Kaçkar Dağları Zirve Tırmanışı

Günlerdir ne kadar şanslı olduğumu düşünüyorum... Temmuz ayı o kadar güzel başladı ki, bu ay bitsin de istemiyorum...

Bu ay stard verdi ve ben tatile çıktım... Tüm yılın yorgunluğunu alan, hem öğretici hem dinlendirici hem de düşündürücü bir tatildi bu...

Yurtdışı gezileri her koşulda birşeyler katar diye düşünüyorum. Yeni bir ülke gördüm. yeni yeni şehirler keşfettim. yeni kültürler tanıdım...

Sonra canım ülkeme döndüm. Çekçekli valimizimi bırakıp, sırtçantamı alarak Türkiye haritasının bir diğer ucuna uçtum...

Çocukluk arkadaşım Nilu'yu de ikna ederek Erzurum'a yola çıktık. Buradan sonraki rotamız Artvin ve sonrasında Kaçkar Dağları zirve tırmanışı...

Erzurum hava alanına vardığımızda diğer arkadaşlarımızla da buluşup Erzurum'a yol alıyorduk. herşey çok güzeldi, anlatılmayacak kadar keyifliydi... Tortum Şelalesi'ni gördüğüm anda doğanın gücünü, güzelliğini ve yaşattığı huzuru satırlara dökmek mümkün değil...Burada güzel bir yemekten sonrası Artvin Yaylalar Köyüne yola koyuluyorduk.


Ancak yol boyunca dikkatimizi çeken her yerde mola veriyorduk gönlümüzce...

Konaklama noktamız Yaylalar Köyü daha önce gezdiğim yerlere benzetemediğim güzel bir Karadeniz Köyü, ( bu arada ilk kez Karadeniz'i ziyaret ediyordum )

Şuan bu yazıyı yazarken düşündüğümde Karadeniz deyince aklıma ilk gelen gürül gürül akan dereler... Bu dereler doğanın ana kaynağı, herşey derelere bağlı... Üzücü tarafı da bu dereler kapitalist sistem için iştah açıcı durumda, hes kurma çabasındalar... Erzurum'da bunu birkaç köyde gözlemledik maalesef...

Konakyalacağımız yer bungalov ev. Her evin kendine ait bahçesi var... İşin şaşırtıcı yanı evlerin altından dere akıyor... Bu bir süre sonra dikkat dağıtıcı bir ses haline gelebiliyor. Ancak o kadar yorulmuşum ki, derenin sesini duymam pek mümkün olmadı...

Sabah uyandığımızda rüya gibi bir kahvaltı sofrası bizi karşılıyordu... Açık havada yanı başımızdan gürül gürül akan bir dere, ki bu tarif edilemeyecek bir serinlik hissi yaşatıyor. Manzaramız desem rüya gibi; muazzam dağlarlar çevrili yemyeşil doğa... binbir renkte çiçekler...

O sabah yola çıkıp 11km. yürüyüş sonrasında Kaçkarlar zirve tırmanışı için anakamp noktamız Dilberdüzüne yola koyuluyorduk. Yine patika boyunca etraf tüm güzelliği ile bizi şaşırtmaktaydı. Yol üzerinde iki köy içerisinden geçiyorduk. Köylüler insancanlısı, turizm yeri olması sebebiyle de ziyaretçileri seviyorlar.

Temiz hava, dereler, çiçekler, kelebekler derken anakamp merkezimize ulaşıyorduk. Ancak zorlu bir yolu da geride bırakıyorduk... Karnımız aç bi aç, çadır kurmak için güzel bir alan bulma arayışındaydık. Ve kamp alanında da bir der bulunuyordu...

Çadırlarımızı kurmuş, halen aç bir halde, akşam üzeri havanın değişmesi ile üşümüştük... Bu gezide dört mevsimi bir arada yaşıyorduk... Sıkı sıkı giyinip, açık havada akşam yemek ziyafetine hazırdık. Grubumuzda doktor olan Tibet arkadaşımızı aşçılık hünerlerini göstererek bize şahane bir menemen yapma hazırlığındaydı... Ancak sabah erzak alışverişinde bir eksik çıkmıştı. Menemen için biber yoktu maalesef, sadece domates ve yumurta ile Tibet maharetini konuşturacaktı. Üstelik çok açtık... Ancak şahane bir lezzet ile karşı karşıyaydık; ya da gerçekten çok açtık! Şaka bir yana harika bir yemek yemiştik... Yemek sonrası çay olsa ne güzel giderdi demeye kalmadan yan kamp komşumuz kocaman termos ile bize süpriz yapıyordu... Daha ne isteyebilirdik ki? Çocuklar gibi şen bir halde, ısınmak adına da; biraz hareketlendik, yakartop oynadık oyunun adı da "ortada Feto'ydu" talihsiz ben sürekli hedef halinde toptan kaçma çabasında... Ne diyebilirim ki, şuana kadar çıktığım en keyifli tatilimdi...

Bu gece zirve tırmanışı için yola çıkmamız gerekliydi ve erken uyumalıydık. İlk kamp tecrübesi olan dostum Nilgun ile aynı çadırı paylaşıyorduk. Ancak hava tahminimizden daha da soğuk olmaya başladı. Güneş erken kaçınca hava bir anda buz kesmişti...

Sıfır uyku ile saat 02:00'de ayaklanmıştık. Sırt çantamızı hazırlamış, soğa karşı tedarikli bir şekilde tırmanışa hazırdık. Yan komşumuzdaki kampta profosyonel bir rehber vardı ve kendisi ile anlaştık; Murat! bize zirve tırmanışında eşilik edecekti... Ayrıca yardımcısı Ercan rehber de bizle birlikteydi...
İtiraf ediyorum eğer Ercan Rehber olmasaydı sanırım zirve tırmanışını yapamazdım... Çünkü tahminimden çok daha zorlu bir patikaya sahipti Kaçlar... Ercan'da sürekli telkinlerde bulunup başarırsın diyerek bana yardımcı olmuştu...

yaklaşık 14km yürüyüş sonrasında muazzam güzellikteki zirveden doğaya başka bir gözle bakıyorduk... Anlatılması çok mümkün olmayan, ve yaşanması da büyük haz veren bir duygu bu... Zirvede hava biranda değişebiliyor, aniden bir sis ile her yer bulanık saniyede sis kaybolup etrak pırıl pırıl bir manzarada olabiliyor... Zirvede güzel bir yemek ziyafetinden sonra, zirve defterine mesajımız ve imzamız ile, güzel anı dolu fotoğraflarımızla dönüşe hazırdık...
Dönüş de, çıkış kadar zordu, gün ışığı ile karlar erimeye başlamış ve yaklaşık iki saatlik kar yürüyüşünde sürekli karda batabiliyorduk... Grup arkadaşlarım kara aldırmadan kendilerini özgür bırakıp yokuş aşağı karda kayarak yolu kısaltıyorlardı... Bense bu duruma temkinli yaklaşarak çok kaymayı tercih etmemiştim...

Herşey çok güzeldi, doğa dönüşte daha bir güzeldi... hava şansımıza bizden yana çıkmıştı... Daha ne isteyebilirdik ki?

Dönüş yolunda biraz arkada kalmış ve botlarım da ayaklarımı biraz vurmuştu, derede botlarımı çıkartıp biraz ayaklarımı rahatlamak istemiştim, şans diyorum başka da birşey demiyorum, ayaklarım derede iken bir kaya parçası yuvarladın, çok büyük bir parça değildi ancak sağ ayağım baş ayak parmağıma isabet etti... Bu sayede arkada kalan ben, ilk yarıdm çantamdan sargı bezi ile ayağımı sarıp yavaş yavaş yürüyerek anakampa ulaşmam gerekli zamanı iki saat daha ileriye atarak en son ben kampta olmayı garantilemiştim. Kırmızı rüzgarlığımla tepede görünüyordum... Anakamptaki arkadaşlarım el kol hareketleri yapıyorlardı, ancak bilmiyorlardı neden bu kadar yavaş olduğumu... Kampa vardığımda kısa süreli de olsa dalgaya alınacağımı biliyordum, ancak durumu öğrendiklerinde karizmam gücüne güç katıyordu. Sağolsun doktorumuz hemen yerinde bir müdahale ile yardımcı olmuştu...

Havanın kötü olma ihtimaline karşı kamptan ayrılmaya karar veriyorduk. Yani 11km lik yeni bir yürüyüş ile otele dönüyorduk... Bugünde toplamda 39km yol yürümüş olacaktım...

Doğa doğa herşeyi unutturuyor, yol boyunca sohbet zaten keyifti... Hava kararmadan otelde olmamız gerekliydi, çünkü hava karardığı gibi ayılar yaylaya iniyorlarmış... Gruptaki arkadaşlar bunu duyduklarında dalga konusu olmuştu... Ancak bu gerçekti, hava kararmadan otelde olmalıydık... Hatırladığım köye giriş yaptığımızda artık ayaklarım geri geri gidiyordu... O kadar yol yürümek gerçekten güçtü... oteli görüyordum ama nasıl oraya varacağım konusunu sonuçlandıramıyordum...
Çok şükür ki merkezdeydik, medeniyet:)

Bu akşamki yemek bir harika, otel sahibi bize zirve ödülü olarak kendi elleriyle yemekler hazırlamıştı... Daha ne isteyebilirim ki, daha önce hiç görmediğim bir yer ve doğa bir harika, yemekler bir harika, yerleşik hayat misafir perver...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prensip sahibi olabilmek

Güz Mevsimi

Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.