31 Ocak 2017 Salı

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor.
İlk günkü gibi acım taze...

Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor ya. Zaman sadece unutmak istediklerine ilaç. Hiç melek yüzlü bir insanı hafızandan silmeyi denediniz mi? Sana sadece tebessümle bakan. Başına birşey gelecek diye ödü kopan birini unutmak mümkün müdür? Her sabah içten bir gülümseme ile sana sarılan biri hayatından kayıp gitse. Ve sen daha çok genç olsan. Ancak o da henüz 53 yaşında hayata veda etmişse. Ve yapacağınız yüzlerce plan varsa. Ki planları her hatırladığında yüreğine bir acı çöküyorsa...
Sonra aklına gelir. Allahım dersin ya kardeşimin yaşında kaybetseydim annemi. O daha çocuktu. Annemin onun üzerinde kucak kokusu vardı. Annem onu hala kucağına alır severdi. Hatırlıyorum annem için hastanedeyiz. Kardeşim ortalıklarda yok. Sonra babam dedi ki bu çocuk fena şekilde dayak yemiş. Yüzü gözü bitmiş durumda. Karşı tarafta birşey yok. Tek parça. Öğrendikki kardeşimin acısı derin, dayak yersem belki acım hafifler... bu çocuk daha ilk okul çağından yeni çıkmış. Yüreği nasıl parçalandı ise aklına dayak yemek gelmiş. Arkadaş kavgasında ağzı yüzü gitmiş...
İşte hayat böyle birşey, aile kendinden daha çok düşündüğün ve içinin titrediği bir olgu.
Annemin bize bıraktığı en büyük miras; iyi insan olun! Şükretmesini bilin. Sabır tecrübeyle öğrenilir. Ama şükretmek herkese bahşedilen bir özellik değil derdi. İyi insan olmanın ahlaklı insan olmaktan geçtiğine. Ne olursa olsun hepimizin eşit yaratıldığına. Hiç birimizin farklı olmadığını ve herşeyi sevginin kurtaracağını söylerdi.
Söyledikleri kulağımızda küpe. Her kararımızda aklımızda.
Ne mutlu biz annemizle vakit geçirdik ve paylaştık.
Hayat ardınızda bıraktıklarınız kadar.
Sizi andıkları kadar varsınız.
Sunduğunuz sevgi kadar varsınız.
Sadece anne baba aile değil, hayat yaşattıklarınızla sizi ödüllendirmekte.
Varlığı ile yanımızda olmayan annemiz, duyguları ve bize öğrettikleri ile var.
Varlığı ile yanımızda olamayan annemiz, bizim varlığımızla bağlı olduğumuz kardeşlerimizin sevgisi ile var.
Bu hayatta Ne kadar yaşadığımız değil, neler yaşattığımızı bize gösteriyor.

İyki varsın annem! Ve iyki seni iyi hatırlıyorum!
Allah rahmet eylesin

#31/01/2003 #annem


8 Mart 2016 Salı

8 Mart

KADIN
Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
yeşil bir harman yerinde
dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayâlimdir,
boynumda taşıdığım vebâlimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Kimi derki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayâl ne vebâl.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim,hayat arkadaşımdır.
NAZIM HİKMET

Neden 8 Mart diye düşünüp bir araştırma yaptım kendimce :) ;
Öncelikle 8 rakkamının anlamına baktım;
Çift kare ile ifade edildiği gibi, bir işi bitirmek için gereken dayanıklılık anlamına gelir, ikiye bölündüğünde, parçalar birbirine eşittir (4 ve 4). Yeniden ikiye bölündüğünde, parçaları yine eşittir (2,2,2, 2) ve bu da dört misli bir dengeyi gösterir.
Doğum sayısı olarak 8, iş demektir. Bu geniş ticarî ve endüstriyel gelişim çağında çok ilerilere gidebilen kararlı müteahhitlerin sembolüdür. Plânları uygulamaya koyup tamamlayan ve daha sonra da daha büyük şeylere yönelen kişileri sembolize eder.
Bu titreşim, talep eden ve başka insanlardan maksimum verim elde eden güçlü ve etkili bir karaktere sahip bir insanı temsil eder. İtirazlar onları durdurmaz, aksine daha fazla gayret göstermelerine sebep olur.
Bu doğum sayısına sahip insanlar, büyük askerî ve siyasî kariyere sahip olurlar, çünki iş alanında olduğu gibi bu alanda da ihtiyaç duyulan seçkin bir yetenek onlarda vardır.
Bu titreşimdeki insanlar sosyal yaşamlarındaki dostluklarını zenginlik ve başarı üzerine kurar ve bu, o insanlar için standart hâldedir. Bir şey ne kadar pahalı olursa, hayranlıkları da o kadar çok fazla olur.
Servet ve güç arayışları sırasında, rakiplerine ve kendilerine bağlı olan kişilere karşı acımasız olabilirler. Ancak, diğer yandan da kendileriyle birlikte birçok insanı yanlarına götürürler. Bu yüzden sekiz rakamındaki bir insanın iyi tarafına yapışmak çok akıllı bir davranıştır, eğer bulabilirseniz!

Sonra Mart ayına baktım;
Mart, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 3. ayı olup 31 gün sürer.

Eski Roma’da Mart ayının adı, Roma Savaş Tanrısı "Martius" idi ve bu ayın savaşa başlamak için şanslı bir zaman olduğu kabul edilirdi. Ocak ve şubat ayları, savaşmak için uygun olmadıklarından Roma takviminin ilk ayı Mart idi. Julius Caesar’ın M.Ö. 45 yılındaki takvim reformundan sonra yıl, 1 ocak’ta başlatıldı. Buna rağmen pek çok ülkede, yılın mart ayı ile başlaması geleneğine devam edildi. 1 ocak, yeni yılın ilk günü olarak Fransa’da 1564 de resmileşti. Büyük Britanya ve kolonilerinde ise 25 Mart geleneği, 1752 de Gregoryen takvimine geçene kadar sürdü.

Mart ayının adı pekçok dilde benzerdir: März (Maerz) (Almanca), Mars (Fransızca), Maris (Arapça), Marzo (İspanyolca), Marzo (İtalyanca), March (İngilzce) ve Maart (Hollandaca).

Olaylar [değiştir]Bu ayın 21. gününe bahar ekinoksu denir.
Bu ayın 21. günü Türklerde yılın ilk günü kabul edilir ve Bahar Bayramı (nevruz) olarakta kutlanır.
12 Mart Muhtırası. 1971. Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesinin, siyasal yaşama müdahale ederek anarşik durumu giderecek, 1961 Anayasası'nın öngördüğü reformları uygulayacak güçlü bir hükümetin kurulması için verdiği muhtıra.
31 Mart İsyanı. (Hicrî 30-31 Mart 1327, Milâdi 12-13 Nisan 1909). İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra çıkan ayaklanma.

Mart ayı özel bir ay, 8 rakamı da özel, hepsinin sonucunda kadınlar özeldir.

15 Nisan 2015 Çarşamba

Engel mi kanatlanmadan uçmaya?

Ne zaman Cemal Süreya'nin " Hayat kısa kuşlar uçuyor" dizesini okusam yüreğime bir titreme geliyor...

Ne zaman Sezen Aksu'dan "Değer mi hiç" şarkısını dinlesem, yüreğim en derinden titriyor...

Ne zaman İstanbul- Kabataş'dan vapura binip de, Topkapı Sarayı manzarasını görsem yüreğim nefes alıyor...

Hayatı yaşamak yürek istiyor... Hayatı yaşarken eğer duyuların seni hareketlendiriyorsa sorun yok ...

Gerçekten zaman çok hızlı akıyor... Elimizde kalan tek şey an... O an ne hissettiysen o...

Şüphesiz her anın bana yaşattığı duygulara sonsuz şükür ediyorum. Bana kattıklarına, hissettirdiklerine... Düşündürdüklerine...

Mesela Sezen Aksu, "değer mi hiç?" şarkısının son demlerini tekrar tekrar dinliyorum... " Engel mi kanatlanmadan uçmaya" ....

Mesela, vapurdan Topkapı Sarayı'nın o muhteşem görselliğini gördüğüm anda, umudum artıyor... İstanbul halen yaşanılabilir diyorum... Hala birşeyler var burada yaşamak için...

Sonra şükredecek bin tane neden buluyorum... Her sabah uyanışlara... Sağlıkla güne başlamaya... Bu yaşıma kadar süregelen biriktirdiğim ne varsa şükür ediyorum...

8 Nisan 2015 Çarşamba

Herşey Hemen Olsun...


O kadar zaman oldu yazı yazmayalı....

Bu hafta dolup taştı düşüncelerim...

Yazı yazmanın terapi görevi gördüğünü hatırladım, kelimeleri düzene koymanın... Anlatmak istediklerini özenle yazıya dökmenin aslında kendi içinde bir dili ve düzeni olduğunu fark ettim...

Uzun zamandır yazı yazmayışımı da, uzun zamandır okumayışıma, buna neden sosyal medyayı suçladığımı fark ettim... Yüz kırk karaktere düşüncelerimi sığdırmak isteyişimin yarattığı tembelliği fark ettim... Gördüğüm her şeyi okuma telaşında aslında okuma ve anlama algımın kapandığını da fark ettim. Okuduklarım aklımda kalmıyordu... Ezbere okuyordum... Tanıdık gelen cümleler aklımda kalıyor ve aslında okuduğum pek çok şey de edebiyattan bir haberdi...

Bunların getirdiği sonuçların hepsi hızlı tüketim... Hızlıca hareket etmek... bir yerlere geç kalma telaşı... Herşey hemen olsun... Hemen taksi bula bil... İki adımlık yere yürüme taksiye bin... Zaman kaybı olmadan hızlıca yemek ye... Plastik kutulara sıkıştırılmış, bildiğimiz sütlü kahveye ödediğim para ile , belki de büyüdüğüm köyde bulunan tüm kahve sakinlerine ısmarlayacağım kahve ücretini ödemek... hep birşeylerin dayatılması...

Hafta sonu kahvaltı mutluluğun bile farkında olmadan elinden alınıyor...

Güzel manzaralı bir yere oturmak istiyorsun, orası rezerve edildi, sizi şuraya alabiliriz isterseniz... Şurası dediği yer evdeki kahvaltı keyfinde salonun dip köşesi gibi bir yer... Neden geldik o zaman buraya? Bakıryorsun rezerve dediği yere hiç oturulmuyor, sanki oturulmaması için rezerve edilmiş...

Aracını allahın sokağına partk edeceksin, etrafta gördüğün hiç bir işaret yok, ne part edebilirsin, ne de park yasağı yasak denilen bir işaret... Tam bu nokta park yeri buldum derken, hayatında hiç görmediğin biri geliyor yanına ve park ücreti talep ediyor... Neden diyorsun? Burası bize ait... Hayır burası bildiğin sokak diyorsun... Yok abla burada otopark ücreti ödeniyor... aracına bir şey olursa bizden bilme diyor, ve açık açık yüzüne yüzüne söylüyor bunu...

Yazdıkça yazasım geldi...



Bazen...


Bazen sevdiğim müzik çaldığında, dünyanın bambaşka yerlerindeki manzara fotoğraflarına bakarken çok uzak hayallere dalıyorum.

Başka yaşamları keşfetmenin heyecanı, yolculukların özgürlüğü ve en çok da masmavi denizlere, yemyeşil ormanlara, karlı dağlara bakarken ki huzur etkiliyor beni.

Şu ara ve bundan sonrasında hayattan almak istediğim şey huzur, kendimi sevmenin, onaylamanın, gurur duymanın, hoşgörünün, herşeyi olduğum gibi kabul etmenin verdiği eşsiz huzur.

Uzak ülkelerde, başka yaşamlarda arayıp, kendimde bulduğum…

Kendim olmanın, kendimi gerçekleştirmenin huzuru, hafifliği, özgürlüğü…

Aslında kısacası insan olmanın dayanılmaz hafifliği bu...

Etrafa insan gibi bakabilmenin...


7 Nisan 2015 Salı

Nerde Kaldık?


Son bir haftada yaptığım tek şey belki de kitap okumak... Kitaplar alınmış, kitaplığa konmuş ancak hep bir erteleme ile sadece kitaplıkta süs olmuş o kitaplar... Şimdi başladım iki yıl önce heyecanla aldığım kitapları okumaya... İki yıl ne kadar çabuk geçmiş aslında... Kitabın arasına sıkışmış alış veriş fişleri çıkıyor karşıma, arada yemek fişleri de çıkıyor ve sonra o anlar geliyor aklıma...

Sonra başlıyor hayat... Hayat An'lardan oluşur... Sen ayları, günleri ya da yılları not al ancak senin hatırladığın tek şey o an'dır...

Hafta sonu kitaplığımı temizledim... Bir insana verilebilecek en güzel ceza bence kitaplık düzenlemesi olur... O kadar vakit aldı... o kadar çok şey toplanmış ve birikmiş... Düzelt düzelt, toparla, ne gereksiz eşyaları kitaplıkta yer edinmişim :)

Kitap kutularını da boşalttım... yirmi yıl önce belki de internet yok iken mektupların olduğu dönemler... O dönemlerdeki mektuplar düştü elime... açıp okuyamadım... belki de hepsi aklımda olduğu için okuyamadım...

Bazen an'ılar ya da biriktirdiklerin değerini yitiriyor,  ve bu mektupların bazıları da öyle oldu... hiç bir yere sığdıramadığım arkadaşlığım yıllara yenik dusmustu... anılarım da...

Sonra tekrar elimdeki kitaba döndüm... bir günde tek kitap biter mi? bitermiş...

Fark ettiğim kitap biterken, telefonumun sarjı hiç eksilmeden tüm gün sürdü... Elimden düşmeyen telefon ilk defa amacında kullanıldı bugün...

sonra karar verdim ve bütün sosyal medya hesaplarımı kapattım...

Hafta sonu hep bir karar aşamasından geçti...

Hayat bu kadar keskin dönüşleri sırtlayabilir mi dedim? Bu kadar sert olur mu? Bunu nasıl yonettiginle ilgili... İkame edebiliyor musun? evet ikame edebiliyorum... Sadelesmek lazim...

12 Şubat 2015 Perşembe

Anlatacak Hikayelerim Bitmedi Henüz

Bir varmış bir yokmuşla başladı hikaye...
Hikayeler hep iyi başlar değil mi? Başlangıçlar hep güzel olur, çünkü başlamasına izin verdiğin andan itibaren umutlar sana güç verir. Sonra herşey sende biter... Bu da bir karar aşamasına gelir...
O yüzden bir var olur, ya da yok olur...
Hayat o kadar güzel ki, yaşam o kadar derin ve eşssiz ki... hiç birşey uzakta değil, uzak denilen kavram sadece haritada gördüğün mesafe...
Düşüncede bitiyor herşey, düşünce yakınlaştırdıysan, kararın da var oluyor akışında...
Hayatımın akışı artık maddi değil benim... Çünkü maddiyatı yakalamak için zaten çok çalıştım, bu süreç de sana farklında olmadan manevi hayatın değerini acısıyla tatlısıyla öğretiyor...
Doğa, aile, sevgi, bunların üçünü fark edebilmişsen eğer, hayat gördüğünden daha güzel...
Önce hikayeni seç....

bu yıl benim yılım...

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...