26 Temmuz 2010 Pazartesi

:)


Film izlerken kendi aranızda filmden daha dikkat çekici replikler yarattığınız oluyor mu? Bu hafta sonu bir korku filmi izlerken ben de birkaç örnek oluştu.

Filmin başrolündeki genç kız evde yalnızdır, sürekli rahatsız edici esrarengiz telefonlar almaktadır.

Esas Kız telaşlanır ve Polisi arar;

-Esas Kız; ardı ardına gizemli telefonlar almaktayım, korkuyorum!

-Polis; Ne şekilde telefonlar alıyorsunuz? Taciz, küfür, müstehcen söylemler var mı?.

Tam o anda yeğenim araya giriyor ve; teyze müstehcenin ingilizcesi nedir? Bendeki cevap; Ayıp gibi! ???

Başka bir replik;

Filimin sonlarına doğru sürekli sesini duyduğumuz polis memuru kamera karşısında beliriverir... Gördüğüm manzara karşısında sarf ettiğim cümle şudur; Polisteki göbeğe bakın; rezalet!!!??

15 Temmuz 2010 Perşembe

Tatil



Havada ılık bir rüzgar var. En uzun hafta sonu bu, tarih haziran ayının son demlerini gösteriyor. Bense yetişme teleşında, içim kıpır kıpır. Bir an önce İstanbul ile vedalaşmayı diliyorum....

Ev yolu uzadıkça uzadı. Aklımda tatil için hazırlanması gerekli eşyalar listesi, bir şey unutmamak adına da liste kabarmakda. Sanki dönmeyecekmiş gibi bir ruh halinde hazırlanıyorum.

Düşüncelerim gibi araç tıka basa dolu, neredeyse kafama kadar dolu araç...

Hayırlısı ile yola çıkıyoruz. İşte kaçma isteğim daha araç 100m ilerlemeden kendini haklı çıkartıyor. Yol alabildiğine araç,araç,araç... Trafik kendini bilmez halde bekleyişde.

Şehirden ayrılmamız üç saati bulacak gibi.

Hava karardı biz hala şehirden çıkamadık. Hani ilk kez trafikde bekleyiş keyfili olmakda. Herkes aynı düşüncede ileriki kavşakdan sonra bu trafik açılacak.

Ve nihayet şehirden ayrıldık. Tatil bereketi ile geldi, yağmur başladı, yollar ıslak ıslak ışıldıyor karanlıkda. Araç silecekleri birbiri ile yarışmakda, su damlacıkları göz kırpar gibi araca düşmekde... Tatile yakışacak şekilde müzik çalışıyor en sessiz bir o kadar güçlü ve bir o kadar da okşayıcı ruhu; Müzeyyen Senar/Nostalji....



Gecenin karanlığını tarif etmek mümkün değil, araçda herkes uykuda, herkes sakin, herkes huzurlu bu saaatlerde... Müzik hala çok güçlü hissettiryor hala duygular en en sakin halinde kulakların pası silinmekde... Gün birkaç saat sonra doğacak, gecenin karanlığı, ay ışığı, yağmur dinmek üzere... Yeni bir günde, gün kadar herşey yeni, tatil kendi gibi, sessiz, huzurlu...



Gün doğdu, deniz yağmur sonrası uykuda, sıcacık bir hava hakim. Pamuk kadar yumuşak deniz, herşey bu ve buna benzer durumda...



Tatil başladı...

Tatil en güzel anında...

Tatil sevgili gibi...

13 Temmuz 2010 Salı

İstanbul S.O.S

http://istanbulsos.wordpress.com/

Yukarıda bağlantı İSTANBUL S.O.S kampanyasının sayfasıdır. İçinde imza bölümü bulunur.
İstanbul UNESCO Miras Listesinden çıkarılsın isteniyor. Çünkü UNESCO'ya taahhüt edilen hiçbir şey yapılmıyor.

25 Temmuz'da Brezilya'da UNESCO Kültürel Miras Komitesi, İstanbul'u da görüşecek. İstanbul'u "Tehlike altındakiler miras listesine" indirecek büyük ihtimalle. Tamamen de çıkarabilir. Tehlike altında listesine girerse, bir yıl daha süremiz var. Bu kampanyanın amacı, İstanbul Belediyesini, Kültür Bakanlığını ve hükümeti baskı altında tutmak ve İstanbul'un tarihi mirasını korumaya zorlamak. En önemli engellerden biri, Süleymaniye Camii'nin önünde geçmesi planan, Haliç üzerindeki metro köprüsü. Daha doğrusu bu köprünün her biri 70 metreye yakın olan iki boynuzu. Bu boynuzlar, Mimar Sinan'ın eserini örtüyor.Metro köprüsünün mimarı da, tasarımcısı da, yapıcısı da, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mimar Kadir Topbaş.

İmza at.

İmzaya yolla.

İmzasız bırakma.

İmza iste.

İmzala.

İmzalat.

Az zaman kaldı.Az zaman kaldı.

11 Temmuz 2010 Pazar

Kürkçü Dükkanı


İstanbul'u ne kadar sevdiğimi uzak kaldığımda daha iyi anlıyorum. Tatil müthiş güzeldi, ancak İstanbul herşeye rağmen özleniyor...

Tatilin daha ikinci günü yağmur yağdı, ertesi günü de yağmur yağdı, toplamda dört gün yağmurluydu... Yine de o yağmura ragmen denizin keyfini sürdüm. Yakın zamanda yağmurda denize girmişliğim yokdu, bu keyifi de yaşamak güzel bir anı oldu şüphesiz...

Hergün denizde olmak, hergün yüzmek demekdi benim için. Hergün mangal/balık keyfi de kendiliğinden geldi. Elimden eksik etmediğim ve kendime şaşırdığım çekirdek çitlemek de akıllara zarardı... Normalde iki yılda tüketeceğim çekirdiği bu tatilde zorlanmadan tüketiverdim...

Tatilin iyisi kötüsü olmaz, dinlenmek, yemek yemek, deniz keyfi ve yanımda sevdiğim insanlar olunca herşey kendiliğinden güzel hale geliyor...

Kürkçü dükkanına döndüm ben!

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...