Yaşama O’nun Baston Sesinden Bakabilmek!


Her sabah işime gitmek için metroyu kullanıyorum. Metro son durak Taksim merdivenlerini hızlı hızlı aşarak işime gidiyorum. Malum sabahları daha bir yoğun oluyor ve bu kalabalık ile mücadele etmek de ayrı bir efor gerektiriyor. Hızlı olacaksın, ne kadar hızlı davranırsan bu kalabalığı aşman o kadar kolaylaşır. Ne var ki sabah mahmurluğu nedeniyle kafam önde, gözlerimi bile henüz açmamış, uyku modunda, etrafıma bakmadan kalabalıktan sıyrılmaya çalışıyorum. Gün bu şekilde başlayor benim için....

Bir kaç gündür bu hareketliliğin içinde dikkatimi çeken bir ses hakim. Her ne kadar kendimi etrafdan soyutlamış olsam da ses dikkatimden kaçmıyor. Tik tak, tik tak, tık tık tık.....
Belli ki baston sesi bu! Kafamı kaldırdığımda yoğun kalabalığın arasında bu sesi anlamak zor(!) Seçebildiğimde kadarıyla bir bayan, elinde bastonu ile kalabalıkda yol bulmaya çalışıyor... Fark ediyorum ki, kendisi âmâ! Hareketleri hiç şaşmadan, bizden hiç bir farkı olmaksızın bu ses ile ilerliyor. Sadece bu sese odaklanmış, güvenmiş, seçeneği sadece bu!

Ben gözümü bile açamamışken, O gözünü açmak için neler vermezdi? Ben biraz daha uyku derken, Eminim O, sabahın en erken saatlerinde günü keşfetmek için hazırlanırdı.

Onun gözünden bakmak istedim bu sabah. Ancak onun gözünden değil, onun baston sesinden ancak bakabilirdim yaşama. Hayatın bu ses ile ilerliyor olması, sadece bu sese güvenmek ve seçeneğin tek olması...

Kendime bir an kızdığımı ve içten içe düşüncelerimde kendimle kavga içerisinde olduğumu hissettim(!) ancak gözlerimi kapatırsam belki birşeyleri anlayabilirdim. Zaten henüz açılmamış gözlerimi sıkı sıkıya kapatarak yürüyen merdivenlere çıkmıştım. Bunu güvenli olan bir yerde denemiş olmam da bir kenara...
Hissettiğim sadece seslerden ibaret. Yoğun bir kalabalık var besbelli, buna karşılık kendimi tedirgin hissediyorum. İster istememez olduğum yerde kıpırdamadan sabit durmaya çalışıyorum. Bir kaç kişinin omzumdan çarptığını hissediyorum ve ilkiliyorum.. Kendi kendime yaptığım bu kısa testi sonlandırıyorum, ama düşüncelerimde hala kavgalarım devam ediyor.

Hepimizin başına gelir, bulunduğunuz yer bir anda karardığında, telaşlanırız. Savunmazsız kalır, çözüm üretmeye etrafı aydınlatmaya çalışırız. Yaşanılan bu durum geçici bir süredir, çaresini de buluruz. Çare belli değil mi?

Şans insan hayatında, insanın varlığını devam ettirebilmesi için en önemli şey! Derseniz ki hiç birşey şans değil, yaşamı ve hayatı ben çalışarak kazandım. Bu sayede bulunduğum yere şansım olmadan geldim. Doğru(!); çalışmak önemli(!), ancak hayata ilk gözlerinizi açtığınızda gördüğünüz neydi?

Binbir çeşit renk mi, yoksa duyduğunuz sadece sesler mi? Tik tak tik tak....

Yorumlar

citlembik dedi ki…
Çok güzel anlam yüklü bir yazı daha okudum sayende. Teşekkürler...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prensip sahibi olabilmek

Güz Mevsimi

Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.