28 Kasım 2011 Pazartesi

Kaz Dağları Gezdikce III


Hasanboğuldu bölgesini görmek, ve hikayesini okumak kendi aramızda ilginç dialoglara neden oluyor. Buradan ayrıldıktan sonra civar köyleri dolaşmaya koyuluyoruz. Çok planlı değiliz, yol boyunca gördüğümüz tabelaların yardımı ile ilk önümüze çıkan ilginç yerleri ziyaret ediyoruz. Yol boyunca da bizi büyüleyen Kaz Dağlarından görünen her deniz manzarasında ister istemez mola veriyoruz. Saat öğleden sonra sularında karnımız acıkmaya başlıyor ve Edremit merkeze hareket ediyoruz. Yaklaşık 30/40 dakika süren yolculuk sonrasında şehir merkezine ulaşıyoruz. Edremit, Balıkesir’e bağlı bir ilçe merkezi. İlçenin nüfusu 50,000 civarında. Her şeyi bulabileceğiniz gelişmiş bir yerleşim yeri burası. Karnımız aç olduğundan güzel yemek yiyeceğimiz bir yer arıyoruz. Merkezde tarihi bir lokanta buluyoruz. İçerisi ferah, kendine has bir havası var bu mekanın… Ev yemekleri ile ünlü olduğu da belli… Ben her zamanki gibi sebze yemeklerinden yana tercihimi kullanıyorum. Diğer arkadaşlarım da kendi zevkleri doğrultusunda et yemeklerini tercih ediyorlar… Bu yemek ziyafeti gerçekten bize iyi geliyor… Buradan sonra yine gezilerimize devam etmek istiyoruz. Saat 15:30 suları… Biraz şehirde turluyoruz… Sonrasında Kaz Dağları’nda Zeus Altarı’nı görmek üzere yola koyuluyoruz.

Yolculuk boyunca ben, Derya ve Atakan’ın keyfi yerinde… Kendiliğinden gelişen sohbetlerimiz, jargon hale gelen hitaplarımız ile bu gezideki anılarımız hatırlanması güzel anlar olacaktır…

Virajlı ve toprak yolların kendine has kokusunda ve sallantısında Zeus Altarı/Adatepe köyü yolunu takipteyiz. Dağa doğru ortalama 3km. lik bir yolumuz var. Köy girişinde gözden kaçırmaz iseniz Zeus Altar’ı tabelasını görebilirsiniz. Zeus Altarı’nı görmek isterseniz yaklaşık orman içerisinden 20/30 dakika gibi bir süre yürümeniz gerekebilir. Orman girişinde araçlarınızı park ediyorsunuz. Sonrasında orman yolu üzerinden yürüyerek, Zeus Altarı’na ulaşıyorsunuz. Bizde saat 16:30 civarıydı sanırım, aracımızı orman girişine park ediyorduk. Ancak bizden başka kimsecikler yoktu burada. Üç arkadaş tüm cesaretimiz ile ormana giriş yapmış, patika üzerinden yürüyorduk. Etrafta in cin top oynuyor desek yeridir. Üçümüzde ince bir çizgi edasında yan yana yürüyorduk, ne birimiz bir adım önde ne de birimiz bir adım geriden geliyordu, herkes aynı hizada yan yana ilerliyordu. Arada bir Derya “sesi siz de duyuyor musunuz”? diyor. Ben de ne sesi ise olduğunu duymaya çabalıyordum. Hakikaten etraftan sesler geliyordu, ne olduğu anlaşılmayan seslerdi bunlar. Köylerdeki köpek sesleri de olabilirdi bu, ya da ormanda yaşama ihtimali olan vahşi hayvan sesleri de olabilirdi. Atakan da eğer dönmek isterseniz dönelim kızlar diyordu, ancak kimse de hadi dönelim demiyordu, yaklaşık 15 dakika yürüdük, ancak yol bitmek bilmiyordu. Yolun nereye varacağı konusunda bir fikrimiz de yoktu. Etrafta da kimseler olmadığı için nerede olduğumuzu bilmiyorduk. Daha ne kadar yürüyecektik bilmiyorum. Ancak ortak karar ile geri dönmeye karar verdik, ( ben dönmek istemedim aslında ) çünkü hava da kararmaya başlamıştı, bu yolun bir de dönüşünü düşünürsek, grup hepten yok olacaktı :)

Yolu gerisi geriye yürümeye başladık, ancak anlamsız bir gerginlik hakimdi hepimizde… Etrafın sessizliği ve bizim de anlamsız sessizliğimiz ortamı ister istemez gerginleştirmişti. Atakan; biranda arkasına bakıp, yüzünde değişen korku ifadesi ile” kaçınnnnn” diye bağırdı, ilk hızlıca hareket eden bendim, çünkü ardıma baktığımda Derya benden gerideydi… Atakan’da bize bakıp gülüyordu… Aklı sıra bizi korkutmak istemişti… Ancak başarmıştı da…

Zeus Altarı’nı görmemekle neler kaçırdığımızı bilemiyorum. Ancak geçmiş tarihlerde burada neler yaşanmış okuduklarımdan az çok biliyordum… Eğer gitme cesaretimiz olsa idi, bu bölümde büyükçe bir kaya bulunuyor. Bu kayanın iç kısmına inen bir merdiven var, bu merdiven şu anki zamanda yıkılmış durumda. Burada geçmiş tarihlerde neler yaşanmış okuduklarımdan aktarayım hemen; Burası tanrılara adak adanan ve kurban adanan bir yermiş. Ve neler kaçırdım bilmiyorum ama burasının manzarası görülmeden anlatılmazmış. İçinizden “özgürlük… özgürlük!!!!” nidaları atasınız gelirmiş bu manzaraya baktığınızda… Ah ah neler kaçırdık biz, bir 50m daha yürüseydik muhteşem bir görüntü bulacaktık… Geçmiş tarihlerde tanrı Zeus, Truva savaşlarını buradan izlermiş, aynı zamanda Homeros’un İlyada’sında da anlatıldığına göre Zeus’un, Hera’yı görüp aşık olduğu yer olarak da bilinirmiş burası… Eğer buralara gelirseniz, kesinlikle ziyaret edin.

Biz belki yarın gelebiliriz diyorum, ancak yarınki program o kadar yoğun ki tekrar buraya çıkmak çok mümkün olmayacak bizim için…

Medeniyet her zaman güven verir diyerek; Zeus Altarı’na gidemeyip, Adatepe Köyüne gidiyoruz. Burası Köyden çok başka bir yer, taştan evleri, köy meydanında bulunan kahveleri, yolların kendine has taş yapıları, köy esnafı, yerlisi, her şey görülmeğe değer nitelikte. Meydanda bulunan kahvelerden birine oturuyoruz. Masalar dışarıya serilmiş, Meydanda yaşı kaçtır bilmiyorum ama görülmeye değer bir halde, göğe doğru uzanan sedir ağaçları ayrı bir görsellik katıyor buraya. Akşam üzeri olması sebebiyle hava biraz esintili, ancak yine de dışarıda kahve meydanında oturup buranın havasını solumak soğuya karşı değer….

Adaçayı sipariş ediyoruz. Sıcacık adaçaylarımızı yudumlayıp, Zeus Altarı’nı nasıl görmeden geri gelmiş olmamızı konuşuyoruz. Bir saat gibi bir süre burada oturduktan sonra, köyün sokaklarını keşfe çıkıp, her sokakta kendiliğinden birer fotoğraf karesi yakalıyoruz. Her ev bir fotoğraf karesi, her sokak bir fotoğraf karesini beraberinde getiriyordu.

Akşam yemeği için otele gitmek üzere yola koyulduk. Tüm gün dışarılardaydık, ancak yorulmamıştık. Tatillerde en çok hoşuma giden de bu, o kadar yer gezip, görülen yerlerin hikayeleri ve gördüklerimiz yorgunlukları da alıp götürüyor…

Yol boyunca hala nasıl olur da Zeus Altarı’na gidemediğimizi konuşuyorduk. Atakan’ın bizi korkutması ve benim tüm hızımla koşuyor olmam da kahkahalara boğuyordu bizi J

Otele varmış, temizlenmek ve biraz dinlenmek üzere odalarımıza geçiyorduk. Topu topu iki gün kalacağımız bu gezide o kadar çok eşya alıp da birkaç tanesini kullanmak da ayrı bir durumdu. Üzerimizi değiştirip akşam yemeği için yemek odasına geçiyorduk, şömine tüm ihtişamı ile yanmaktaydı. Odanın sıcaklığını şömine sağlamaktaydı. Otelde kalan diğer sakinler de yemek odasına geçiyorlar, herkes için özel olarak hazırlanmış masalarımızda akşam yemeği için bekleyişteydik.

Kişileri seyahatlerde tanırsınız ya, bizim seyahatlerde böyle bir durum oluşmadı, normal yaşantımızda nasılsak aynen devam ediyorduk bu seyahatte de… Aynı sohbetler devam ediyordu. İşin aslı riskli bir durumdu bizimkisi seyahatlere 3 kişi ile çıkmak biraz sıkıntı da yaratabilir, bizde bu da olmamıştı… Anlaşılan o ki bu grup başka yerler de görecekti bundan sonrasında…

Akşam yemeğimizi de yiyip, kahvelerimizi dışarıda hayat denilen bölümde içmeye karar verdik. Hava soğuktu ancak yine otelden temin ettiğimiz battaniyelerimizle havanın mis kokusunda keyfimize keyif katıyorduk…

Bu akşam böyle sessiz, sakin geçecekti, çok da geçe kalmadan geceyi sonlandıracaktık. Dün geceki gibi bu gecede dışarıda hayat bölümünde sadece biz kalmıştık. Otel görevlileri yine bizi beklemekteydiler… İşin aslı erken uyumak niyetinde de değildim, ancak sürekli etrafta dolaşan otel görevlileri olunca keyfimiz biraz kaçıyordu… Sonrasında uyumak üzere odalarımıza geçiyorduk….

Hiç yorum yok:

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...