6 Eylül 2009 Pazar

Hastalandıgınızda acil arayacağınız kaç kişi var?



Otuz yaşında olup da bana birşey olmaz diyenlerdenim. Hele ekonomik özgürliğü eline alıp da yanlız yaşamaya başlayınca yaşam daha küçük durmaya başladı karşımda.

Herşey yolundayken daha bir güçlü oluyor insan, bana birşey olmaz ketum duygusuyla güne merhaba demiştim o gün. Tam da yaz sıcakları güneş en tepede olduğu bir gündü. İşte bugün işe gitme vakti benim için!

Sabah erken, zıpkın gibi uyanmış. Pardon o sabah yolculuktan dönmüş, apar topar eve uğramış, valizimi eve bırakmış, hemen üzerimi dökünüp işe gitmek için yola koyulmuştum.
Gel de bu sıcak havalarda çalış düşüncesinde günü bitirmeye çabalıyordum. Öğleden sonra ne oldu ise oldu ve sanki iç organlarım yer değişmiş gibi iki büklüm kalıvermiştim. İş yeri dünyanın bir ucunda, yöneticim başka alemlerde ofis dışında ve bu halde nasıl eve giderim tedirginliği ile işten erken ayrılmıştım. Şanssızdım çünkü yaz dönemi ve herkes tatildeydi. Kimi arasam ki? Babam burada yok, ablamlar sözleşmiş gibi ikisi de tatilde! Kardeşim ise toz duman ulaşmak mümkün değil. Neyse kendi kendime kalmıştım bir kere, tüm enerjimi eve gitmek için harcıyordum. Taksiye zor atıyordum kendimi. İstediğim tek şey eve gitmekti. Anlamıyordum ne olmuştu böyle biranda... Miğdem yerinden çıkacak gibiydi, içi boştu, ama yine de yerinde duramıyordu. Sağolsun taksici sağ sağlim eve bırakmıştı. Bir oh ile eve kendimi atıyordum. İstediğim tek şey öylece yatmaktı. Ancak bir süre sonra bu da rahatlatmıyor, acım bir kat daha artıyordu. Bulunduğum hal ciddiyetini gösteriyordu. Sanırım zehirlenmiştim. Vakit gittikçe de durum daha kötüye gidiyordu. Ancak kendimi toparlayacak hal bile yoktu. İş yerinden bi haberdim, eve geldiğimde sevgili yönetici aramamıştı bile. Rahatsızlandığımı şu durumda sadece onlar biliyorlardı. Orada çalışmak istememe durumu bu halimle bile mevcuttu.


O ara telefonum çaldı. İş yerinden çıkmadan önce arkadaşıma mail atmıştım. Miğdem çok kötü, zor duruyorum bir an önce eve gitmek istiyorum, yazmıştım.

Arkadaşım nasıl olduğumu merak etmiş, aramışdı. Biraz olsun kendimi iyi hissediyordum. Bu da beni biraz da kendimde olmamı sağlıyordu. Moral bu olsa gerek.
Bilir misiniz? İhtiyacınız olduğunda fark edilmeyi, merak edilmeyi? Hayatta en önemli şey ihtiyaçların doğru zamanda yer bulması sanırım. Doğru zamanda derman bulmak. Yoksa yaşam kendinden sapar, büyüsü kaçar.

Bir saat sonra arkadaşım tekrar aramıştı ki, durumun ciddiyeti kendini gösteriyordu. Artık istifra bile edemiyordum.
Bendeki duruma müdahale için hastanedeydik. Bir sürü testler, doktorların dur duraksız soruları ile 5 saat hastanede tutulmuştum. Ardı ardına serumlar ile bütünleşince, işin ciddiyeti kendini yeterince göstermişti.


Hastanede bulunan kişilerin oradan oraya koşturmalarını sadece göz ucuyla izleyebiliyordum. Hatırladığım tek şey tarif edemeyeceğim ağrılarımın olduğuydu. Böyle durumlarda bir tek annem bana gözü gibi bakar, başımdan ayrılmazdı. Ama annem de yoktu!

Acil durumlarda arayacağınız kaç kişi var sorusu burada kendini gösteriyordu. Tünay ve Melis tüm gece benle birlite hastanede kalmışlar, gecenin bir vakti nöbetçi eczane aramışlar ve evlerinde misafir etmişlerdi.
Sabah biraz da olsa kendime geliyordum ama yine de çok iyi sayılmazdım. Doktor dört gün ıstırahat vermişti. Bu halde eve gitmem de mümkün değildi.

Bu süre zarfında Dudu Teyze bana bakmıştı. Küçük bir çocuk gibi, sadece uyuyor ve yemek yiyordum.
İş yerinden olayın ciddiyetini bilmeden telefonlar geliyordu. Aklımdan geçen ayrılma düşüncesi bir süre sonra kendiliğinden gerçekleşmişti. Aynı grup içinde kalarak, başka bölüme geçtim. ( allaha şükür )


Yaşamda hep yanınızda olup, size yaşamda var edecek kişiler olsun...

1 yorum:

gezdikce dedi ki...

geçmiş olsun

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...