5 Mart 2008 Çarşamba

Hala sır

Yedi yaşındayım, Çanakkale’deyiz, mevsim yaz. Hemen yan evdeki benim can ciğer arkadaşım Fatoş ile o aralar yoğunlaşan sanatçı ruhumuzla killi topraktan harika şekiller yaratıyoruz. Şimdiki gibi rengarenk oyun hamurları yoktu o zamanlar. Bütün günümüz topraktan şekiller yaratmak ile geçiyor. Etraf ile ilişkimizi kesmiş, bahçede kamp kurmuş durumdayız. Bu durumdan en çok ailemiz memnun, çünkü gözlerinin önünden ayrılmıyourz. Bir süre sonra bu kadar yoğun çalışmamıza stoklarımız yeterli olmuyor ve maalesef toprağımız bitiyor. Acil olarak killi toprak bulmamız gerekli. Bu toprak çeşidi de yerleşim alanından çok uzakta olduğu için, bu yerlere ailemiz olmadan gidemeyiz. Zaten istesek de bizi götürecek birini bulamıyoruz. Ne olursa olsun gitmemiz gerekli. Karar veriyoruz; kimseye bu konudan bahsetmeden tek başımıza gideceğiz.

Şuan düşünüyorum da, o anki heyecan ve korku içinde verilen bu kararımız, şimdi yoğun olarak hayatımızda olan kontrol mekanızmasından çok uzak ve çoğu zaman da uygulayamadığımız bir karar . Aslında bu, yapmak istediğimiz şeyleri, yani bizi mutlu edecek şeyleri hiç düşünmeden gerçekleştirme cesareti; yani çocukluk cesareti .

Yola çıkıyoruz, rotamız belli. İstediğimiz yere geliyoruz. Burası bizim bahçemiz, çeşit çeşit sebzeler ve meyveler var. Hemen yan tepede de istediğimiz killi topraklarımız var. Heyecan ile taşıyabileceğimiz kadar topluyoruz. Yola çıkmaya hazırız. Ne olduysa bir an yan bahçeye gözüm takılıyor, bahçede annemin arkadaşı, bizim yan komşumuz var. Şu an bile komşu teyzeyi görme anındaki şaşkınlığımı, eyvah yakalandık düşüncesini aynı duyguyla anımsıyorum.

Ya biz onu fark etmeden o bizi fark ettiyse endişesi içinde çözüm üretmeye çalışıyoruz. Yapmamız gereken fark ettirmeden biran önce oradan uzaklaşmak. Yoksa korktuğumuz başımıza gelecek ve bu gizli operasyon bir anda herkesin bildiği, sonunda da ciddi bir ceza alacağımız bir durum olacaktı. Aklımıza şahane bir fikir geliyor! Kazaklarımızı değiştirirsek bizi tanıyamaz. Fatoş’un kazağı ben de olursa tanınmam, aynı şekilde de benim kazağım Fatoş’da olursa da o tanınmayacak. Kazaklarımızı değiş tokuş yaptıktıktan sonra rahatça yan bahçenin önünden geçiyoruz.Sırf bu yüzden bizi tanımadığını düşünerek, mutlu ve huzurlu bi şekilde eve geri dönmenin keyfini hala tebessümle anımsarım.

Sonrasında bu konu hakkında kimse bizimle konuşmadı. Sanıyorum komşumuz, ailemize bu konudan bahsetmemişti. Ya da gerçekten kazak değiştirmemiz işe yaramıştı :-)

Tabi bu olayın endişe ve korku duygusu bir süre devam etti. Hepimiz yaşarız böyle halleri, birşey sorulduğunda hep yaşanılan olay akıldadır ve sessizlik ile cevap verilir herşeye.
Hala bir sır...

Hiç yorum yok:

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...