Kayıtlar

Kendilik Üzerine

Çalışmak Stresli Sanılıyor… Belki de Asıl Zor Olan Kendinle Kalmaktır. Modern dünya çalışmayı yalnızca bir zorunluluk değil, neredeyse bir kimlik biçimi haline getirdi. İnsanlara ne hissettikleri değil, ne ürettikleri soruluyor artık. “Ne yapıyorsun?” sorusu çoğu zaman “Kimsin?” sorusunun yerine geçmiş durumda. Bu yüzden birçok insan yorulduğunu düşündüğünde ilk olarak işini suçluyor. Oysa bazen insanı en çok yoran şey çalışmak değil; çalışmayı bıraktığında geriye kalan sessizlik oluyor. Çünkü insan yalnızca emeğine değil, rollerine de alışıyor. İş hayatı, ilişkiler, sorumluluklar, günlük koşuşturmalar… Bütün bunlar zihni sürekli meşgul ederken insan kendini duyma ihtiyacı hissetmiyor. Belki de hissetmek istemiyor. Fakat hayat bazen o kimlikleri bir süreliğine geri çekiyor. Bir iş hayatına ara veriliyor, Bir düzen dağılıyor. Ve insan ilk kez gerçekten kendisiyle baş başa kalıyor. İşte tam o noktada birçok kişi bunun adına “stres” diyor. Oysa yaşanan şey bazen korkudan çok daha derin bi...

Belirsizlik ve Modern Yorgunluk

 İnsan artık yorgunluğunu bile yönetmeye çalışıyor.  Ne hissediyorsa hemen anlamdırmak, nedenini bulmak, kontrol altına almak istiyor. Bir mesaj geç geldiğinde, biri uzaklaştığında, birşey yolunda gitmediğinde zihnimiz hemen çalışmaya başlıyor. Çünkü artık sadece yaşamıyoruz; sürekli analiz ediyoruz.  Belirsizliğe tahammülümüz giderek azalıyor.  Oysa hayatın büyük kısmı zaten net olmayan alanlarda geçiyor. Kimse gerçekten ne yaşayacağını bilmiyor. Ama modern insan bunu unutmuş gibi davranıyor. Her şeyi önceden görmek, her ihtimali hesaplamak, hiç bir risk almadan ilerlemek istiyoruz. Aslında şüphe bizi ele geçirdi kabul edelim :)  Ve belki de bu yüzden bu kadar yoruluyoruz.  Çünkü hayat bir matematik problemi gibi çözülmüyor. İnsan ilişkileri de öyle. Bazen ne kadar düşünürsen düşün, yine de bir cevaba ulaşamıyorsun. Ve bir noktadan sonra insanın en büyük yorgunluğu yaşadıkları değil, sürekli zihninde kurduğu ihtimaller oluyor. Özellikle iş ortamlarında bu ...

Anlam Aramak mı, Anlam İnşa Etmek mi?

İnsan hayatının bir döneminde mutlaka durup aynı soruyu soruyor: "Bütün bunların anlamı ne?" Belki bir ölümden sonra, belki bıraktıklarının ardından... Bazen ufuk çizgisine bakarken, bazen de kalabalığın içindeki o garip sessizlik hissinde. Alber Camus genç yaşta söyle yazmış: "Olduğum gibi kalmak istemiyorum ama ne olmak istediğimi de bilmiyorum." Belki insanın en büyük kırılma noktası tam burada başlıyor. Çünkü çoğumuz hayatı yaşamaktan çok, onu çözmeye çalışıyoruz. Gerçi çözen oldu mu bilmiyorum. Bozulan ne varsa atıyoruz çünkü... :) Sürekli bir cevap, eksiksiz bir açıklama arıyoruz. Viktor Frankl'in biz sözü bana hep umut veriyor: "İnsan hayatın anlamını soramaz. Hayat, insana kendisinden ne çıkaracağını sorar." Sanırım mesele hayatın bize ne verdiği değil; bizim yaşadıklarımızdan ne inşaa ettiğimiz.  Hayatın anlamını dışarıda aradığımız zamanlar... Onaylanmak, görülmek, doğru yerde olduğunu hissetmek... Sanki biri gelip sana şöyle desin istiyorsun...

İlişkilerde Dönüşümün İzleri: Gölge Yanın ve Sen

Sosyal medyada, arkadaş çevremde ve kendi düşüncelerimde sıkça karşılaştığım bir konu var: insanın gölge yanı. Hayatta bazı ilişkilerin, sıradan karşılaşmalardan ibaret olmadığını öğrendim. Bazı insanlar hayatımıza bir eşik gibi dahil oluyor. Onlarla kurduğumuz bağ, bizi yalnızca bir başkasıyla değil, çoğu zaman kendimizle de yüzleşmeye davet ediyor. Değil mi? Başlangıçta güvenli ve sıcak görünen yakınlık, zamanla görünmez bir sınava dönüşebilir. Çünkü bir taraf kendi yaralarını saklamaya çalışırken, diğer taraf farkında olmadan daha fazla sorumluluk üstlenmeye başlar. Kendini Gizleyen İnsanın Psikolojisi İnsanın en büyük içsel çelişkilerinden biri, yakınlaşma isteği ile yakınlıktan duyduğu korku arasındaki gerilim olabilir. Bazı insanlar sevmek ister, ama sevgiyi göstermekten kaçınır. Uzmanlar buna  “kaçıngan bağlanma” diyor, çoğu zaman kırılma endişesi ile bu yaklaşım sergilenir. Çünkü sevgi, insanın en savunmasız yanını ortaya çıkarır. Bu yüzden bazıları duygularını saklar...

Nazik Olmanın Getirdiği Herşeyde Varolan Yine Sen Oluyorsun.

Nezaket Nedir? Nezaket, çoğu zaman yalnızca kibar sözler söylemek ya da nazik bir jest yapmakla karıştırılır. Oysa nezaket, özünde karşındakinin varlığını tanımak, ona değer vermek ve yaşam alanını gözetmek bana göre. Basit bir “teşekkür ederim” ya da yol verirken gülümsemek bile bu derin anlayışın bir yansımasıdır. Toplumda Nezaket Anlayışı Ancak toplumda nezaketin yeri zamanla değişti. Bir dönem, “nezaketli olmak” adeta bir erdem ve kültürel normdu. İnsanların hitap biçimleri, davranış tarzları, hatta gündelik yaşam ritüelleri bile nazik bir dille örülürdü. Günümüzde ise çoğu zaman nezaket, yüzeysel bir “etiket” olarak görülüyor; kimi zaman da “zayıflık” ya da “fazla iyi niyetlilik” ile eş tutuluyor. Oysa bu bakış açısı, nezaketin özündeki gücü görememek değil mi? Goethe’nin de dediği gibi:  “Nezaket, zekânın ve kalbin birleştiği noktadır.” Günümüz dünyasında çoğu zaman başarı, güç ve öne çıkma kavramları yüksek sesle gözümüze sokulurken; nezaket çoğu insanın gözünde geri pl...

Bakıyorum ve Görüyorum Ama Nafile Çaba

Çalışmaya ara verince vakti biraz daha özgür değerlendiriyorum. Daha sakin ve programlı geçiyor günler kendi kontrolümde. En azından sağımdan solumdan ne geçiyor diye gözlem yapıyorum. Açıkçası dikkatimi çeken bazı durumlar var. Bunu eleştirisel olarak yazmayacağım. Bu artık bir yaşam dinamiği haline gelmiş. Bundan kaçamıyorsun. Ve müdahale etmek de aşırı yorucu bir yaklaşım. Yine de sakin kalıp durum tespiti ile ele almaya çabalıyorum. Gelelim gözlemlerime :))  Gözlem bir; insanlar sessizliği sevmiyor. Gerçekten sevmiyorlar. Bir kafeye oturuyorsun, müzik son ses. Metroda kulaklık takmamış biri telefondan dizi izliyor. Doğada yürüyüşe çıkıyorsun, hoparlörden müzik açılmış. Sessizlik, sanki tehlikeli bir şeymiş gibi kaçılıyor. Çünkü sessiz kalınca insan kendisiyle karşılaşıyor. Ve belki de bundan korkuluyor en çok. İkincisi, kolay olanı bile yapmıyoruz. Sitede çöp odası var mesela. Toplasan yirmi adım. Kapıyı açıyorsun, şutu kaldırıp çöpü atıyorsun. Elin mi kirlendi? Mimar düşünm...