Anlam Aramak mı, Anlam İnşa Etmek mi?

İnsan hayatının bir döneminde mutlaka durup aynı soruyu soruyor: "Bütün bunların anlamı ne?"

Belki bir ölümden sonra, belki bıraktıklarının ardından...

Bazen ufuk çizgisine bakarken, bazen de kalabalığın içindeki o garip sessizlik hissinde.

Alber Camus genç yaşta söyle yazmış: "Olduğum gibi kalmak istemiyorum ama ne olmak istediğimi de bilmiyorum."

Belki insanın en büyük kırılma noktası tam burada başlıyor. Çünkü çoğumuz hayatı yaşamaktan çok, onu çözmeye çalışıyoruz. Gerçi çözen oldu mu bilmiyorum. Bozulan ne varsa atıyoruz çünkü... :)

Sürekli bir cevap, eksiksiz bir açıklama arıyoruz. Viktor Frankl'in biz sözü bana hep umut veriyor: "İnsan hayatın anlamını soramaz. Hayat, insana kendisinden ne çıkaracağını sorar."

Sanırım emsele hayatın bize ne verdiği değil; bizim yaşadıklarımızdan ne inşaa ettiğimiz. 

Hayatın anlamını dışarıda aradığımız zamanlar... Onaylanmak, görülmek, doğru yerde olduğunu hissetmek...

Sanki biri gelip sana şöyle desin istiyorsun: "Evet Fethiye, artık tamam. Artık doğru yerdesin." :)

Ama insan bir noktadan sonra şunu anlıyor: Bunu kendine söyleyemiyorsan, başkasından duymanın da pek bir anlamı olmuyor.

Belki hayatın bazı dönemleri açıklanmak için değil, yaşamak için vardır. "Bazı anlamlar bulunmaz; zamanla oluşur" Kurt Vonnegut diyor bunu. Çünkü yaşadıklarımız değişmese bile, onlara baktığımız yer değişiyor. 

Bir zamanlar bizi kıran bir olay, yıllar sonra bizi dönüştüren şeye dönüşebiliyor. Bir kayıp, insanın kendine dönüşü olabiliyor. 

"Benlik denilen küçük kutunun içinde anlam bulamazsınız. Onu aşmanız gerekir." Irvın Yalom

Bu söz çok gerçek ve herkesin deneyimlediği, belki anladığı belki de ömrü boyunca anlamadığı bir hal. Belki insan sadece kendisi için yaşadığında değil; sevdiğinde, emek verdiğinde, birşey üretip birine dokunduğunda iyileşiyor. Çünkü anlam biraz da akışın içinde ortaya çıkıyor. 

Nazım Hikmet de ekliyor: " Yetmişinde bile zeytin dikmek... "

Aradığımız anlam tam bu değil mi? Sonucunu göremeyeceğini bilsen bile, yine de bir şey için emek verebilmek.

Hayatı anlamak için kendimizi zorladığımız dönemler aslında en mutsuz olduğumuz dönemler olabilir. Herşeyi kontrol etmeye çalışmak... Sürekli çözmeye uğraşmak... 

Oysa bazı şeyler ancak bırakıldığında yerine oturuyor. 

Belki de hayatın anlamı sandığımız gibi tek bir büyük cevap değildir.

Hergün sana sıradan gelenlerden ibarettir. Sabahları yürüyüşe çıkmış olmak, bir kitaptan etkilenmek, sevdiğin insanın sesindeki anlam, yeniden ayağa kalkmak için büyük bir sebep olabilir. 

Olgunlaşmak biraz da "mış gibi" yapmamayı öğrenmekte galiba.

Son zamanlarda başka birşeyi daha fark ettim:

Yaklaşık bir yıldır sosyal medyada gezdiğim yerleri paylaşmamışım. Üstelik bunu bilinçli bir kara olarak da yapmadım. Kendiliğinden olmuş. hahahah çok gezdiğim için fırsat da bulamamış olabilirim :) Bir maşallahınızı alırım ....

Bu süreçte gerçekten güzel yerler gördüm. Çok keyif aldım. Uzun süre telefonuma bakmadım. Ama paylaşma ihtiyacı da hissetmedim. Ve sonunda şunu fark ettim: 

Yorulmadığımı....

Belki de sürekli " Ben buradayım" demeye çalışmamak insana iyi geliyor. 

Çünkü anlam; gösterilen değil, insanın kendi içinde yavaş yavaş inşa ettiği bir şey.

En azından bizim için artık böyle. Şu an için :)

Sevgiler,

Fethiye....

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nazik Olmanın Getirdiği Herşeyde Varolan Yine Sen Oluyorsun.

Bakıyorum ve Görüyorum Ama Nafile Çaba

Zihinsel Sükûnet