9 Mart 2012 Cuma

şiir


Bugün Cuma günü mü yoksa Pazartesi günü mü anlamadım, anlayana değin de zaten çoktan pazartesi günü olacaktır...
bol dinlenceli, mutlu hafta sonları olsun!

GÖLGELER

Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere...
Necip Fazıl, Çile
1982




***Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, (d. 26 Mayıs 1904, İstanbul - ö. 25 Mayıs 1983, İstanbul) Türk şair, yazar ve fikir adamıdır.

Necip Fazıl, 21 yaşında yayımladığı Örümcek Ağı adlı şiir kitabının ardından, 24 yaşındayken yayımladığı Kaldırımlar adlı şiir kitabıyla tanınmıştır.

8 Mart 2012 Perşembe

8 Mart

KADIN
Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
yeşil bir harman yerinde
dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayâlimdir,
boynumda taşıdığım vebâlimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Kimi derki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayâl ne vebâl.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim,hayat arkadaşımdır.
NAZIM HİKMET

Neden 8 Mart diye düşünüp bir araştırma yaptım kendimce :) ;
Öncelikle 8 rakkamının anlamına baktım;
Çift kare ile ifade edildiği gibi, bir işi bitirmek için gereken dayanıklılık anlamına gelir, ikiye bölündüğünde, parçalar birbirine eşittir (4 ve 4). Yeniden ikiye bölündüğünde, parçaları yine eşittir (2,2,2, 2) ve bu da dört misli bir dengeyi gösterir.
Doğum sayısı olarak 8, iş demektir. Bu geniş ticarî ve endüstriyel gelişim çağında çok ilerilere gidebilen kararlı müteahhitlerin sembolüdür. Plânları uygulamaya koyup tamamlayan ve daha sonra da daha büyük şeylere yönelen kişileri sembolize eder.
Bu titreşim, talep eden ve başka insanlardan maksimum verim elde eden güçlü ve etkili bir karaktere sahip bir insanı temsil eder. İtirazlar onları durdurmaz, aksine daha fazla gayret göstermelerine sebep olur.
Bu doğum sayısına sahip insanlar, büyük askerî ve siyasî kariyere sahip olurlar, çünki iş alanında olduğu gibi bu alanda da ihtiyaç duyulan seçkin bir yetenek onlarda vardır.
Bu titreşimdeki insanlar sosyal yaşamlarındaki dostluklarını zenginlik ve başarı üzerine kurar ve bu, o insanlar için standart hâldedir. Bir şey ne kadar pahalı olursa, hayranlıkları da o kadar çok fazla olur.
Servet ve güç arayışları sırasında, rakiplerine ve kendilerine bağlı olan kişilere karşı acımasız olabilirler. Ancak, diğer yandan da kendileriyle birlikte birçok insanı yanlarına götürürler. Bu yüzden sekiz rakamındaki bir insanın iyi tarafına yapışmak çok akıllı bir davranıştır, eğer bulabilirseniz!

Sonra Mart ayına baktım;
Mart, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 3. ayı olup 31 gün sürer.

Eski Roma’da Mart ayının adı, Roma Savaş Tanrısı "Martius" idi ve bu ayın savaşa başlamak için şanslı bir zaman olduğu kabul edilirdi. Ocak ve şubat ayları, savaşmak için uygun olmadıklarından Roma takviminin ilk ayı Mart idi. Julius Caesar’ın M.Ö. 45 yılındaki takvim reformundan sonra yıl, 1 ocak’ta başlatıldı. Buna rağmen pek çok ülkede, yılın mart ayı ile başlaması geleneğine devam edildi. 1 ocak, yeni yılın ilk günü olarak Fransa’da 1564 de resmileşti. Büyük Britanya ve kolonilerinde ise 25 Mart geleneği, 1752 de Gregoryen takvimine geçene kadar sürdü.

Mart ayının adı pekçok dilde benzerdir: März (Maerz) (Almanca), Mars (Fransızca), Maris (Arapça), Marzo (İspanyolca), Marzo (İtalyanca), March (İngilzce) ve Maart (Hollandaca).

Olaylar [değiştir]Bu ayın 21. gününe bahar ekinoksu denir.
Bu ayın 21. günü Türklerde yılın ilk günü kabul edilir ve Bahar Bayramı (nevruz) olarakta kutlanır.
12 Mart Muhtırası. 1971. Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesinin, siyasal yaşama müdahale ederek anarşik durumu giderecek, 1961 Anayasası'nın öngördüğü reformları uygulayacak güçlü bir hükümetin kurulması için verdiği muhtıra.
31 Mart İsyanı. (Hicrî 30-31 Mart 1327, Milâdi 12-13 Nisan 1909). İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra çıkan ayaklanma.

Mart ayı özel bir ay, 8 rakamı da özel, hepsinin sonucunda kadınlar özeldir.

7 Mart 2012 Çarşamba

Bari Bahar gelse...



Nihayet 3. cemre de düştü toprağa :)
gün ağırmadan uyanıyorum güne, sonra gün bitiyor ve karanlıkta günü sonlandırıyorum. Artık bahar gelsin... İğde ağaçlarının kokusunda akşam yürüyüşleri başlasın... gülmece olmasın bu cümleye; halen vardır iğde ağaçları bulunan İstanbul sokakları :))

6 Mart 2012 Salı

Milano


Şimdi Milano sokaklarında olmak nasıl olurdu? Her sokağı karış karış dolaşmak... İki teker keyfinde dizi dizi caddelerde rüzgarın sesinde etrafı keşfetmek... sonra kahve molasında caddelerde şıkır şıkır dolaşan insanları seyretmek güzel olurdu...

5 Mart 2012 Pazartesi

Ne oluyor orada?


Şimdi mis gibi, yaz sıcağında deniz keyfi gibi ferah, sevdiğin işi yaparak yaşamak varken, değer verdiğin insanlara daha kaliteli zaman ayırmak varken, alakasız adamlarla mecburiyetten vakit geçirmek ve denizin dibinde havasız kalmak gibi bir duyguyu hissederek yaşamak zorlamaz mı insanı? Zorlar, zorlar. Hatta ben böyle durumlarda kafama huni takıyorum... :)
Ne yapalım diyorum ehpek parası, katlanıcaz, ancak razı olmıycaz…!
Sessizlik de iyi bir meziyet, lakin razı olmayacağım bu da bellidir:)!

3 Mart 2012 Cumartesi

Nerde kalmıştık!


Sanki beynimde filler en yavaş adımları ile ilerliyor; bam güm/bam güm! ve bu her adım beynimde yankı yankı yankılanıyor...
işler çok yoğun, dersler çok yoğun... filler ....

Böyle karışık zamanlarda gökten bir uçak bileti düşse böyle, hem de kafamın tam ortasına düşsün... Neden mi kafamın tam ortasına? Bu aralar kendimden beklemediğim halde çok programlı yaşıyorum, şaşırma tepkimi kaybettiğimi düşündüm geçen gün... Olur, O da olur diyorum... Olmazsa da bir sonraki sürece erteleniyor kendiliğinden.
Şöyle kafama beklemediğim anda uçak bileti düşsün :) bu ani duruma tepki ile bağırmam gerek! Ne oluyor? derken... O anki ruh halinde gördüğüm uçak biletine bakarken, biraz önce bağır bağır bağıran ses; şaşkınlıktan hemen susuverirrr... Şaşkın olan ben, bilete bakarım, baktıkça daha da sessizleşirim... O an sessizlik hem bana hem etrafıma huzur yaşatır... sonra her şeyin farkına varınca tekrar bir bağırtı kopar, telaş yok bu kez sevinçten kopar bu bağırtı...

Uçak biletini alıp doğruca koyulurum yollara... mümkünse cam kenarı olsun...
hatta nereye gideceğime de şimdi karar verdim galiba, yazı yazarken aynı zamanda açık olan tv'ye göz atıyorum. TV'8'de Gülhan'nın Galaksi rehberi gezi programı yayında, Hindistan/Mauritius gezisinde. Bu arada oldum olası seyahat programları yapan kişilerden nedensiz yere nefret ederim... Ama bu öyle böyle bir duygu değil... nefret ediyorum bildiğin... ancak bu kız çok şeker, iyiki de bu işi yapıyor... aferim!
Yeri de seçtik, ama yok biraz dikkatlice izleyince vazgeçtim galiba... her ne kadar bu yer deniz kenarı olsa da mekanik bir görüntüsü var gibi geldi, olmadı...
belki de çok uzak bir yerlere gitmek bile gerekmiyor...
dün akşam iş çıkışı arkadaşım Derya ile birlikte Taksimde birkaç mağaza dolaştık ve sonrasında kahve keyfi yapalım dedik, ancak Taksim gözüme eskisi gibi görünmüyorrrr... evet bu itiraf benden olunca çok şaşırtıcı oldu... Bu kısa alışveriş ve kahve keyfinden sonra eve gidelim artık dedik, taksim sokaklarından otoparka yürürken hınca hınç kalabalıklar arasında taksim eğlence mekanlarına insanlar yeni yeni akıyorlardı...
Bu arada yazı yarken Tv ye de arada bir göz atıyorum, Mauritius, ülkedeki sistem İngiliz usuluymuş, bu nedenle trafikte sağdan işliyor... Günümüz koşullarında bile trafikten nefret eden ben tatilde bu sürprize merhaba diyemeyeceğim... Ahahahhaha sanki her şey tamam ben de hayır buraya gidemem diyorum...ahahahhaha... Anlaşılan gerçekten işler çok yormuş beni ve bu hafta sonu çalışacağım yığınla ders çevirmeleri var... olmayan ingilizcem ile harika çeviriler yaratıyorum...yaşam ne garip ben kendimle yarışmayı ve kendimi yormayı seviyorum bu sayede burcuma yakışır halde etrafımı yormaya zaman bulamıyorum :)) eminim okul bittiğinde müthiş ingilizcemle doktora yapmış olacağım :)) uçak bileti düş artık kafama durumlar sarpa sarıyor hahahhaha
Aslında bu gezi mekanı Mauritiu'su sevmememin nedeni doğallık yok, her şey konfor üzerine kurulu, evet çok mekanik ve yerleşik hayattan eser yok... o nedenle burası ancak balayı tatili olur....
bu hafta sonu kafamı dağıtmak için yapacağım tek şey dün akşam parfüm dükkanında normal koşullarda gördüğümde ayıpladığım ancak dün akşam bizim de yaptığımız gibi üzerimize boca ettiğimiz; kokuda güzel, ancak ücrette oldukça pahalı yeni "Dior to life" parfümünden sonra başka bir alış/veriş yapmak imkansız olacak... parfüm halen burnumda buram buram kokmakta... :)

Hayat gezdikce güzel olsun olmasına, lakin gezmedikce de güzel olur hayat...Hayat herşeye rağmen paylaştıkça güzel olur, ürettikçe de anlamlaşır...
farkındayım yazdığım en karmaşık ve saçma yazı oldu...
( aman yarabbi kafama uçak bileti düştü nihayet... Hem de Nepal!!! :)))

28 Şubat 2012 Salı

Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek önemli...


Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor
Neyi özlediğini,
Kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum

Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor
Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için
Bir aptal gibi görünme riskini göze alıp almayacağını bilmek istiyorum

Ay'ının etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor
Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını, hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığın, daha fazla acı korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum

Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan benim ya da kendi acınla oturup oturamayacağını bilmek stiyorum

Benim ya da kendi neşenle olup olamayacağını, insan olmanın sınırlılığını hatırlamadan, bizi dikkatli ve gerçekçi olmamız için uyarmadan çılgınca dans edip coşkunun seni parmak uçlarına kadar doldurmasına izin verip vermeyeceğini bilmek istiyorum

Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor
Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratamayacağını; ihanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip etmeyeceğini bilmek istiyorum

Güvenebilir ve güvenilebilir olup olamayacağını bilmek istiyorum
Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum
Benim ve kendi hatalarınla yaşayıp yaşayamayacağını;
Bir gölün kenarında durup gümüş Ay'a "EVET!" diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum

Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğun beni ilgilendirmiyor
Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, yorgun, bitap da olsan,
çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum
Kim olduğun, buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor
Çekinmeden benimle ateşin ortasında durup durmayacağını bilmek istiyorum

Nerede, kiminle, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor
Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum

Kendinle yalnız kalıp kalamadığını, ve o boş anlarda sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek en önemli olan...

15 Şubat 2012 Çarşamba

“Hayat kısa, Kuşlar uçuyor.”

Kendini tanımlamak için belki de hiç bir çaba harcamadan sadece doğuştan gelen özelliklerini, ya da dünyaya zaten şanslı gelmişsen bunu da övünmek için kullanmamak gerektiğine inanırım.
Kısacası aynı olmanın kısır bir döngü olduğuna zenginliğin aynı olmaktan gelmediğine inanıyorum.
Aynı yöne bakmanın ya da günümüz koşullarında kişilerin bir birinin aynı olmasını da yoksulluk ya da beynin aptallaşması olduğunu düşünmekteyim. Ve kişinin ne olursa olsun işini en iyi şekilde yapmasının da en büyük zenginlik/vatanseverlik olduğunu düşünürüm….

Bir şeyler için uğraş vermenin, bu uğraşlar içerisinde de yeni keşifleri bulmanın aslında yaşamda var olma nedenini açıkladığını ve bunu fark etmenin de hiç zor olmadığını düşünürüm. Aslında her yeni günün yeni süprizler sunduğunu ve doğa denilen sonsuz güzelliğin bize sunulmuş en büyük mucize olduğunu, bu mucizenin hepimize de yeteceğine inanmaktayım… Doğa ne olursa olsun cömert/anlayışlı/adaletli…

Huzur denilen olgu doğanın kendi içinde öyle bir yer etmiş ki, bunları görmemek aptallıktır. (Yaşamamak)

En basiti mevsimleri takip etmek bile bunları yeterince açıklamakta…
İşte bu zamanlarda/ bu düşüncelerde ; aklıma iki dize düşer;
Şiir
Cemal Süreya dile gelir:
“Hayat kısa. Kuşlar uçuyor.”


***Cemal Süreya 1931'de Tunceli'nin Pülümür ilçesinde doğdu. 1938'de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik'e sürgün edildi. 9 ocak 1990 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi maliye ve iktisat bölümü'nü bitirmiştir.Maliye Bakanlığı'nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik, darphane müdürlüğü, Kültür Bakanlığı'nda kültür yayınları danışma kurulu üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği ve 25 yılı aşkın Türk Dil Kurumu üyeliği görevlerinde bulunmuştur. Yayınevilerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yapmıştır.

Ağustos 1960'tan itibaren yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini Haziran 1966- Mayıs 1970 arası 47, 1980-1981 arası iki sayı daha çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.

14 Şubat 2012 Salı

Bu güne özel :)



O halde Sevgililer Günü’nü unutun; kafa denginizle buluşana dek yalnızlıkla baş etmenin, kendi kendinize yetmenin yolunu bulun.
Formülü unutmayın:
Tekil olmayı başarmış iki kişi=sağlam bir ilişki...

13 Şubat 2012 Pazartesi

2012


2012 yılı gerçekten güzel başladı.
Önce sağlık,
sonrasında gerçeklerin olduğu gibi mutlulukları yaşatması :)