman dışsal bir kudret: mevki, servet, itibar ya da başkalarının üzerindeki etki… Oysa Marcus Aurelius’un Stoacı yaklaşımında güç, dışarıdan değil içeriden doğar. Zihnini yönetebilen biri, hayatın gürültüsüne kapılmadan, kendi iç ritmini duyabilen biri gerçek anlamda güçlüdür. Ama bu “sakin zihin” nedir? Sessizlik mi? Hiç düşünmemek mi? Elbette hayır. Sakin zihin, zihnin boşluğu değil, bilinçli bir duruluğudur. Zihinde yer eden korkular, geçmişin yankıları, geleceğin endişeleri, başkalarının yargıları… Tüm bunların arasından süzülüp geçebilen, onların gelip geçici olduğunu fark eden bir farkındalık hâlidir. Modern dünyada zihnimiz sürekli olarak uyarılıyor. Bildirimler, gündemler, beklentiler, karşılaştırmalar… Her şey bir acele içinde, her şey biraz da...

İçsel Dönüşüm Notları : Bölüm 1 - “Kimsenin Ne Düşündüğü Umurumda Değil” Diyebilmek

  İnsanın kendi sessizliğinde yankılanan en çarpıcı cümlelerden biri şu olsa gerek: “Kimsenin ne düşündüğü umurumda değil.” Bu cümleyi ilk kez düşündüğümde, bir tür duyarsızlık gibi gelmişti. Oysa şimdi, bunun duyarsızlık değil; duyguların, beklentilerin ve kendinden ödün vererek yaşanan yılların arasından süzülüp gelen en sade özgürlük hali olduğunu anlıyorum. “İnsan, özgür doğar ama her yerde zincire vurulmuştur.”  Jean-Jacques Rousseau Zincir dediğimiz şey bazen bir bakış, bazen bir susuş, çoğu zaman da bir iç ses: “Bunu yaparsam ne derler?” O iç sesi susturmak yıllar alıyor. Hele ki kendinden önce başkalarını düşünen, sevilmeye yatırım yapan bir kalbin varsa… Ama sonra bir sabah uyanıyorsun. Aynaya bakarken artık kendine başka bir gözle bakıyorsun. “Ben buradayım.” diyorsun. Başkasının gözündeki yansımana değil, kendi içindeki berraklığa tutunuyorsun. İşte o an, yıllarca örülen kabuğun çatladığı an. “Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü, aslında onların problemi...