Tercih Yorgunluğu: Gerçekten Bu Kadar Çok Düşünmemiz Gereken Şey Var mı?

Geçen gün kahve sırasındaydım. Önümdeki kişi birkaç dakika boyunca sütlü mü, sütsüz mü, yulaf sütlü mü, badem sütlü mü karar vermeye çalıştı.

Onu izlerken aklımdan şu geçti:

Gerçekten bu kadar çok düşünmemiz gereken şey var mı?

Yanlış anlaşılmasın. İnsan hayatını kolaylaştıran seçeneklerin artması güzel. Kimse tek tip bir dünyada yaşamak istemez. Ama bazen seçeneklerin fazlalığı bizi özgürleştirmek yerine yoruyor gibi geliyor.

Sabah ne giyeceğimizi düşünüyoruz.

Kahvemizi nasıl içeceğimizi düşünüyoruz.
Ne izleyeceğimizi düşünüyoruz.
Nereden sipariş vereceğimizi düşünüyoruz.
Bir ilişkiyi sürdürmek ya da bitirmek…
Bir şehirde kalmak ya da gitmek…
Bir haksızlığa ses çıkarmak ya da susmak…
Her ihtimal elimizin altında olsun istiyoruz.
Her zaman daha iyisi çıkabilir diye düşünüyoruz.

Düşünüyoruz da düşünüyoruz…

Sonra sıra gerçekten önemli kararlara geldiğinde zihnimizde enerji kalmıyor.

Oysa hayatımızı değiştiren şeyler bunlar değil.

Bir iş teklifini kabul etmek ya da etmemek…

Bunlar üzerine düşünmek gerekiyor.

Bugün sanki her tercihe aynı ağırlığı veriyoruz. Küçük kararlarla büyük kararlar arasında olması gereken mesafeyi kaybettik.

Filozof Sokrates, “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez.” der.

Fakat bazen bu sözü yanlış anlıyoruz gibi geliyor bana.

Sokrates’in kastettiği şey kahvemizin içine ne koyacağımızı saatlerce analiz etmek değildi. Hayatımızın yönünü, değerlerimizi ve seçimlerimizi sorgulamaktı.

Benzer şekilde Epiktetos, kontrolümüzde olanla olmayanı ayırmamız gerektiğini söyler.

Bugün ise çoğu zaman kontrolümüzde olmayan şeylere kafa yorarken, kontrolümüzde olan kararları erteleyebiliyoruz.

Belki de tercih yorgunluğunun temelinde bu var.

Karar vermekten değil, kararın sorumluluğunu almaktan yoruluyoruz.

Çünkü karar verdiğimiz anda diğer seçeneklerden vazgeçmiş oluyoruz.

Ve vazgeçmek modern insanın pek sevdiği bir şey değil.

Her kapı açık kalsın istiyoruz.

Ama hayat böyle işlemiyor.

Bir noktada seçim yapmak gerekiyor.

Filozof Søren Kierkegaard şöyle der:

“Evlen ya da evlenme, pişman olursun.”

Bu söz ilk bakışta karamsar görünür. Oysa altında başka bir gerçek vardır: Kusursuz seçim yoktur.

Hayatın önemli kısmı doğru seçimi bulmak değil, seçiminin arkasında durabilmektir.

Belki de cesaret dediğimiz şey budur.

Cesaret her ihtimali hesaplamak değildir.

Cesaret, yeterince düşündükten sonra adım atabilmektir.

Çünkü sürekli düşünmek bazen bilgelik değil, ertelemenin daha şık bir biçimi olabilir.

Bugün dönüp kendime de aynı soruyu soruyorum:

Kafa yorduğum şey gerçekten önemli mi?

Yoksa zihnimi meşgul eden onlarca küçük ayrıntının arasında asıl düşünmem gereken konuları mı kaçırıyorum?

Belki de çağımızın sorunu seçeneklerin çokluğu değil.

Neyi önemseyeceğimizi unutmuş olmamız.

Ve belki de özgürlük; yüzlerce seçenek arasında kaybolmak değil, neyin gerçekten önemli olduğunu bilip ona göre yaşayabilmektir.

Sevgiler,

Fethiye

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nazik Olmanın Getirdiği Herşeyde Varolan Yine Sen Oluyorsun.

Bakıyorum ve Görüyorum Ama Nafile Çaba

Zihinsel Sükûnet