3 Mart 2012 Cumartesi

Nerde kalmıştık!


Sanki beynimde filler en yavaş adımları ile ilerliyor; bam güm/bam güm! ve bu her adım beynimde yankı yankı yankılanıyor...
işler çok yoğun, dersler çok yoğun... filler ....

Böyle karışık zamanlarda gökten bir uçak bileti düşse böyle, hem de kafamın tam ortasına düşsün... Neden mi kafamın tam ortasına? Bu aralar kendimden beklemediğim halde çok programlı yaşıyorum, şaşırma tepkimi kaybettiğimi düşündüm geçen gün... Olur, O da olur diyorum... Olmazsa da bir sonraki sürece erteleniyor kendiliğinden.
Şöyle kafama beklemediğim anda uçak bileti düşsün :) bu ani duruma tepki ile bağırmam gerek! Ne oluyor? derken... O anki ruh halinde gördüğüm uçak biletine bakarken, biraz önce bağır bağır bağıran ses; şaşkınlıktan hemen susuverirrr... Şaşkın olan ben, bilete bakarım, baktıkça daha da sessizleşirim... O an sessizlik hem bana hem etrafıma huzur yaşatır... sonra her şeyin farkına varınca tekrar bir bağırtı kopar, telaş yok bu kez sevinçten kopar bu bağırtı...

Uçak biletini alıp doğruca koyulurum yollara... mümkünse cam kenarı olsun...
hatta nereye gideceğime de şimdi karar verdim galiba, yazı yazarken aynı zamanda açık olan tv'ye göz atıyorum. TV'8'de Gülhan'nın Galaksi rehberi gezi programı yayında, Hindistan/Mauritius gezisinde. Bu arada oldum olası seyahat programları yapan kişilerden nedensiz yere nefret ederim... Ama bu öyle böyle bir duygu değil... nefret ediyorum bildiğin... ancak bu kız çok şeker, iyiki de bu işi yapıyor... aferim!
Yeri de seçtik, ama yok biraz dikkatlice izleyince vazgeçtim galiba... her ne kadar bu yer deniz kenarı olsa da mekanik bir görüntüsü var gibi geldi, olmadı...
belki de çok uzak bir yerlere gitmek bile gerekmiyor...
dün akşam iş çıkışı arkadaşım Derya ile birlikte Taksimde birkaç mağaza dolaştık ve sonrasında kahve keyfi yapalım dedik, ancak Taksim gözüme eskisi gibi görünmüyorrrr... evet bu itiraf benden olunca çok şaşırtıcı oldu... Bu kısa alışveriş ve kahve keyfinden sonra eve gidelim artık dedik, taksim sokaklarından otoparka yürürken hınca hınç kalabalıklar arasında taksim eğlence mekanlarına insanlar yeni yeni akıyorlardı...
Bu arada yazı yarken Tv ye de arada bir göz atıyorum, Mauritius, ülkedeki sistem İngiliz usuluymuş, bu nedenle trafikte sağdan işliyor... Günümüz koşullarında bile trafikten nefret eden ben tatilde bu sürprize merhaba diyemeyeceğim... :)) sanki her şey tamam ben de hayır buraya gidemem diyorum...ekiekieki... Anlaşılan gerçekten işler çok yormuş beni ve bu hafta sonu çalışacağım yığınla ders çevirmeleri var... olmayan ingilizcem ile harika çeviriler yaratıyorum...yaşam ne garip ben kendimle yarışmayı ve kendimi yormayı seviyorum bu sayede burcuma yakışır halde etrafımı yormaya zaman bulamıyorum :))
Aslında bu gezi mekanı Mauritiu'su sevmememin nedeni doğallık yok, her şey konfor üzerine kurulu, evet çok mekanik ve yerleşik hayattan eser yok... o nedenle burası ancak balayı tatili olur....
bu hafta sonu kafamı dağıtmak için yapacağım tek şey dün akşam parfüm dükkanında normal koşullarda gördüğümde ayıpladığım ancak dün akşam bizim de yaptığımız gibi üzerimize boca ettiğimiz; kokuda güzel, ancak ücrette oldukça pahalı yeni "Dior to life" parfümünden sonra başka bir alış/veriş yapmak imkansız olacak... parfüm halen burnumda buram buram kokmakta... :)

Hayat gezdikce güzel olsun olmasına, lakin gezmedikce de güzel olur hayat...Hayat herşeye rağmen paylaştıkça güzel olur, ürettikçe de anlamlaşır...
farkındayım yazdığım en karmaşık ve saçma yazı oldu...

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...