17 Haziran 2010 Perşembe

Biz 78'ler


Biz çocukken;

1978 yılı çocuğu olarak hem ağlanırım bu dönemde doğmuş olmaya hem de aslında ne kadar şanslı olduğumu düşünürüm. Varla yok arasında bir döneme denk gelişimiz, ancak emir büyük yerden ailem böyle uygun görmüş ve ben bu tarihde gözlerimi açmışım dünyaya :)

İstanbul'da doğup, ilkokul ikinci sınıfa kadar İstanbul kültürü ile yetişmek. Sonra hoooppp biranda Çanakkale/Karabiga'ya yerleşmişiz. Öncesinde tatil için Karabiga'ya yaz aylarında gidip de, İstanbul'dan gelen cool kız havası biranda sönmüşdü bu sayede. Ben de artık buralı olmuşdum, havam sadece topu topu iki ay daha sürmüşdü, sonrasında normal çocuk statüsünde kendime mahallede yer edinmeye çalışıyordum. Her cümlemde " biz İstanbul'da yaşarken" derken, yerleşik çocuk arkadaşlarımdan laf yiyordum habire:)

İstanbul'da yaşadığım dönemde rahmetli annem evde dahi kıyafetlerimizi temiz tutmamızı isterken, ben Çanakkale'de sokakda yerlere oturur, killi toprakdan şekiller yaratır, sokakda gördüğüm her canlıya elimi sürer, sonrasında temizlik anlayışım kendimce dere kenarında ellerimi yıkamakdan ibaret olurdu.
Tam bir sokak çocuğuydum/duk aslında. Okul döneminde sabahçı/öğlenci olmak kavramı yok idi. Sabahdan bir okula giderdik, öğleden sonra 16:00/16:30 gibi evde olurduk. İşin eğlenceli tarafı öğle yemeğinde de eve gelirdik:) ev ile okul uzaklığı sadece çocuk hızında koşma mesafesi ile iki dakika idi... Öğle yemeğinde anne görülür, sonra nasıl bir ruh hali ise tekrar okula gidilirdi. Şimdi iş yerinde eve gidip yemek yeme müsadesi verilse evden tekrar işe gelmem pek mümkün olmaz! Hele ki bana hayatta olmayan anneni de göreceksin deseler, işimden istifa ederim! :))

Okul dönüşünde annem evde yok ise kapıda kalmak gibi bir korkum olmazdı hiç, evin bahçesine okul çantamı bırakıp, dışarı çıkabilirdim. Dışarı çıkma yasağı da yokdu. Sınır akşam ezanıydı:))

Sonra kardeşim oldu, benden yedi yaş küçük bir erkek kardeş, sürekli ağladığını hatırlıyorum, kocaman bir kafası vardı, kafasının hep öyle kocaman olacağından korkardım hep, hatta birgün kardeşimi kıskanma duygum evi terk etmeme sebep olmuşdu. Evi terkedip, bahçeye çadır kurmuşdum! Bahçenin ortasında kurulan çadırı evhalkı görmüyordu aklım sıra:)

Derslerim hep iyiydi, kimse kimseyi rencide etmezdi, biz de uslu yaramaz çocuklar olurduk hep :))

Arkadaşlarımla aramda fark yoktu hiç, çok uç noktalarda yaşamazdı kimse, ya da hissettirmezlerdi... Herkes okula yaya gelirdi, yaya olarak da ayrılırdı. Özel araçlar, ya da servis olgusu yokdu...

En büyük üksümüz bisikletimizdi, herkesin de bisikleti vardı...

O yıllarda gözünü sevdiğim sadace TRT vardı, belli saatlerde çizgi filmler yayımlanır, hala hatırımda olanlar; voltran, he-man, Judy ve Uzunbacak adında bir çizgi film, sonra alf, altın kızlar dizisi vardı.

Beni en çok etkileyen "Judy ve Uzunbacak" adındaki çizgi filmdi; bu çizgi filmi izlerken annemin hazırladığı o muhteşem ekmek dilimi üzerine sürülmüş, "sana" margarini ve yine margarinin üzerine serpilmiş toz şekerli ekmeğin tadı hala damağımdadır... Judy karakterini merakla izlerdim, o çocuk yaşıma göre biraz ağır konulu bir çizgi filmiş gibi aslında, uzun bacaklı esrarengiz bir tip var hiç yüzü gösterilmeyen, aşk da var tabi:))

Sonra Heidi vardı, Clementine vardı; Clementine çizgi filmi çok cool gelirdi bana, çok başka izlerdim bu çizgi filmi :) karakterleri kendi arkadaşlarıma uyarlardım:)) ancak bu çizgi filme karşılık biz hiç cool olamamışdık :))


TRT hakkaten güzel günler yaşattın sen bize:))

Unutmuşum bir de Yakari adında çizgi film vardı:) müthişdi...
Şimdilerde de gizli saklı kalmış çocukluk halleri var bende, hepimizde vardır sanırım... Arada bir de olmalı kanımca:)"

Hiç yorum yok:

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...