Geride Durdum!


Geri durmak!

"Allah'ım sen büyüksün yarabbim bana sabır ver!"
Son zamanlarda en çok bu duayı ediyorum. O kadar ki artık farkında olmadan da söylediğim oluyor! Sonra da kendime gülüyorum!
Her sabah aynı dert ile uyanıyorum, dert değil bu aslında benim için, başka birşey, başka duygular hakim. Hem üstelik mevsimin getirdiği soğuk hava sayesinde ruh halim de eksilerde dolaşıyor...
Çocukken " ayaklarım geri geri gidiyor" lafına anlam veremez, çok da gülerdim. Yetişkin olunca bu lafın neden söylendiğini, ne anlama geldiğini şimdi daha iyi anlıyorum.
Yok yok bir kereye mahsus söyleceğim bu lafı; Ben çok sıkıldım! Sıkılmaktan da sıkıldım.
Bu sıkılmak cümlesini sesli olarak bizim köyde telaffuz etmiş olsam, ki edemem! Bana söylecekleri şey” ay bu kız kocaya gitmek istiyor” olur! Şaka bir yana insanların artık yapacak birşeyleri kalmadığı zamanlarda bir “of “ çekerek bunu dışa vurum duygu yoğunlukları sayesinde atmaları... Eskilerin de aslında bu "kocaya gitmeyi isteme" durumunu mecazi anlamda söylemilerini gerektirmiş olabilir mi?

Düşünelim bir kişi bulunduğu ortamdan neden sıkılır; sabaha kadar cevap bulabiliriz. En önemlisi arayış ve meraktır. Keşiflerdir bu duyguya iten önemli sebep!.

Sonrasında da tüm riskleri alıp bu keşfe çıkarsınız....
Peki ya alacağınız risk kalmadıysa? Yapılacak ne var o zaman?
Gözlemlemek ve yerinde saymış olsan bile keşfe çıkıyormuş gibi planlar yapmak!
Artık başka bir insan olarak güne başlıyorum, hiç bir fikrim yok, çözüm üretemez durumda düzene ayak uyduruyorum sadece...
Beni buna iten neden nedir?
Doyumsuzluk mu? Çaresizlik mi? Zorunluluk mu?
Doyumsuzluk değil benim ki, yoksa sabır duasını tekrarlamazdım... Çaresizlik de değil besbelli, çarezsilik duygusu insanı geride bırakmaz, ne olursa olsun tüm riskler alınır.
Benimki bir nebze zorunluluk ile ilgili. Bekleyiş ve en uygun anı bekleme hali bu...
Ben de bu sıkılma duygusunu en hafif şekilde atlatmak adına geride durmaya karar verdim. Kendi kendime takılıyorum, en yakın arkadaşım bilgisayar, klavye ve telefon... Aslında telefonun kablosu da diyebiliriz buna... Tüm iş saatleri boyunca, tek bir sorun bile çıkartmadan, en ılımlı ve olumlu halimle saatleri boca ediyorum. O kadar ki artık melek olabileceğim konusunda etrafım şüphelenmeye başladı. Eskiden böyle miydi? En kötüsünde bile bir uğraş, bir başarı ve hırs yoğunluğu vardı bende... En yakın arkadaşım bilgisayar değil, herkesdi... Herkesle sohbet etmekten keyif alırdı...dıııı!!! Tercihlerim de vardı, melek de değildim; bendim olan! sadece ben!

Aslında birşeyi de göz ardı etmiyorum, ve bu yüzden de sabırlı olmak adına dua ediyorum... Pek çoğumuza göre daha şanslıyım. dışarıdan bakıldığında iyi ve kurumsal bir işim var. İyi para kazanıyorum. Şu kriz dönemi için gayet de iyi...
Bekliyorum ve sabır ediyorum!

Mucize kelimesi kendisini kanıtlasın, yoksa yaş iyibariyle de bizim köydekiler evde kaldın artık diyecekler... Çare de bu değil artık:))

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prensip sahibi olabilmek

Güz Mevsimi

Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.