Gerçekliği Olduğu Gibi mi Görüyoruz?
Dünyayı olduğu gibi gördüğümüzü düşünüyoruz.
Gözümüzün önünde bir olay oluyor, onu görüyoruz, değerlendiriyoruz ve ne olduğuna karar veriyoruz. Bize göre ortada oldukça açık bir gerçek var. Üstelik çoğu zaman başka bir ihtimali düşünmeye bile gerek duymuyoruz.
Ama aynı olaya bakan iki insanın birbirinden tamamen farklı şeyler görmesi biraz düşündürücü.
George Carlin’in çok basit ama iyi anlatan bir esprisi var:
“Otoyolda sizden hızlı giden herkes manyak, sizden yavaş giden herkes aptaldır.”
Aslında mesele araba kullanmak değil.
İnsan farkında olmadan kendisini ölçü kabul ediyor. Kendi bulunduğu yeri normal, makul ve doğru kabul edip çevresindekileri buradan değerlendiriyor.
Bu yalnızca günlük hayatta da olmuyor.
Bir insan bize göre fazla hassas olabiliyor, bir başkasına göre duyarsız. Bize göre cesur olan bir davranış, başkasına göre düşüncesizlik olabiliyor. Bizim çok açık gördüğümüz bir olayın başka biri tarafından bambaşka yorumlanmasına şaşırabiliyoruz.
Çünkü gördüğümüz şeyle, gördüğümüz şey hakkındaki yorumumuzu birbirinden ayırmak kolay değil.
Psikolojide buna yakın pek çok kavram var. Algımız yalnızca dışarıdan gelen bilgiyle oluşmuyor. Geçmiş deneyimlerimiz, beklentilerimiz, inançlarımız, içinde yetiştiğimiz çevre ve o anda bulunduğumuz ruh hali bile neye dikkat ettiğimizi ve gördüğümüz şeyi nasıl anlamlandırdığımızı etkiliyor.
Yani aynı gerçeklikle karşılaşsak bile onu aynı yerden görmüyoruz.
Belki ilginç olan da şu: Bunun başkaları için geçerli olduğunu kolayca fark ediyoruz.
Birinin önyargılı olduğunu, olaylara kendi açısından baktığını ya da görmek istediğini gördüğünü söylemek kolay. Aynı ihtimalin bizim için de geçerli olabileceğini düşünmek ise biraz daha zor.
Çünkü insan kendi zihninin içinden dünyaya bakıyor. O bakışın kendisini de çoğu zaman gerçekliğin bir parçası sanıyor.
Siyasi görüşlerde bunu çok açık görebiliyoruz. Aynı gelişme bir insan için ilerleme, başka biri için gerileme anlamına gelebiliyor. Aynı konuşmayı dinleyen iki kişi, konuşmadan tamamen farklı sonuçlarla ayrılabiliyor. Üstelik ikisi de karşısındakinin gerçeği göremediğini düşünebiliyor.
Ama mesele yalnızca siyaset değil.
İlişkilerde, iş hayatında, arkadaşlıklarda, insanları değerlendirirken de aynı şey oluyor.
Bir davranışı görüyoruz ve ona bir anlam yüklüyoruz. Bir süre sonra yüklediğimiz anlamla davranışın kendisi arasındaki sınır kayboluyor. “Ben böyle yorumladım” demek yerine “Bu böyle” demeye başlıyoruz.
Belki naif gerçekçilik denilen düşüncenin en ilginç tarafı tam burada ortaya çıkıyor.
İnsan yalnızca kendi görüşünün doğru olduğuna inanmıyor; çoğu zaman kendi görüşünün bir görüş olduğunu bile unutuyor.
Gerçeklikle yorum arasındaki mesafe kapanıyor.
Bu yüzden bazen aynı olay hakkında birbirinden tamamen farklı düşünen iki insanın da kendi açısından son derece tutarlı olması mümkün. Çünkü tartıştıkları şey yalnızca olayın kendisi değil; o olaya hangi yerden baktıkları.
Nietzsche’ye atfedilen çok bilinen bir düşünce var: “Olgular yoktur, yalnızca yorumlar vardır.”
Bu cümleyi gerçeğin olmadığı şeklinde anlamıyorum. Gerçek elbette var. Bir şey olmuşsa olmuştur.
Ama bizim o gerçeğe ulaşma biçimimiz her zaman kendi zihnimizden geçiyor.
Belki de insan zihninin en zor fark ettiği şeylerden biri bu:
Dünyaya yalnızca bakmıyoruz.
Baktığımız şeyi aynı zamanda yorumluyoruz.
Sevgiler
Fethiye
Yorumlar