4 Aralık 2011 Pazar

Ağrı Dağı 4800m Tırmanışı Gezdikce




28 Temmuz Perşembe;(2011)

Saat 02:00 suları… 4200m kampında Ağrı Dağı’ndayız!

Dağın uçurum eteklerinde kamp çadırında uyur uyumaz haldeyim, uyku tulumunda soğuk havadan korunmaya çalışıyorum. Bu gece zirve tırmanışı yapacağız… Bu nedenle 02:00 sularında uykunun en tatlı zamanında ayakta durmaya çabalıyorum. Sıkı sıkıya giyinmişim, ayağımda botlarım, üzerimde kar pantolonum, kar montum, başımda berem… Soğuya karşı gözlerim açık, heyecanlıyım bu nedenle zihnim de açık.

Bu geceki tırmanış için dün akşamüzeri saat 18:00 da başladık uykuya. Ancak ben bu saatlerde ve sonrasında uyumayı başaramadım. Belki bu zamana kadar topu topu 3 saat uyuyabilmişimdir. O da uyandırıldığım son saatlere denk geldi sanırım… Çadır arkadaşım Meral bana göre daha şanslı, sağlıklı bir şekilde uyuduğunu düşünüyorum.

Bizi soğuktan koruyan ve konakladığımız çadır, standart iki kişilik kamp çadırı, çadırın içinde en alta kısma süngerden yapılma bir döşeme yerleştirilmiş, bunun üzerine uyku tulumumuz serili, çadırın iki tarafında da giriş-çıkışı sağlayan fermuarlı bölümler mevcut. Çadırda konakladığım ilk gecede, uyku tulumu bana ait olmadığı için hijyenik olmaması nedeniyle uyku tulumunun içerisine çarşaf sermiştim. Şuan bu yöntemime ben bile şaşırıyorum. Çünkü bu kamp süresince doğal yaşam o kadar kendine alıştırıyor ki, 4 gün boyunca banyo yapmamıştık. Ne tuhaf değil mi?

Bu gece bulunduğumuz mutfak çadırı olarak kullanılan büyük çadırda, grubumuzda bulunan 10 arkadaşım ile kahvaltıdayız. Sağlam bir kahvaltı yapmamız gerekli, belli ki hepimiz heyecanlıydık. Bu saatte bir şeyler atıştırmak bana göre zor, bünyem buna alışkın değil. Aslında bünyem 4200m olmaya da alışkın değil. Daha alışık olmadığım pek çok şey sıralayabilirim. Ancak bu hal ya da durum bana pek çok şeyi de fark ettirmiyor değil…

Kendimi zorlayarak yaptığım kahvaltı sonrasında, tırmanış için toplanıyorduk. Turda iki rehberimiz vardı, biri tur rehberi diğeri de yerli rehberimizdi. Tur rehberimiz kısaca zirve tırmanışı için bilgiler aktarıyordu, zirvede kar olma ihtimaline karşılık, tırmanış botlarımıza kramponların nasıl takılacağını anlatıyordu. Bu anda hava -5 derecede ve gecenin bir vakti zifiri karanlıkta göz gözü görmüyordu. Sadece kafa lambalarımızın yönlendiği bölümleri görebiliyorduk. Bu da komik dialoglar yaşatıyordu. Kafamı aniden bir yere kaldırırsam önümdeki arkadaşımın gözüne doğru lamba ışığı vuruyordu ve o anda bir bağrış kopuyordu. “Kafa lambanı aşağı indir! Kör oldum!” :)
Tüm bunlar benim için çok özel anlar şüphesiz…

Rehber beni grubun başına aldı, öncesinde tırmanış tecrübem olmadığı için grup benim hızımda hareket edecekti. Rehber bizden birkaç metre ileride en sağlıklı yoldan gitmemiz için yön bulmaya çalışıyordu. ( yada yolu bilmiyordu, ki bir süre sonra yolu bilmediğini anladık )

Hava soğuktu ancak o kadar sıkı giyinmiştim ki bir süre sonra terlemeye bile başladım. Küçük ancak aynı ritimde adımlarımla ilerliyorduk. Kafa lambam önümü görmeme yardım ediyor, ışığın verdiği güvenle ilerliyordum. Ardıma baktığımda diğer grup arkadaşlarım benim gibi küçük ancak aynı hızdaki adımlarla takipteydiler… Çıkış yolumuzda benim üç misli büyüklüğümdeki kayalıklarla doluydu. Kayalıkları dikkatlice aşarak bir adım öne doğru gitmeye çalışıyorduk.

1800m yükselikte gördüğüm Ağrı Dağı, artık 4500m yüksekliğinde başka tecrübeler sunuyordu… Ağrı Dağını karşıdan izlemek başka bir duygu, onu her yükseklikte keşfetmek çok başka bir duygu… Gösterişten öte bir hali var bu dağın, bir güç simgesi gibi, dağ etekleri geniş bir alana yayılmış ancak dağın zirvesine doğru bir anda dik yükselişi bu gücü anlamlandırıyor. Hiç tahmin etmezdim bir dağdan bu kadar etkileneceğimi, ya da beni büyüleyeceğini…

Cemal Süreyya ne güzel demiş; dağ görgüsü kazanır Ağrı’yı bir kez görse de kişi"

Bazı kültürlerde dağlara tapılmasını bir nebze de olsa bu sayede anlayabiliyordum… Doğal güzellikler her zaman büyülemez mi insanı? Doğanın gücü ve mucizesi burada saklı belli ki…


Tırmanış beni biraz zorluyordu, doğru nefes almak, aynı ritimde yürümek…

Hem yeterince ve sağlıklı şekilde uyumamış, hem de doğru dürüst bir şeyler yememiş olmakla zorlanmıştım. Grubu da etkilememek adına rehbere biraz dinlenmek istediğimi bağırdım, ancak bu tırmanışa devam etmeyeceğim anlamına gelmiyordu. Rehber yanıma geldi, diğer yerli rehber ortalıklarda yoktu. Durumu izah ettim, ve dinlenmek istediğimi belirttim. Rehber, beni güvenli bir yere bırakacağını söyledi.. Bunu ilk duyduğumda şaka olduğunu düşündüm. Çünkü burada benim anlayışımla güvenli bir yer yoktu gördüğüm. Sonra grupla birlikte tırmanışa çıkamayacağımı belirtti. Açıkçası daha ilk günde rehberle alakalı belirginleşmiş bir düşüncem vardı; gruptaki herkes de aynı kanıdaydı benim gibi… Artist Rehber! ( bu beni orada tek başıma bırakıyor olması değil, artist bir tavır ile olaylara yaklaşımıydı )

Benim beş katı büyüklüğümdeki kayalıkların arasında güvenli olduğunu düşündüğü bir nokta buldu, ki ben daha güvenli bir yer bulabilirdim, burada gün ağırana değin beklememi istedi. Gün ağrınca 4200m kampına inebileceğimi de ekledi…. Bunları söylerken ben tek kelime etmedim. Sanki burada beklemek daha başka bir tecrübe olacaktı…

Ne diyorum ben, tabi ki korkuyordum! Neleri planlamış ancak nelerle karşılaşıyordum…

Rehber tek bir noktayı baya baya bir atlıyordu; tek başıma kalacağımı! Hava -10 derecede ve saat 04:00 sularında, bulunduğumuz yer 4,800m yüksekliğinde. Ve ben Fethiye tek başıma burada gün ağırana kadar bekleyecektim.

Bu konuşmalar topu topu beş dakika bile sürmedi. Ben güvenli olduğunu düşündüğüm yerde beklemeye koyuldum. Elimde sırt çantam, hava karanlık, bulunduğum yer dağ tepe :) Ağrı Dağındayım yahu…

Gruptaki diğer arkadaşlar ne olduğunu anlamamışlardı sanırım. Tahminim benim orada bekleyeceğimi bile bilmiyorlardı….

Saat 04:00 suları Ağrı Dağı 4800m yüksekliğinde etrafı keşfediyordum… Sol tarafıma baktığımda Küçük Ağrı Dağı görünüyor, biraz ileride gök yüzüne doğru baktığımda hilal şekline bürünmüş ay muzzam güzellikte görünüyordu. İleriye doğru düz baktığımda Doğu Beyazıt şehir ışıkları mevcuttu.

Sağ yanıma bakmıyordum, çünkü hava çok karanlıktı ve karanlıkta bir şey görememek beni paranoya yapabilirdi :)

Saatime bakıyorum saatler geçtiğini düşünmeme rağmen, topu topu beş dakika bile geçmemişti. Gün ne zaman ağıracaktı bilemiyorum.

Şu zamanlarda benle birlikte pek çok arkadaşım da tatilde, ama nerdeler; ege sahillerinde sabahlar olmasın düşüncesinde eğlencedeler. Çok söylediler sen de gel sen de gel!!! Bense başka bir tatildeyim; sabahlar olsun istiyorum bir an önce!

Vay be diyorum sonra; ne heyecan verici bir durum benimki! Bu durumun tadını çıkartmam gerekli. İleriye doğru tekrar bakıyorum, ışıl ışıl Doğu Beyazıt gözüme bu kez başka görünmekte… Manzara gerçekten müthiş. Kimseye kısmet olamayacak bir cesaret benimki :)

Eğlenceli olsun diye kafa lambamı yakıp söndürüyorum. Aydınlık ve karanlık arasında görünen manzarayı analiz ediyorum… Çantamda bulunan termosta sıcak suyu var, su içmek için eldivenimi çıkartıyorum, aman allahım bu ne soğuk böyle, sıcak suyun ne kadar lezzetli olduğunu da burada öğreniyorum… Çantamda bir de çikolata var, ancak onu yemek bu soğukta pek mümkün değil, eldivenimi tekrar giyiyorum… Benim üç katım mislindeki kayalıkların arasında günün ağırmasını, şarkı mırıldanarak bekliyorum…

Eğer tura katılmadan öncesi bana deselerdi ki; Fethiye Turun 4. Günü zirve deneme tırmanışında seni 4800m de bırakacağız, yine de katılıyor musun? Nasıl??? Derdim… ve biraz düşünürdüm… Riskler yaşamda hep var, bunları düşünce kararlar da farklı oluyor, ancak bir anda başımıza geldiğinde duruma bakış daha bir farklı oluyor… Tabiki tura katılmazdım :)

Ancak şuan nasıl bir durum bu yaşadığım… Zirve deneme tırmanışı halt etmiş bunun yanında…

Bir süre kendi kendimi fotoğraf çekiyorum. Makinayı hemen sağımda bulunan bir kayaya yerleştiriyorum… sonra birkaç karizmatik poz denemesi. En komik tarafı üst üste çektiğim fotoğrafların birinde gülüyor birinde ise somurtuyor olmam…

Sonra tekrar Doğu Beyazıt manzarasına göz atıyorum. Buralar gerçekten çok güzel yerler… Doğa çok başka görünüyor…

Sanırım grup deneme tırmanışını yapmıştır diye düşünüyorum, gün ağırmaya başladı, gün doğumunu izlemek de başka bir şey, tarifsiz, şekilsiz, o kadar sade ki… Her şey çok sadece… Sanırım benim tek başıma burada kalmış olmamın da bir nedeni var… Hiç bir şey tesadüf değil gibi :)

Gün ağırmaya başladığında kafa lambamı kapatıyorum. Yavaş Yavaş 4200m kampına doğru yol alıyorum. Etrafta patikada sağlı sollu gördüğüm bazı yol işaretleri dikkatimi çekiyor. Demek doğru yoldayım J 4200m kampına inmem yaklaşık bir saatimi alıyor…

Kampa sessiz bir iniş yapıyorum. Termosta bulunan sıcak suya sallama çayımı sallayıp, manzarayı çay keyfinde yudumluyorum. Etraf sessiz, etraf aynen göründüğü gibi, kendisi gibi…

Sonra grup geliyor, herkes bir hışımla bana doğru gelmekte… Fethiye; ne yaptın sen? Nasıl kaldın tek başına? Peşi sıra sorular…sorular, kahraman mıyım neyim ben!??

Sonra rehberi görüyorum! O an ağzını burnunu kırma hissi oluşuyor bende, oluştuğu gibi de kayboluyor bu duygu… Rehber belli ki benden o kadar emin, yalnız kalabileceğimden o kadar emin yani… rahat bakışlarla nasıl olduğumu soruyor. Tabi ben o ara kendime hakim olamayıp bir tane çakıyorum kendisine… Yere düşüyor… Şaka şaka :)
Rehber bu kısa konuşmadan sonra artık benim için etkisiz bir elemandır… İki gün boyunca benim sessizliğimde turda zor zamanlar yaşamadı değil, tokatla değil ancak duruşumla kendisini dövmüş olabilirim de… Keza katıldığımız tur firması da o nedenle artık benim için etkisiz bir araçtır…

Bence de hatırı sayılır bir tecrübe bu!

Ağrı Dağı gerçekten görülmeye değer,..

6 yorum:

Adsız dedi ki...

muthis deneyimler, muthis hikaye, muthis bir anlatim. bir olay bu kadar ironik kaleme alinirmis, fethiye erkas. yeni gezi yazilari bekliyoruz.
london'dan selamlar,

hakan ileridogan

Fener Bahce dedi ki...

selamlar... cok guzel yazmissiniz, tatsiz da olsa essiz bir macera olmus.. hangi tur sirketi bu acaba?

Fethiye Erkaş dedi ki...

Fenerbahçe merhaba, herseye rağmen cok guzel bir gezi ve tecrübe oldu. Aslında En guzel yanı iki harika arkadaş edinmiş olmam. Tur şirketinin adı bukla.... Kendilerine sonrasında E mail gonderdim durumu detaylı anlatan, ancak özrü kabahatinden büyük lafını aratmayacak şekilde geri dönüş sağladılar. Olsun, Canları sagolsun, cunku ortada belli olan bir yanlış var. bu isi yaptıklarından dolayı baska baska turlarda da tekrarlanacaktır...

Selamlar,

Fener Bahce dedi ki...

Teşekkürlet cevabınız için Fethiye hn, güzel anılar olmuş..
Selamlar
Oğuz

Fethiye Erkaş dedi ki...

Ben tesekkur ederim, vakit ayırıp bu yazıya yorum yaptiginiz icin. bu geziyi hatırlamama vesile oldu, tur şirketine bile artık kızgın değilmişim onu da fark ettim... :)

Fener Bahce dedi ki...

2013 sonrası blog gezdikçe kısmı öksüz kalmış :) :(

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...