Kendilik Üzerine

Çalışmak Stresli Sanılıyor… Belki de Asıl Zor Olan Kendinle Kalmak


Modern dünya çalışmayı yalnızca bir zorunluluk değil, neredeyse bir kimlik biçimi haline getirdi. İnsanlara ne hissettikleri değil, ne ürettikleri soruluyor artık. “Ne yapıyorsun?” sorusu çoğu zaman “Kimsin?” sorusunun yerine geçmiş durumda.
Bu yüzden birçok insan yorulduğunu düşündüğünde ilk olarak işini suçluyor. Oysa bazen insanı en çok yoran şey çalışmak değil; çalışmayı bıraktığında geriye kalan sessizlik oluyor.
Çünkü insan yalnızca emeğine değil, rollerine de alışıyor. İş hayatı, ilişkiler, sorumluluklar, günlük koşuşturmalar… Bütün bunlar zihni sürekli meşgul ederken insan kendini duyma ihtiyacı hissetmiyor. Belki de hissetmek istemiyor.
Fakat hayat bazen o kimlikleri bir süreliğine geri çekiyor.
Bir iş hayatına ara veriliyor,
Bir düzen dağılıyor.
Ve insan ilk kez gerçekten kendisiyle baş başa kalıyor.
İşte tam o noktada birçok kişi bunun adına “stres” diyor.
Oysa yaşanan şey bazen korkudan çok daha derin bir şey olabilir:
Kendini ilk kez filtresiz görmek.
Alman-Koreli filozof Byung-Chul Han’ın söylediği gibi:
“Modern çağın hastalığı baskı değil, aşırı performanstır.”
Gerçekten de modern insan sürekli bir şey olmak zorundaymış gibi yaşıyor. Güçlü olmak, başarılı olmak, üretmek, yetişmek, ayakta kalmak…
Ama insan sürekli bir role yetişirken kendi iç sesini kaybetmeye başlayabiliyor.
Carl Gustav Jung’un yıllar önce söylediği bir söz bu yüzden bana hep çok gerçek geliyor:
“İnsan aydınlanmaya hayal ederek değil, karanlığının farkına vararak ulaşır.”
Belki de bu yüzden durmak birçok insanı korkutuyor. Çünkü sessizlik başladığında insan yalnızca huzuru değil, bastırdığı taraflarını da duymaya başlıyor.
Yıllarca güçlü görünmüş biri aslında ne kadar yorulduğunu…
Sürekli neşeli duran biri ne kadar yalnız kaldığını…
Herkese yetmeye çalışan biri kendisini ne kadar ihmal ettiğini fark edebiliyor.
Ve garip olan şu:
Bu farkındalık ilk başta özgürlük gibi değil, kaybolmak gibi hissediliyor.
Çünkü insan eski kimliklerinden sıyrıldığında bir süre boşlukta kalıyor. Artık eski kişi değil ama henüz yeni haline de alışmamış oluyor.
Toplum bu süreci genelde başarısızlık gibi yorumluyor. Oysa bazı duraklamalar çöküş değil, dönüşümdür.
Viktor Frankl’in çok sevdiğim bir sözü vardır:
“İnsanın elinden her şey alınabilir; fakat tavrını seçme özgürlüğü asla.”
Belki insanın gerçek gücü tam da burada başlıyor.
Kimsenin alkışlamadığı bir yerde…
Kimse onu tanımlamazken…
Bir unvanın, ilişkinin ya da statünün arkasına saklanmadan…
Kendiyle kalabildiği anda.
Çünkü insan bazen çalışırken değil, durduğunda kim olduğunu fark ediyor.
Ve bu süreç dışarıdan göründüğü kadar zayıf bir süreç değil. Tam tersine, insanın kendi merkezini yeniden kurduğu çok sessiz bir güç olabilir.
Montaigne’in dediği gibi:
“İnsanın en büyük işi, nasıl yaşayacağını öğrenmesidir.”
Belki mesele sürekli bir yere yetişmek değildir.
Belki mesele, bütün o gürültünün içinde kendi sesini kaybetmemektir.

Sevgiler
Fethiye


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nazik Olmanın Getirdiği Herşeyde Varolan Yine Sen Oluyorsun.

Bakıyorum ve Görüyorum Ama Nafile Çaba

Zihinsel Sükûnet