İlişkilerde Dönüşümün İzleri: Gölge Yanın ve Sen
Sosyal medyada, arkadaş çevremde ve kendi düşüncelerimde sıkça karşılaştığım bir konu var: insanın gölge yanı.
Hayatta bazı ilişkilerin, sıradan karşılaşmalardan ibaret olmadığını öğrendim. Bazı insanlar hayatımıza bir eşik gibi dahil oluyor. Onlarla kurduğumuz bağ, bizi yalnızca bir başkasıyla değil, çoğu zaman kendimizle de yüzleşmeye davet ediyor. Değil mi?
Başlangıçta güvenli ve sıcak görünen yakınlık, zamanla görünmez bir sınava dönüşebilir. Çünkü bir taraf kendi yaralarını saklamaya çalışırken, diğer taraf farkında olmadan daha fazla sorumluluk üstlenmeye başlar.
Kendini Gizleyen İnsanın Psikolojisi
İnsanın en büyük içsel çelişkilerinden biri, yakınlaşma isteği ile yakınlıktan duyduğu korku arasındaki gerilim olabilir.
Bazı insanlar sevmek ister, ama sevgiyi göstermekten kaçınır. Uzmanlar buna “kaçıngan bağlanma” diyor, çoğu zaman kırılma endişesi ile bu yaklaşım sergilenir. Çünkü sevgi, insanın en savunmasız yanını ortaya çıkarır.
Bu yüzden bazıları duygularını saklar, mesafe koyar, geri çekilir. Fakat bu gizlenme hali zamanla ilişkinin görünmez sınavına dönüşür. Ve çoğu zaman ilişki tam da bu noktada veda etmeden biter.
Dengenin Kırıldığı Nokta
Sessizlikler, geri çekilmeler ve kontrol çabaları ilişkide görünmez bir dengesizlik yaratır. Mesele ne ise bu duygu yükünde çözülür.
Albert Camus’un sözü ile açıklayacağım bunu;
“Kışın ortasında, içimde yenilmez bir yaz olduğunu keşfettim.”
Bu an, insanın kendi içinde bir dönüşüm başlattığı andır. Artık aynı oyunun içinde kalmaz; sınırlar çizilir, mesafe korunur ve kişi kendi merkezine geri döner.
Kaçış ve Yüzleşme
Kontrolü elinde tutmaya alışmış biri için ( kaçıngan kişiden bahsediyor ) bu değişim hiç kolay değildir. Çünkü duygular bir kez devreye girdiğinde, kaçış artık yalnızca mesafe değil, aynı zamanda bir iç çatışma yaratır. Sen misin ben cool bir insanım edalarında dolaşan :)) işte duygu seni yakaladı. kaçsan ne olur ?
Kaçış kısa vadede sorumluluk duygusundan kurtarır. Ancak uzun vadede aynı döngü seni uykusuz bırakan, içini kemiren duygu ile savaş haline sokar. Hadi şimdi rahat mısın? :))
Nietzsche bu durumu öyle güzel bir cümle ile tanımlamış ki, okudukça kaçamazsın diyor...
“İçindeki kaosu kucaklamadan bir yıldız doğuramazsın.”
Yüzleşme çağlar boyu sancılı olmuştur. Duygu yüzleşmesi hiç kolay bir şey değildir, çoğu zaman sancılıdır. Ama gerçek dönüşüm tam da burada seni yakalar. Elbette kaçmamalısın, bekle konuşacağız :))
Gölgenin Aynası
Gölge kavramı, adı üstünde seni takip eden, asla kaçmayacağın bir durum. Carl Gustav Jung’un ortaya koyduğu bu kavram varoluşu çok güzel açıklıyor.
“Kendi karanlığını bilmeyen, başkalarının karanlığını asla göremez.”
İnsan kendi karanlığını tanımadığında çevresini de doğru okuyamaz. Bu yüzden bazı karşılaşmalar bizi derinden sarsar. Çünkü karşımızdaki kişi çoğu zaman bizim görmekten kaçtığımız yanlarımızı bize gösteren bir ayna olur. Tetiklendiğin anları bir düşün bakalım. Seni neler zorluyor, nelerden kaçıyorsun?
Dur kaçma! peki sen bilirsin, nasılsa sobe olacaksın :)
Eğer şanslıysak, karşımızdaki kişi bizi yargılamadan anlamaya çalışır. Böyle bir karşılaşma, insanın kendi gölgesini fark etmesi için güçlü bir fırsat olabilir. İşte yakalandın diyoruz :)
Sessizliğin Ardından
Kaçışı seçen taraf çoğu zaman duygularını tamamen kaybetmez. Zamanla bu duygular dolaylı yollarla kendini hatırlatır.
Uzun bir sessizlikten sonra gelen küçük bir kıpırtı…
Bir varlık işareti…
Hepsini gördük merak etme, gizli sandın ancak sobelendin :)
Ama yüzleşme gerçekleşmediği sürece duygular insanın içinde savrulmaya devam eder. Unutmaman gereken şey şu; hayat çok kısa...
Dönüşümün Başlangıcı
Gerçek yüzleşme başladığında insan önemli bir şeyi fark eder: ışık bazen dışarıdan gelir, bazen de içeriden doğar.
Montaigne tam benim bakış açımda bir söz söylüyor burada :
“İnsanın en büyük yolculuğu, kendi içine yaptığı yolculuktur.”
Bu yolculuk sarsıcı olabilir. Ama insanın kendini anlaması ve sevgiyi keşfetmesi de tam burada başlar.
Burası en tatlı ama en acı verici yer, "kendini bil" .... Eğer başladınsa seni tebrik ediyorum.
Benim Bakış Açım
Benim ilişkilerdeki yaklaşımım uzun zamandır değişmedi. Yeni tanıştığım insanlara genellikle 100 değerle yaklaşırım. Beni ilk tanıdıklarında ne saf biri diyorlardır. Elbette bunu yüzlerinden anlayabiliyorum.
Sonrasında bu değer ya aynı kalıyor ya da zamanla da değer olarak düşüyor.
100 değerle başlamak öyle herkesin yapacabileceği bir şey değil tabi. Çünkü karşındaki kendisine verilen bu değeri taşıyamaz. Sarsılır, şımarır... şımarmak güzel bir duygu ama o duygu sana ait değil ise diğer duygularını da etkiler. İnsan, kendi kapasitesinin üzerinde bir yaklaşımla karşılaştığında gölge yanını daha hızlı ortaya çıkarabilir.
Burada önemli olan beklenti değil, samimi bir nezaket gösterebilmektir.
Şimdi sen, kaldın mı bu senin gölge yanını ortaya çıkaran duygu ile baş başa... eğer bu duygunu anlamaya çalışırsan bravo, ama kaçarsan yanmışsın sen diyorum :)
Şimdi tekrar nezaketin önemine geliyoruz... Nezaket insanın kendi değerini korumasıdır. Aynı zamanda karşı tarafa bir ayna tutar. O aynada kişi kendi davranışlarını daha net görmeye başlar. Öğrenmenin en tatlı yanı o 100 puana kaybetmemek :)
Sonuç
Her karşılaşma kolay değildir. Bazı insanlar hayatımıza bir sınav gibi girer.
Ama insan incinse bile kendi tavrını koruyabildiğinde aslında kendi bütünlüğünü tamamlamaya başlar.
Çünkü bütün dönüşümlerin özünde tek bir şey vardır:
Yüzleşme. ( emin ol çok rahatlayacaksın :))
Sevgiler
Fethiye
Yorumlar