Bize Gösterilen Alan
Geçenlerde yelken grubu ile tatile çıktım. Grupta yalnızca bir kişiyi tanıyordum, diğerleriyle ilk kez tanışıyordum.
Ben yapı olarak mesafeli biriyim. Eğlenceli ve matrak bir tarafım da var ama bunu her ortamda ve herkese göstermiyorum. Bazen hiç göstermiyorum. İkisi de benim ve ikisinden birinin diğerinden daha “gerçek” olduğunu düşünmüyorum.
Tatilde de bir süre sonra daha eğlenceli tarafım ortaya çıktı.
Gruptaki arkadaşlardan biri buna özellikle dikkat çekti. Bana tiyatro eğitimi almam gerektiğini, böylece “içimdeki yaramaz kişinin” daha fazla ortaya çıkacağını söyledi.
Bunu tamamen iyi niyetle söylediğini biliyorum. Hatta benim için iyi bir şey önerdiğinin de farkındaydım.
Ama benim açımdan ortada ortaya çıkarılması gereken biri yoktu.
Sonra biraz kendimden bahsettim. Aslında onun önerdiği şeyle benim kendi içsel yolculuğumun çok farklı yerlerde olduğunu anlatmaya çalıştım. İleri seviye nefes ve meditasyon eğitimleri aldığımı, bunların bir kısmını yurtdışında yaptığımı söyledim. Bunların hepsi kendi tercihlerimdi. Yani sakin ve mesafeli tarafım değiştirmek ya da aşmak istediğim bir şey değil. Ben bu halimden memnunum.
Yine de önce benim için biraz üzüldüğünü hissettim. Bir süre sonra ise söylediklerimi değerlendirip farklı bir yerden bakmaya başladı.
Bu olay bana başka bir şeyi düşündürdü.
İnsanların bize gösterdiği alanla, sahip oldukları alan aynı şey değil.
Birini tanıdığımızda doğal olarak gördüğümüz kadarıyla değerlendiriyoruz. Mesafeliyse mesafeli, ciddi görünüyorsa ciddi, eğlenceliyse eğlenceli diyoruz.
Sonra o insan başka bir tarafını gösterdiğinde şaşırıyoruz.
Buraya kadar çok normal.
Ama bazen yeni gördüğümüz tarafı o insanın “asıl hali” gibi kabul etmeye başlıyoruz.
“Sen aslında böylesin.”
“Bu tarafını daha çok göstermelisin.”
“Keşke hep böyle olsan.”
Peki neden?
Bir insan hem mesafeli hem eğlenceli olabilir. Çok sosyal bir ortamda çok eğlenip ertesi gün yalnız kalmak isteyebilir. Bir konuda son derece ciddi, başka bir konuda çocuk gibi olabilir.
Bunlardan birini seçmek zorunda değiliz.
Sanırım bazen karşımızdaki insanın bize gösterdiği alanı, onun bütün kapasitesi sanıyoruz.
Oysa bize gösterdiği şey, sahip olduğu her şey olmayabilir.
Bu sadece sosyal hayatta da olmuyor.
İş hayatında sakin birini yeterince iddialı bulmayabiliyoruz. Her ortamda kendisini göstermeyen birinin liderlik özelliği olmadığını düşünebiliyoruz. Sonra bir kriz çıktığında aynı insanın ne kadar güçlü kararlar alabildiğini görüp şaşırıyoruz.
İlişkilerde de benzer bir durum var.
Bir insan sevgisini sürekli göstermiyorsa daha az sevdiğini, kendi alanına ihtiyaç duyuyorsa uzaklaştığını, her şeyi paylaşmıyorsa yeterince yakın hissetmediğini düşünebiliyoruz.
Çünkü çoğu zaman karşımızdakini olduğu haliyle değil, bizim için bir davranışın ne anlama geldiği üzerinden değerlendiriyoruz.
Bizim için yakınlık sürekli iletişim olabilir, başkası için olmayabilir.
Bizim için eğlenmek dışa dönük olmak olabilir, başkası için olmayabilir.
Bizim için güçlü olmak kendini göstermek olabilir, başkası gücünü göstermeye ihtiyaç duymayabilir.
Bir insanın yapabilecekleriyle, göstermeyi seçtikleri aynı şey değil.
Belki de insanları tanırken bunu biraz unutuyoruz.
Bir tarafını gördüğümüzde onu bütünü sanıyoruz. Sonra başka bir tarafıyla karşılaşınca bu kez onu “gerçek hali” ilan ediyoruz.
Oysa insan bundan daha geniş bir alan.
Belki birini gerçekten tanımak, hangi halinin gerçek olduğuna karar vermek değil.
Bütün bu hallerin aynı insana ait olabileceğini kabul etmek.
Ve sevgiler: Fethiye :))
Yorumlar