7 Kasım 2008 Cuma

İstanbul'u Keşfetmek


26,07,2008
Her ne kadar etraf kalabalık da olsa , benim için sessiz bir sabah... Güneş tam da yüzüme yansıyor. Biraz yakıcı ama rahatsız etmiyor. Karşımda eşsiz bir boğaz manzarası.. Yer Dolmabahçe Sarayı, elimde simit.... Uzun süredir özlemini çektiğim o çıtır çıtır, mis kokulu ve susamlı... Yanında da olmazsa olmaz cam bardakda çay... Dolmabahçe Sarayı avlusunda girişte, hemen sağ tarafda, deniz kenarında bulunan bu bölüm çok keyifli bir yer. Neredeyse on yıldır geliyorumdur buraya... Ağaçların gölgesi ile boğaza karşı pineklemek çok keyifli... İstanbul'un karmaşasından uzaklaşmak için birebir bir yer. (benim için) Ve sanıyorum pek çok kişi burasını bilmiyor. Hemen dışarda otopark önünde bulunan yeri biliyordur.

Bugünkü program boğazda gerçekleşecek bir tekne gezisi. FinansNetwork İstanbul’ün düzenlediği bir gezi.

Sarayın bahçesinde yaptığım bu güzel kahvaltıdan sonra geziye katılmak için buradan ayrılıyorum. Planım Saraydan çıkıp, Beşiktaş yolundan devam ederek, Ortaköy'e doğru yürümek. Etraf da bunu destekler haliyle sakin görünüyor...

Hatırlıyorum çocukluğumda ilk kez buraya geldiğim zaman, şuan bulunduğum cadde beni büyülemişti... Ağaçların gökyüzüne yükselişi ve Dolmabahçe Sarayı'nın ihtişamı gözlerimi kamaştırmıştı...İşte o zaman bu atmosfer ile sanki tüm İstanbul şehri "böyle olmalı" diye düşünmüştüm. Keşke böyle olsa; tüm caddeler bu şekilde devam etse boğaz boyunca.... Ağaçlar gökyüzüne doğru uzanmış, geniş ve düzenli caddeler.... Ne keyifli olurdu bu hal içinde araç kullanıyor olmak. Hele ki iki teker ile sürüş keyfi...

Bu düşünceler ile Ortaköy'e varıyorum. Sanırım en erken ben gelmişim. Deniz kenarında boş bir bank beni çağırıyor(!) kedi misali güneşe karşı oturuyorum. Gözlerini kapatsan dahi bu hoş manzara hayalinde beliryor... Ve sessizlik... Hemen önümde birkaç martı var; balık avında. Kafamı çevirip de sol tarafda gördüğüm yer Ortaköy Camii... Ortaköy Camii'nin ardına gizlenmiş Boğaz Köprüsü en yakışıklı ve kendinden emin haliyle görünüyor.

Hemen sağ tarafda ileriye doğru baktığımda uzak da olsa Kız Kulesi çarpıyor gözüme... Ve sırasıyla bu görüntüyü takip edince de Topkapı Sarayı, sonrasında sanki düz çizgi üzerine özenle yerleştirilmiş gibi Yenikapı'ya doğru sırasıyla camiler görünüyor; büyüleyici....

Ellerimde biraz önce yediğim simitin kokusu kalmış... Bir tane daha olsa hayır demez hemen yerdim...
Gezi için arkadaşlarım gelmeye başladılar bile... Ve tekne gezisi başlıyor.
Güzel bir boğaz turu ile gezi Karadeniz'in maviliğine doğru devam ediyor...
İstanbul’u İstanbul yapan eserlerden bir tanesi olan Dolmabhaçe Sarayı’nı tanıyalım;
Dolmabahçe Sarayı Avrupa sanatından etkilenerek 1843-1856 yılları arasında inşaa edilmiş. O dönemin Sultan’ı Abdülmecit, mimar Karabet Balyan’a boğaza nazır gösterişli bir saray yapmasını istemiş. Sultan, Dolmabahçe Sarayı yapılana kadar Topkapı Sarayı’nda ikamet etmiş. Saray bittiğinde de hemen Topkapı Sarayı’nı terkedip, Dolmabahçe Sarayı’na yerleşmiş. Saraya dışarıdan bakıldığında o döneme ait Avrupa etkileri hemen göze çarpıyor. İşlemeler ve gözü yormayan bu yapı boğazdan bir başka güzel görünüyor.

Saray üç kattan oluşuyor. 285 odası ve 43 salona sahip. Denize bakan bölüm 600 metrelik bir rıhtımdan oluşuyor. Boğaza karşı bu kadar geniş bir alanda yürüş yapmak çok keyifli olsa gerek. Sarayın hem iç büyüklüğü hem de dış bölüm büyüklüğü o dönemin zengin yaşam şeklini anlatmakta. Sarayın hayranlığını arttıracak başka bir unsur da iki devasa büyüklükte kapıya sahip olması. Birinci kapı giriş kapısı, diğeri ise hepimizin bildiği Dolmabahçe yolu üzerinde bulunan ve günümüzde iki askerin kıpırdaman nöbet tuttuğu kapıdır. Kapılar işlemeler ile süslenmiş. Diğer yandan dikkat çeken başka bir yer de sarayın bahçesidir. Çeşit çeşit çiçeklerle bezenmiş, sıra sıra ağaçların göğe yükseldiği yapma tablo görünümünde cenneten bir parça gibi dir. Sarayın iç bölümünde bulunan balo salonu da en dikkat çeken bölüm. Göz alıcı bir görünüme sahip. Bu bölümün tavanı diğer bölümlere göre daha yüksek inşaa edilmiş. Tavan yüksekliğinin yansıttığı gösteriş ve şaşa sayesinde o dönemde yapılmış törenleri hayal edebiliyorsunuz. (hayal etmekten kendini alıkoyamıyor insan)

Sarayın giriş tarafında, Sultan’ın özel görüşmeler yaptığı bölüm bulunuyor. Geçmiş tarihimizde önemli pek çok karar burada alınmış. İç bölümde bulunan tüm eşyalar büyük bir titizlikle günümüze kadar gelmiş. Sarayda bulunan eşyalar, perdeler ve tablolar o dönemin zenginliğini ve şaşasını en açık haliyle gösteriyor. İstanbul’a gelip de Dolmabahçe Sarayı’nı ziyaret etmeden gitmemeli. Tarihimizi okumak kadar bu tarihe tanıklık etmiş eserleri görmek de önemlidir. İstanbul şehri kültür zenginliği sayesinde geçmiş tarihimizi, her sokağında, her köşesinde bize çekinmeden sunuyor.

Sarayın büyülü havası duvar ve tavan işlemelerinde görülüyor. O dönemin en ünlü Avrupa sanatçıları tarafından bu işlemeler özel olarak yapılmış. Örneğin bir kaç odanın her yeri aynı renk ile döşenmiş. Bu da zevk unsurunu o dönemde önemli kılıyor. Sarayın bilinen en büyük özelliği de dünyada bulunan tüm saraylar içinde en büyük balo salonuna sahip olması. Yakın tarihimiz Cumhuriyet dönemine de tanıklık etmiş olması ile Ulu Önder Atatürk’ün burada vermiş olduğu törenleri akıllara getirmek mümkün oluyor. Balo salonun tam ortasında bulunan avize dikkat çekici. Salonun ihtişamına yaraşır şekilde yapılmış. 4,5 ton ağırlığında bulunan bu avize kristalden yapılmış görsel bir eser.

Bu gösteriş ve şaşa ile süslenmiş saray sizi şaşırtmadan uzun koridorlardan geçerek harem bölümüne götürüyor. Her yerin ayrı bir güzelliği olduğu gibi harem bölümü de özel olarak inşaa edilmiş. Sultan’ın eşi ve annesinin odası ve sarayda görevli hizmetkarların odaları bu bölümde bulunuyor. Sarayın kuzeyinde kalan bölüm de şehzadeler için ayrılmış. Günümüzde bu yapı Resim ve Heykel Müzesi olarak hizmet vermekte.

Bana göre sarayın en önemli dönemi Atatürk’ün yaşadığı dönem. Özellikle son günlerini burada geçirmiş olması bunu fazlasıyla hissettiriyor. Atatürk, İstanbul ziyaretlerinde Dolmabahçe Sarayı’nda kalırmış.
Ve odasını ziyaret ettiğinizde ilk göze çarpan dokuzu beş geçe donup kalmış olan saat oluyor. “Atam Dolmabahçe’de”....

Saray günümüzde haftanın belirli günlerinde halkın ziyaretine açıktır.
Geçmiş tarihin en önemli dönemlerinden Osmanlı Dönemi, sonrasında Ulu Öndermiz, Atatürk’ün, Cumhuriyet Dönemi’nde önemli kararları burada almış olması nedeniyle de kat be kat sarayın görülmesini gerekli kılıyor. İstanbul’u keşfetmek için öncelikle İstanbul’u İstanbul yapan, tarihin canlı tanıklarını tanımak gerekli. Her eser size tarih adına birşeyler öğretir. Tarihi keşfetmek için okumalı, ama tarihin ruhunu hissetmek için de onları ziyaret etmeli. Keşiflerimiz sonsuz olsun...

1 yorum:

Adsız dedi ki...

İstanbul'u ozel kilan cok guzel yazilmis bır yazi... yazim tarziniz anlasilir olcude farkli olarak hissettiriyor kendini.. umarım bu sayfaniz disinda da yazilariniza rastlarim bir yerlerde...tebrikler

deniz erogli

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...