İstemeyi Bilmek

Bazen insanın en zor söylediği kelime “istiyorum” oluyor.

Çocukken bize çok şey öğretildi. Yetinmek, kanaatkar olmak, fazla istememek, başkasını rahatsız etmemek… Bir şey istediğimizde bunu açıkça söylemek yerine, karşımızdakinin anlamasını beklemeyi de öğrendik. Çünkü istemekle bencillik etmek arasındaki sınır bize pek anlatılmadı.

Sonra büyüdük ama bu alışkanlık bizimle birlikte büyüdü.

Birinin bizi düşünmesini istedik ama söylemedik. Bir davranıştan rahatsız olduk ama sustuk. Daha fazla ilgi, özen, anlayış ya da sadece küçük bir şey istedik; yine de dile getirmedik.

Çünkü içimizde bir yerde şöyle düşündük:

“Ben söyleyeceksem ne anlamı var? Kendisi düşünmeli.”

Oysa insan ilişkileri çoğu zaman bizim zihnimizde kurduğumuz kadar kusursuz işlemiyor. Karşımızdaki insan bizi sevebilir, önemseyebilir, hatta çok iyi tanıyabilir; yine de ne istediğimizi her zaman bilemez.

Carl Gustav Jung’a atfedilen şu söz tam da burada anlam kazanıyor:

“Yalnızlık, etrafında insanların olmamasından değil, önemli bulduğun şeyleri anlatamamaktan doğar.”

Belki de burada asıl mesele istemek değil, istemeyi bir zayıflık gibi görmek.

Bir ihtiyacımızı dile getirdiğimizde sanki değerimiz azalacakmış gibi hissediyoruz. “Bunu istiyorum”, “Bu davranış beni rahatsız ediyor”, “Bana böyle davranılmasını istemiyorum” ya da “Buna ihtiyacım var” demek yerine susuyoruz.

Sonra da söylenmemiş beklentilerimizin karşılanmamasına kırılıyoruz.

George Bernard Shaw’a atfedilen, “İletişimdeki en büyük sorun, gerçekleştiği yanılsamasıdır” sözü de bunu güzel anlatıyor. Bazen konuşmadan anlaşıldığımızı, karşımızdakinin ne hissettiğimizi bildiğini varsayıyoruz. Oysa bizim için çok açık olan bir şey, karşımızdaki için hiç de açık olmayabilir.

Susmak her zaman olgunluk değildir. Bazen yalnızca anlaşılmayı tesadüfe bırakmaktır.

İnsanların bizi kelimeler olmadan anlamasını istemek elbette güzel bir düşünce. Ama gerçek hayat biraz daha başka. İyi ilişkiler yalnızca sezgiyle değil, konuşabilmekle de kuruluyor. Ne istediğini söyleyebilmek kadar, ne istemediğini söyleyebilmek de önemli.

Üstelik dile getirmek, karşımızdakini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak değildir.

İstemek başka, talep etmek başka; talep etmek başka, dayatmak bambaşka.

Belki yetişkinliğin önemli taraflarından biri de tam burada başlıyor: İhtiyacını utanmadan söyleyebilmek ve karşılığında “hayır” duyma ihtimalini de taşıyabilmek.

Çünkü insan kendi isteğini söylediğinde küçülmez. Tam tersine, kendisini saklamaktan vazgeçer.

Ve belki de en önemlisi şu:

Bizi gerçekten anlayan insan, hiçbir şey söylemeden her ihtiyacımızı bilen insan değildir. Söylediğimizde bizi duyan, anlamaya çalışan ve bizim de onu duyabildiğimiz insandır.

İlişki biraz da budur zaten.

Birbirimizin zihnini okumak değil, birbirimize kendimizi anlatabilecek kadar açık olabilmek.

İyi pazarlar , sevgiler, 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nazik Olmanın Getirdiği Herşeyde Varolan Yine Sen Oluyorsun.

İlişkilerde Dönüşümün İzleri: Gölge Yanın ve Sen

kısa ve öz