Ahlak, Konfor Alanında Değil Sınav Anında Ortaya Çıkar
Dün bir sohbette bu konu açıldı. Konu o kadar derinleşti ki dört saatin nasıl geçtiğini anlamadık.
İnsan kendisi hakkında birçok güzel şey düşünebilir.
Dürüst olduğunu, adaletten yana olduğunu, merhametli olduğunu, haksızlığa karşı sessiz kalamayacağını…
Fakat bunların hiçbiri hayat tarafından sınanmadan gerçek anlamda bilinmiyor.
Çünkü karakter, rahat zamanların ürünü değil. Öyle diyen de saygı duyarım. Çünkü benim için o bir "Buda" olmuştur. :)
Asıl soru şu olabilir mi?
Kaybetme ihtimali ortaya çıktığında ne yapıyoruz?
Haklı çıkmak ile doğru olanı yapmak arasında kaldığımızda hangisini seçiyoruz?
İnsan çoğu zaman kendini sözleriyle tanımlar. Oysa hayat davranışlarla ilgilenir.
Epiktetos’un dediği gibi: “Felsefeni anlatma. Onu yaşa.”
Bir düşünceyi savunmak kolaydır. O düşüncenin bedelini ödemek ise zordur.
Dürüstlük, avantaj sağladığı yerde değil; zarar görme ihtimali olduğu yerde anlam kazanır.
Sadakat, işimize geldiğinde değil; işimize gelmediğinde değer kazanır.
Merhamet de öfkemizi haklı çıkaracak yüzlerce gerekçe bulabildiğimiz halde ortaya çıkarsa gerçek merhamettir.
İnsan doğasının ilginç taraflarından biri de kendisini olduğundan daha iyi görmeye eğilimli olmasıdır.
Carl Jung’un “gölge” dediği taraf tam da burada yardımımıza yetişiyor.
Kabul etmek istemediğimiz yönlerimizi başkalarına yansıtır, eleştirir ve çoğu zaman kendimizde görmediğimiz kusurları başkalarında rahatlıkla fark ederiz.
Jung, her zamanki en iyisini söylemiş:
“İnsanı rahatsız eden her şey, kendisini anlamasına yardımcı olabilir.”
Bu yüzden ahlak yalnızca başkalarını değerlendirme meselesi değildir.
Kendimize bakabilme cesaretidir.
Hatalı olduğumuzda bunu kabul edebilmek, özür dilemek, yanlışımızı savunmak yerine düzeltmeye çalışmak…
Bunlar çoğu zaman büyük ideallerden daha değerlidir.
Çünkü insanın gerçek karakteri öfkelendiğinde, güç kazandığında, hayal kırıklığı yaşadığında, reddedildiğinde veya bir fırsatla karşılaştığında görünür hale gelir.
C.S. Lewis’in bu konu hakkında güzel bir benzetmesi vardır:
“Karanlık bir bodruma aniden girdiğinizde fareleri görürsünüz. Hızlı giriş fareleri yaratmaz; sadece saklanmalarını engeller.”
Hayat da böyle değil mi? Krizler insanı değiştirmez. Çoğu zaman yalnızca içimizde zaten var olanı görünür hale getirir. Bu nedenle önemli olan kusursuz olmak değildir. Önemli olan kendi karanlığını tanıyabilmektir. Çünkü insan ancak görmeyi kabul ettiği şeyi dönüştürebilir.
Sokrates’in şu sözü benim hayata bakış açımı değiştiren cümlelerden biri oldu:
“Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez.”
Bu nedenle benim için ahlak; Başkalarına ne söylediğimden çok, yalnız kaldığımda kendime verdiğim cevaptır.
Ve o cevap çoğu zaman kelimelerden değil, seçimlerimden oluşur.
Şimdi en başa dönelim…
Dün ortak bir bakış açısında buluşamadık.
Sohbetin sonunda ulaştıkları sonuç ise oldukça netti:
Benim biraz fazla dürüst olduğuma ve artık bazı durumlarda “Yok artık Lebron James…” demeyi öğrenmem gerektiğine karar verdiler. :) :))
Yorumlar