En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur sırf uzaklaşmak için, ve geride kalanlar birinin onlardan uzaklaşmayı neden isteyebileceğini bir türlü tam olarak anlayamazlar. Charles Bukowski
:)) teşekkürler. işin aslı ben Charles Bukowski'yi ilk okuduğumda çok yalın ve sıradan gelmişdi, ancak okudukça ve araştırdıkça ne kadar biz gibi olduğunu anladım ben de çok beğenerek okurum...
Nezaket Nedir? Nezaket, çoğu zaman yalnızca kibar sözler söylemek ya da nazik bir jest yapmakla karıştırılır. Oysa nezaket, özünde karşındakinin varlığını tanımak, ona değer vermek ve yaşam alanını gözetmek bana göre. Basit bir “teşekkür ederim” ya da yol verirken gülümsemek bile bu derin anlayışın bir yansımasıdır. Toplumda Nezaket Anlayışı Ancak toplumda nezaketin yeri zamanla değişti. Bir dönem, “nezaketli olmak” adeta bir erdem ve kültürel normdu. İnsanların hitap biçimleri, davranış tarzları, hatta gündelik yaşam ritüelleri bile nazik bir dille örülürdü. Günümüzde ise çoğu zaman nezaket, yüzeysel bir “etiket” olarak görülüyor; kimi zaman da “zayıflık” ya da “fazla iyi niyetlilik” ile eş tutuluyor. Oysa bu bakış açısı, nezaketin özündeki gücü görememek değil mi? Goethe’nin de dediği gibi: “Nezaket, zekânın ve kalbin birleştiği noktadır.” Günümüz dünyasında çoğu zaman başarı, güç ve öne çıkma kavramları yüksek sesle gözümüze sokulurken; nezaket çoğu insanın gözünde geri pl...
'Gerçekten hayatta hiçbirşey kendiliğinden var olmuyor ya da ortada bir neden yokken gerçekleşmiyor...' 2011 yılı başladığı ilk günden itibaren zor bir yıl oldu benim için... bu zamanlarda U2 ne güzel çaldın sen fonda... "beautiful day" tüm yıl bana moral olan şarkılardan biri... Bırakıyorum 2012 yılı bildiği gibi gelsin! Olurunda olsun her şey...
“Bir insan sakin bir zihne ne kadar yaklaşırsa, güce de o kadar yaklaşır.” Marcus Aurelius Bu cümle, yalnızca bir öğüt değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir içsel yolculuğun özüdür. Güç deyince ilk akla gelen şey, çoğu zaman dışsal bir kudret: mevki, servet, itibar ya da başkalarının üzerindeki etki… Oysa Marcus Aurelius’un Stoacı yaklaşımında güç, dışarıdan değil içeriden doğar. Zihnini yönetebilen biri, hayatın gürültüsüne kapılmadan, kendi iç ritmini duyabilen biri gerçek anlamda güçlüdür. Ama bu “sakin zihin” nedir? Sessizlik mi? Hiç düşünmemek mi? Elbette hayır. Sakin zihin, zihnin boşluğu değil, bilinçli bir duruluğudur. Zihinde yer eden korkular, geçmişin yankıları, geleceğin endişeleri, başkalarının yargıları… Tüm bunların arasından süzülüp geçebilen, onların gelip geçici olduğunu fark eden bir farkındalık hâlidir. Modern dünyada zihnimiz sürekli olarak uyarılıyor. Bildirimler, gündemler, beklentiler, karşılaştırmalar… Her şey bir acele içinde, her şey biraz da...
Yorumlar