Başkasının Kalbi Olmaya Çalışmak


Sağlıklı çalışan bir beden düşünün. Her organın kendi işi var. Kalp kanı pompalıyor, karaciğer başka bir işi yapıyor, böbrek kendi görevini yerine getiriyor.

Karaciğer bir sabah uyanıp “Bu kalp de çok yoruldu, biraz da onun işini ben yapayım” demiyor.

İyi ki de demiyor.

Çünkü kalbi kurtarayım derken kendi işini bırakırsa bu sefer bütün bedenin dengesi bozulur.

İnsan ilişkilerinde ise nedense bunu çok seviyoruz.

Birinin hayatı biraz karışsın, hemen işe koyuluyoruz. Ne yapması gerektiğini söylüyoruz, çözüm üretiyoruz, sorumluluk alıyoruz. Bazen o kadar ileri gidiyoruz ki karşımızdaki insanın düşünmesine bile gerek kalmıyor.

Biz düşünüyoruz.

Biz karar veriyoruz.

Biz toparlıyoruz.

Sonra da “Ben sadece iyiliğini düşünüyorum” diyoruz.

Olabilir. Gerçekten iyiliğini düşünüyor da olabiliriz. Ama insanın kendisine arada şu soruyu sorması gerekiyor:

Ben yardım mı ediyorum, yoksa bu insanın hayatında kendime bir görev mi yaratıyorum?

Çünkü ikisi aynı şey değil.

Birine yardım etmek başka, onu kurtarmayı kendine görev edinmek başka. Yardım ettiğin insanın bir gün sana ihtiyacı kalmaması gerekir zaten. İşin doğal sonucu bu.

Ama nedense tam orada işler biraz karışıyor.

Yıllarca destek olduğumuz biri kendi ayakları üzerinde durmaya başladığında gerçekten sevinebiliyor muyuz?

Yoksa içimizden hafif hafif şu meşhur cümleler mi geçiyor?

“Ben olmasaydım…”

“Ben onun için neler yaptım…”

“Şimdi beni unuttu tabii…”

İşte burada biraz durmak gerekiyor.

Çünkü insan yaptığı iyiliklerin defterini tutmaya başladıysa ortada sandığı kadar karşılıksız bir iyilik olmayabilir.

Belki teşekkür bekliyordur.

Belki unutulmamak istiyordur.

Belki haklı çıkmak istiyordur.

Belki de en önemlisi, ihtiyaç duyulmak hoşuna gidiyordur.

Bunu kabul etmek pek kolay değil tabii. “Ben insanlara yardım etmeyi seviyorum” demek kulağa çok daha güzel geliyor.

Ama insan dediğimiz varlık biraz karışık.

Başkalarının sorunlarıyla uğraşırken kendi sorunlarımızı bir süreliğine unutmak da mümkün. Üstelik son derece saygın bir kaçış yöntemi. Kimse sana “Neden kendi hayatınla ilgilenmiyorsun?” demiyor. Tam tersine ne kadar fedakâr olduğundan bahsediyor.

Sen de başkasının evindeki yangına su taşırken kendi evinin içindeki dağınıklığı görmüyorsun.

Kurtarıcı rolünün sevilen tarafı biraz da bu olabilir.

Bir de işin kibir tarafı var.

Kibir deyince aklımıza genellikle kendisini herkesten üstün gören insanlar geliyor. Oysa kibir bazen çok daha kibar cümlelerin içine saklanabiliyor:

“Senin iyiliğin için söylüyorum.”

“Ben senin yerinde olsam…”

“Bak, sonra üzülürsün.”

Ve bütün bunların altında fark etmeden şöyle bir düşünce bulunabiliyor:

“Sen bilmiyorsun ama ben biliyorum.”

İşte orası tehlikeli.

Dogville filminde Grace'in hikâyesi de biraz bunu düşündürüyor. Grace kendisine yapılan kötülükleri sürekli anlamaya çalışıyor. İnsanları affediyor, şartlarını düşünüyor, yaptıklarına gerekçeler buluyor.

Sonra babası ona oldukça ağır bir şey söylüyor: Bu kadar anlayışlı olmanın bile kibir olabileceğini.

İlk duyduğunda tuhaf geliyor.

Ama düşününce hiç de tuhaf değil.

Kendinden beklediğin sorumluluğu karşındaki insandan beklemiyorsan, belki de onu kendinle eşit görmüyorsun.

Sürekli “O yapamaz, şartları zor, ben hallederim” dediğin insanı gerçekten destekliyor musun, yoksa farkında olmadan küçültüyor musun?

Belki de yardım etmek bazen geri çekilmeyi bilmektir.

Birinin düşmesine izin vermek onu sevmemek anlamına gelmez. Her düştüğünde onun yerine ayağa kalkamayız zaten.

Bazı şeyleri insanın kendisinin yaşaması gerekiyor.

Bazı yanlış kararları kendisinin vermesi, bazı sonuçlarla kendisinin karşılaşması, bazı dersleri de kendisinin öğrenmesi gerekiyor.

Biz her defasında koşup hayatın önüne minder koyarsak, belki canının yanmasını engelleriz.

Ama büyümesini de engelleyebiliriz.

O yüzden artık şu ayrımı önemli buluyorum:

Yanında olmak başka, yerine geçmek başka.

Elini tutmak başka, yükünü sırtlanmak başka.

Sevmek başka, yönetmek başka.

Ve yardım etmek başka, kurtarıcı olmak bambaşka.

Sonunda insan yine kendi yerine dönmek zorunda.

Karaciğer karaciğer olacak, kalp kalp.

Biz de başkasının kalbi olmaya çalışırken kendi hayatımızı ihmal etmeyeceğiz.

Çünkü gerçek yardımın belki de en basit testi şu:

Bir gün o insan ayağa kalkar, güçlenir ve artık sana ihtiyaç duymaz.

Sen de arkasından bakıp gerçekten sevinebilirsen mesele yok.

Ama ilk cümlen “Ben onun için neler yaptım” oluyorsa…

Orada iyilikten başka bir şeyler de var demektir.

Sevgiler,

Fethiye...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nazik Olmanın Getirdiği Herşeyde Varolan Yine Sen Oluyorsun.

kısa ve öz

Zihinsel Sükûnet