11 Ağustos 2008 Pazartesi

Priapos



Az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim. İyi arkadaş gördüm, dost sevdim doyasıya, hasret kaldığım denizi gördüm, kucakladım denizimi, dalgalarla oyunlar oynadım. Erken uyandım; güneşe merhaba dedim. Akşam oldu ay ışığında gökyüzünü sevdim. Paylaşım buldum herkesde, sevgi aldım, hoşgürü aldım, güleryüz verdim etrafa.... koştum koşabildiğim kadar, en derin nefes ile atladım masmavi denize... kısa sürdü ama, en güzeli de bu geldi bana... doya doya tadını çıkarttım, zamanı bir kenara attım, sanki iki gün değil de çok uzun kaldım burada...
Karabiga Çanakkale'ye gittim hafta sonu; en doğalından özlediğim duygular bunlar hep yaşadıklarım...

Karabiga, benim büyüdüğüm yer. Dünyanın her yerinin bu kadar güzel olduğunu düşündüren nadide bir yerleşim yeri.

Çanakkale'ye bağlı, Biga ilçesinin 20 km kuzeydoğusunda, Marmara denizinin güneyinde yer alan Karabiga yarımadası 3200 (1995 sayımı) nüfuslu bir sahil beldesidir.
Belde 1910 yılında belediye teşkilatına kavuşmuş. Belde, deniz yolu ile yük ve yolcu taşımacılığına, yat turizmine, özellikle balık üreme yatakları bakımından zengindir. Ancak bu yataklar, Kocabaş çayından gelen atıklardan; bilinçsiz, kaçak ve yasak teknikler ile avlanan balıkçılardan olumsuz etkilenmektedir.
Karbiga’ya ilk girişte sizi ilk karşılayan denizdir. Hemen sonrasında yerli halkı fark eder sizi. Nüfusu fazla olmadığı için yabancılar çok rahat fark edilirler burada. İlk göreceğiniz yer çarşı meydanı ve bu meydanda sayıca fazla olan kahveler bulunur. Çocukluğumdan beri düşünürüm. En güzel yer neden babalarımızın, dedelerimizin uğrak yeri olan kahvelerin bulunduğu yerdir diye.
Çarşı meydanından takip ederek sahil yoluna girdiğinizde sizi hemen kaleler diye adlandırılan tepe karşılar. Burası milattan önce VII. Yüzyılın ilk yarısında bulunan ‘Milet’ kolonisi olduğu söylenmektedir. Benim de bu anlamda yeterli bilgim yoktur. Ayrıca Bu kalıntılar adını Kır Tanrısı PRİAPOS’tan almıştır. Karabiga aslında Priopas olarak da anılmaktadır. Bu kalıntılar uzaktan bakıldığında parçalanmış kale görüntüsündedir. Merkezden uzaklığı yaklaşık olarak 3 km’dir. Bölge sit alanı ilan edilmiş, fakat buna karşılık arkeolojik kazı yapılmamaktadır.
Bu anlattıklarım tarih yönünden dikkat çekenler. Yöre halkı beklemediğinizden daha samimi ve doğaldır. Evler genelde tek katlı olarak yapılmış ve bahçeleri muazzam güzelliktedir. Bizim evin bahçesi de bu anlamda büyüktü, yaz mevsiminde kendi yetiştirdiğimiz sebzeler ve meyva bahçeleri görülmeye değerdi. En sevdiğim şey bu bahçeleri sulamaktı.

Gelelim en güzel özelliği eşsiz koylarına. Tahmin edemeyeceğiniz kadar güzel ve sessiz koylara sahiptir Karabiga. Yerleşim alanlarından uzakta gizli koylar olarak adlandırılan pek çok koy mevcuttur. Benim favorim “Koca Kum”. Adından anlaşılacağı gibi kocaman kum sahilinden oluşur burası. Bu koylara ulaşmak için zorlu bir dağ tırmanışı yapmak gerekir. Ama buna rağmen ulaşılan ve görülen yer değerini hissettirir fazlasıyla.
Yemek yeme kültürleri biraz Akdeniz tarzındadır. Sebze bahçeleri yoğunlukta olduğu için bu anlamda hafif yemekler yapılır. Ğer rastlarsanız Keşkek yemenizi tavsiye ederim. Balık keyfi de olmazsa olmazdır. Derler ya Rakı-Balık gibisi yok. burada da unutamaycağınız bir Rakı-Balık ziyafeti çekebilirsiniz.
Derseniz ki ben Yelken ve Dalış olsun da isterim; eşsiz bir yerdir bu anlamda Karabiga.
Eğer yolunuz bu taraflara düşerse; bir göz atın, Karabiga sizi büyüleyebilir.

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...