1 Şubat 2010 Pazartesi

Beyaz renklerde; Abant soğuk, Abant sıcak...


31 Ocak Pazar günü
Bugünde saatimin durmaksız çalan alarmı ile güne merhaba diyorum. Ancak gün henüz ağırmamış saat 05,30 sularında. Pencereden dışarı baktığımda hava zifiri karanlık. Karanlığın aksi renginde bir sessizlik hakim ve bu sessizliği aralayan sadece sabah namazına davet, ezan sesi oluyor...

Pazar gününün anlayışına inat bu kör vakitte dışarı çıkmak için hazırlanıyorum. Gezi çantam tamam, yolda atıştırmalıklar hazır ve sıkı sıkıya üşümemek adına kat kat giyinerek dışarı atıyorum kendi kendimi. Yoksa iki dakka düşünme payı bıraksam kendime olduğum yerde uyumaktan korkarım...

Apartman kapısından dışarı ilk adımda fark ettim ki sokakda tek ses ayaklarımdan çıkmakda; hızlı adımlarımın çıkarttığı ayak seslerim...

Bugün gezdikce Abant'a gidiyor! Gezi için buluşma noktamız Kadıköy!
Ben biraz geç kalıyorum buluşma yerine... Tüm üyeler gelmiş bile... Gezilerde en çok hoşuma giden şey, kalabalık bekleyiş:))


Toplamda 17 üyemiz ile yolculuğumuz başlıyor. Gezdikce.com yazılımcısı Serkan Türkel önderliğinde bu gezi gerçekleşiyordu. Katılımcıların pek çoğu ile buluşma noktasında tanışma fırsatım olmuşdu. Herkes aynı yüz ifadesi ile bekleyişdeydi, tek gözler açık uyku modunda servise binip İstanbul'dan ayrılıyorduk...

Bugünkü gezi günübirlik olacaktı. Amacımız doğa ile başbaşa kalmak. Bunun için de en uygun yer Abant...

Yaklaşık 3 saatlik bir yolculuk ile Abant'a varıyorduk. Gezimizin akışı doğa ile baş başa kalmakdı. Bir gün öncesinde piknik alışverişi yapılmış,hazırlıklar tamamdı.
Bugünde İstanbul günlük güneşlik, ancak doğanın bize sunduğu kış mevsimi simgesi kar şöleni ile Abant'da çocuklar gibi şendik ! Abant milli parka girişde doğa bize beyaz ceketini giymiş merhaba diyordu. Göl kenarını takiben ilerliyorduk. Sandığımın aksine bu soğuk günde etraf çok kalabalıkdı. Bu yüzden piknik için güzel yerler çokdan kapılmışdı. Biz de kendimize uygun bir alana konumlanıyorduk. Servisden inip de ayaklarım yere bastığında diz kapağıma kadar kara gömülüyordum. Her adımda O karın çıkarttığı ses, hep özlediğim sesdi...


Hava sakin gibiydi, rüzgar yokdu. Eşyalarımızı alıp masalara konumlandık. İlk bir kaç adımdan sonrası soğuğu hissettiriyordu. Hem hazırlık yapıp hem soğuğu hissetmemek adına zıplamak, hareket halinde olmak grubu da neşelendiriyordu. Mangallar açılmış, etler dizilmiş, aparatif yemekler hazırlanıyordu. Bir kısım arkadaşlar etrafdan odun, çalı çırpı topluyor, ben ve birkaç kişi ateş yakmak ile uğraşıyorduk. Ancak nem her yeri sarmış ve odunlar da bu yüzden ıslak olduğu için ateşimiz istediğimiz gibi alevlenmiyordu. Grup; Serkan, Kemal, Gözde, İlker, Aytekin, Deniz, Naim, Halide, Çiğdem,Fethiye,....

Dört koldan aç karnımızı doyurmak üzere sofrayı hazırlıyorduk. Ateş biraz da olsa istediğimiz kıvama gelmişdi. Ateş biraz hareketlenince aldığımız sıcak şarap şişelerini ateşe gömüyorduk.

Yemekler bu soğukda biraz da olsa bize enerji veriyordu. Sonrasında birkaç yaramaz el ile havada kartopu savaşı başlıyordu. Sonrasında bulunduğumuz yerin ilerisinde kurulmuş kayak merkezine doğru ilerliyorduk. Kızak ile kayacaktık, kızaklar elimizde en tepeye konumlanıp var gücümüzle kendimiz aşağıya bırakıyorduk.

Gün böyle güzel geçmekteydi, bu güzel aktiviteden sonra göl etrafında bir yürüş ile doğanın güzelliğini keşfe çıkmamak olmazdı Biz de aynen göl manzarasını yaşamak için beyazlar içinde yürüyorduk.

Bu gezide herşeye hazırlıklı olup da yedek bir bot almadığım için ayağımdaki botlar maalesef bu kadar yürüyüşe dayanamayıp ıslanıyordu... Kaldı ki bu botları aldığımda kar için yüzde yüz dayanıklı garantisi almış, üzerine de koruyucu sipreyi alarak akıllılık ettiğimi düşünmüştüm... Marka sorarsanız eğer; gerek yok meşhur çapır marka botlarından işte:))

Soğuğa savaş açarak hoplaya zıplaya şarkılar eşiliğinde ilk kez, kocaman bir su birikintisinin buz tuttuğuna yani gölün buz tuttuğuna şahit oluyordum. Doğa hakiketen çok şaşırtıcı ve büyüleyici... Akıl yürütmek ya da O'na gövde gösterisi yapmak mümkün değil bu nedenle...

Piknik alanımıza tekrar dönüp, ateşin başında sıcak şaraplarımızı yudumluyarak çekirdek çitleterek sohbet sohbeti açıyordu....
Zaman geçiyor ancak soğuk da içimize işliyordu... Alkolleri geri götürmemek adına tüm sıcak şarplarımızı ateşe gömüp hem şarabı hem sonrasında her yudumla içimizi ısıtan şarap şişelerinin tabir caiz ile dibine vuruyorduk...

Vakit dönme vakti eşyalarımızı toparlayıp İstanbul'a gitmek üzere aracımıza biniyorduk. Yedek çoraplarım olmasa o gün için zor bir gün olurdu. Günün eğlencesi yol boyunca da bizle birlikteydi. Şarkılar türküler, darbuka eşliğinde yorgunluk nedir bilmeden eğlence bizle birlikteydi...

Arada verdiğimiz mola ile hatıra fotoğraflarımıza en güzel kareleri ekleyip İstanbul'a varıyorduk.
Belki de en güzel gezimizi gerçekleştirmişdik bugün. Abant'ın doğa güzelliği ve grubun da kendi aurası ile bugün çok çok keyifli geçmişdi.

Yeni arkadaşlıklar, güzel bir gezi, paylaşımlar, yeni tecrübeler daha daha güzel geziler için bize cesaret vermiş ve bir gezi tecrübesini daha yaşatmışdı bizlere.

hayat gezdikce güzel, gezdikce tatlı ve özel...

1 yorum:

ali turker dedi ki...

tum gezi yazilarinizi okudum, hepsi cok icten yazilmis, gezdikce gurubunuz icin basarilar dilerim, simsicacik yazilariniz icin de kaleminize saglik, umarim bir gun ben de gezilerinize katilabilirim...

rotaniz kesfetmekden yana acik olsun!

ali turker

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...