Hoşgörü Meselesi
İnsan yaş aldıkça bazı şeylere daha az kızıyor galiba. Eskiden uzun uzun üzerinde durduğun, nedenini anlamaya çalıştığın şeylere bir süre sonra “Tamam, bu da böyle biri” deyip geçebiliyorsun.
Bu biraz kabullenmek, biraz da herkesi değiştiremeyeceğini anlamakla ilgili.
Zaten herkes bizim gibi düşünmek, bizim gibi davranmak zorunda değil. Aynı olaya baktığımızda aynı şeyi görmememiz bile çok normal. Birinin çok önemsediği bir şeyi diğeri hiç önemsemeyebilir. Birinin asla yapmam dediğini bir başkası hiç düşünmeden yapabilir.
İnsan dediğin biraz da böyle bir şey.
Marcus Aurelius’un buna yakın çok sevdiğim bir yaklaşımı var: İnsanların davranışlarına şaşırmamak gerektiğini söyler. Çünkü insan doğasını biliyorsan, karşına ne çıkabileceğini de az çok biliyorsun.
Belki hoşgörü de biraz buradan geliyor.
Her şeyi kişisel almamaktan.
Ama insanın anlayışlı olması bazen tuhaf bir yere de gidebiliyor. Siz bir şeyi bir kere görmezden geliyorsunuz, karşınızdaki bunu fark etmiyor bile. İkinci kez oluyor, yine üzerinde durmuyorsunuz. Sonra bir bakıyorsunuz sizin nezaketiniz, karşı tarafın alışkanlığı olmuş.
Sanırım insanın kendine sorması gereken soru tam burada değişiyor.
“Onu neden böyle yaptı?” yerine,
“Ben buna neden hâlâ izin veriyorum?”
Çünkü bazı insanlar sınırınızı sizin söylediğiniz yerden değil, izin verdiğiniz yerden öğreniyor.
Nietzsche’nin insanın kendi değerlerini belirlemesine bu kadar önem vermesi belki biraz da bundan. Hayatın bir yerinde başkalarının ne yaptığı kadar, bizim neyi kabul ettiğimiz de kim olduğumuzu belirliyor.
Yine de her şeyi büyük hesaplaşmalara çevirmeye gerek yok.
Bazen birini anlamak ama eskisi kadar yakın olmamak mümkün. Affetmek ama unutmamak mümkün. Kızgın olmadan mesafe koymak da.
Hatta bana kalırsa en güzeli bu.
Çünkü sürekli öfkeli olmak da insanı karşısındakine bağlıyor. Oysa bazen gerçekten bittiğinde ne kavga etmek istiyorsun ne de kendini anlatmak.
Sadece biliyorsun.
Nereye kadar geleceğini, nerede duracağını, kimi ne kadar hayatına alacağını…
Belki hoşgörü de tam burada anlam kazanıyor.
“Ben insanım, senin de insan olduğuna inanıyorum.”
Ama insan olmak yalnızca karşımızdakinin hatalarını anlayabilmek değil.
Yorumlar