12 Aralık 2009 Cumartesi

Etekleri Zil Çalmak


Etekleri Zil Çalmak
Osmanli'da gayrimuslimler (hamamlarda saniyorum) giysi uclarina minik çanlar takmak ve yürüdüklerinde yerlerini belli etmek zorundaymislar. Etekleri zil calmak deyimi de buradan geliyor.
Başka bir rivayete göre de; vaktiyle Anadolu’nun bir şehrinde, herkesin sevdiği, hürmet ettiği, keramet sahibi güler yüzlü, tatlı dilli bir kişi varmış.
Bu kişinin, pabuçlarının sivri ucunda, cübbesinin eteklerinde yüzlerce ufak kuzu çıngırağı varmış. Uzaktan bu kişinin geldiğini herkes çıngırağın çıkardığı sesten anlarmış. Bu çıngırakları neden taktığını soranlara:
—Efendim, insan bilmeyerek görmeyerek yerdeki karıncaları çiğneyebilir. Onları ürkütüp kaçmalarını sağlamak için olduğu kadar, tehlikeli ve zararlı hayvanlar da benim onları ezeceğimi anlayıp saklandıkları yerden kaçmak isterken ortaya çıkmalarına sebep olur, diye yanıtlarmış.
Bir gün emniyet kuvvetleri bir takip sonucu pusu kurarak azılı harami çetesinin saklandığı yerden çıkmasını beklerken, o sırada çıngıraklı kişi de oradan geçiyormuş. Azılı çete çıngırak sesini duyunca yakalanacağını sanarak bulunduğu yerden ortaya çıkıp kaçmak isterken kıskıvrak yakalanmışlar.
Azılı çetenin yakalanmasını sağladı diye emniyet kuvvetleri ve oraya koşan halk sevincinden bu kişiyi kucaklayıp havaya kaldırırken, eteklerindeki çıngıraklar daha çok ses çıkarmış adeta ve zil çalmış. Zil sesinden de herkes mutlu olmuş.
Bu olaydan sonra bu yörenin halkı, bir şeye çok sevinince veya mutlu bir sona ulaşanları görünce “ne o eteklerin zil çalıyor”, demeye başlamış. Bu deyim de bizlere bu öyküden kalmış.
İşte böyle gerçekliği olan bir açıklama yapılsa benim çocukluğumda, günlerce süren sorgularım daha anlamlı olacaktı. Ben de bu sayede bu akdar yorulmayacaktım. Gerçekliğini yaşantımda kabul etmek için günlerce sorgulamayacaktım bu deyimi...
Bu deyimi ilk olarak ilkokulda duymuş ve katıla katıla gülmüştüm. Hatta en ilginç yanı öğretmenim arkadaşımın adını bu deyimle birlikte cümle içersinde kullanmıştı. Fatoş’un etekleri zil çalıyor.
Çocuk aklı ile o dönemler çok kafa yormuştum, çünkü gerçekliği olmadığı yönünde kendimi ikna etmem zor olmuştu.
Bu aralar sevinçlenip de eteklerim zil çalsın isterdim. Uzun süredir topuklarıma vurarak, biraz da zıplayarak yollarda yürümedim.
Aslında şuan isterim ki, topuklarımdan hızlıca zıplarayak koşturmak, sekerekten istediğim yöne koşturmak.
Buna karşılık tam tersi bir durum hakim bende, ruhum bir o kadar zıt davranıyor düşüncelerime. En son noktada ruhum hareketleniyor ve koşturmaya başlıyorum...
Bu sabah sanki işe ben değil de başkası gidecek gibi hala uyanmamak için ısrar ediyordum. Artık nasıl bir ruh haline büründümse, sanki son anda süperman gücü ile kıyafetlerim değişecek ve işe gitmek üzere hazır olacaktım.
Ne mümkün; kıyafetlerim bile ortada değilken bunu nasıl yapabilirdim acaba? O ara sol gözüm ile açılması için savaşıyorum. Ve saate baktığımda gördüğüm şey beni tam bir süperman yapmaya yetiyordu...
İşte bu noktada nasıl bir hızdır benim ki, nasıl bir koşturmacadır anlatmam. Topu topu beş dakika öncesinde varlığım evde oyalanırken, beş dakika sonrası varlığımla sokakta olmak.

Hiç yorum yok: