7 Kasım 2008 Cuma

Nasıl Olmak??? (Fark Etmek)

Herşeyi ortaya döküp çekiştirdiğiniz dönem ? Bu dönemde düşün düşün her şey sorgulanır. Yapılacak en kolay şey budur çünkü.

11 Ekim Cumartesi günü görünmez bir kaza geçirdim. İçler acısı ama yine de bu konu hakkında yazacağım. Sağ ayağımın üzeri iki yerden, yine aynı ayağımın alt kısmı da bir yerden kesildi. Dikiş sayısı anlamında kendimce rekora koştum sayılırım; yirmi adet dikiş:-)
Şu ana kadar sağlık ve genel yaşam koşullarında kendimi hep şanslı hissetmişimdir. Şans faktörü hep yüzüme gülmüştür. Ama bu kez çok daha farklı oldu. Şu beş gün evde olup, ayağa kalkmama durumunu kabul etmek hiç kolay olmadı. Bu geçici duruma alışmak için kendinizce yöntemler buluyor, en kolay nasıl ayağa kalkacağımı, nasıl dengede duracağımı öğrendim; yılmadan... En önemlisi yardım almadan bunu yapmayı istemek seni ve etrafını ister istemez zorluyor. Sonrasında edindiğim iki değnek ile bu hal biraz daha kolay geçti şükürler olsun...

"Nasılsın(?)" bu sözün anlamını kavradım şu süre içinde. "Nasılsın(?)" anlamının üzerimdeki egemenliğini ve o an için ne durumda olduğumu gerçek anlamda belirtmenin, insan üzerindeki olumlu ya da olumsuz etkisini fark ettim... Artık rutin hala gelmiş bu soru ve soruya verilen cevapları geçiştirmeyeceğim...

Nasılsın Fethiye?
Ayağımda yirmi dikiş ile kıpırdamadan uzanmak, bir an önce iyileşmek isteğiydi benim hissetiklerim... O normalde aslında hiç bir sorunum olmadığı halde verdiğim "eh işte" cümlesini bir kenara atıp "harikayım" cümlesini kurmak istiyordum... Elimden birinin tutmadan ayağa kalkacağım, temel ihtiyaçlarımı gidireceğim normal yaşantıma döneceğim zamanı bekliyordum... Şükürler olsun ki bu bir bekleyiş dönemiydi benim için. İşte bu yüzden çok şanslıyım, şanslıyız. Biliyorum ki iyileşeceğim ve eski halime, sağlıklı günlerime döneceğim. Tüm benliğin bunu bildiği için kendini daha güçlü ve moralli hissediyorsun...

Bu umut ile ayağa kalkmak istiyor, ama kalkamadığını hissettiğin an, iyileşeceğin düşüncesi ile moralin yerine geliyordu. O yüzden ben çok şanlıyım. Ve bu sürece nasıl uyum sağlayacağını bir kaç moral bozucu denemeden sonra öğreniyorsun. Çünkü iyileşeceksin bildiğin bu(!)(!)(!)...

Bu kendini dinleme dönemi herşeyi düşündürüyor. Son günlerde yaşanan ekonomik kriz, şehit olan askerlerimiz, doğru işi yapıp yapmadığım, hayattan beklediklerin, hepsi karşı konulmaz düşünceler silsilesi olarak tek tek sorgulanıyor. Düşündükçe daha derinlere iniyor, içinden çıkılmaz gibi görünse de o en dip noktada tüm sorulara cevaplar bulunuyor.

Fart etmeyi, bunu fark ettirmemeyi öğrendim. ( Can Yücel ) Çünkü daha önce gördüğüm ama üzerinde durmadığım, başıma gelmeden anlayamacağım şeyleri yaşıyordum...
Bir hafta süresinde karşılaştığım olaylar sayesinde empati duygum hiç zorlanmadan gizlendiği yerden dışarı çıktı;

Ablamda kaldığım için müdahale yapılan hastanede değil farklı bir hastanede pansuman yaptırmam gerekti. Örneğin gittiğim bir hastanede yaşadıklarım normal şartlarda benim başıma gelmez diyeceğim şeylerdi. Kaldı ki bu yaşanılanlar özel bir hastanede gerçekleşiyordu maalesef.

Ablam ile pansuman için en yakın hastaneye gitmiştik. O gün henüz değneklerim yoktu ve ablamın yardımı ile sekerek hastaneye girmiştim. Hastaneye girdiğimizde kimse yardımcı olmamıştı. İçerisi olması gerektiğinden daha kalabalık görünüyordu.. Neyse danışmaya gidip ne istediğimizi söyledik ( biz birşey istiyorduk ) Bu istediğim şey için on dakika suçlu çocuklar gibi ayakta beklemek zorunda kalmıştım.

Kendi içimde sabırsız biriyimdir,( hata yapmayı sevmem ) herşey hemen olsun, hata olmasın isterim, ama kurallar çerçevesinde sıralanır bu sabırsızlığım. Sanırım bunlar hep alıştığım şeylerdi. Uzun süredir ortak yaşam alanlarında bulunmamıştım. Asıl kuralların burada uygulanması gerekiyordu. Annemin hastalığından bu yana karşılaştığım şeyler değildi bunlar.

Benim dışımda gerçeklerşen böyle olayları anlamaya çabalarım. Ağız dalaşına girmeden karşı tarafı anlamaya ve durumu kendisinin fark etmesini sağlarım sabırla... Bu da karşımdakinin utanmasını ve bu sayede bir daha buna benzer durumları tekrarlamamasını sağlar; sanırım, inşallah... Danışmadaki görevli kızla böyle bir hal içindeydik. Beni fark etmiyor ve bu yüzden canım yanıyordu... Beni bekletmesinin nedeni; O'na göre ilk müdahale nerede yapıldı ise orada pansuman yaptırmam gerektiğiydi. Neyse bu durumu kısa sürede aşmıştık, ama bu kez de pansuman ücreti alınacağını bunu sigortanın karşılamadığını söyledi. İlk sorunun aşılması ile ikinci sorunun da kendiliğinden aşılması gerekiyordu. Sigorta şirketini araması gerektiğini söyledim. Beni dinlemiyor, peşi sıra cümleler kuruyordu.... O an karşımda duran sesi kısılmış, sadece görüntüsü olan bir tv ydi sanki... Çünkü sürekli aynı şeyi tekrarlıyordu. Yanlış bildiği şey üzerine ısrarla susmuyordu... Neyse ki sigorta şirketini aradı.Telefonu kapattığındaki yüz ifadesi ile "Haklıymışınız dedi biraz önceki halinden çok farklı ve sessiz bir ses tonu ile..." Haklıydım ve yaklaşık on dakikadır tek ayak üzerinde durmak beni zorlamış ve acı ki üzmüştü".. Bu durumun beni nasıl rahatsız ettiğini anlaması için "Yaklaşık on beş dakikadır tek ayak üzerindeyim ve ayağımdaki yara sanırım açılmış olmalı, şimdi de bunu öğrenmek için sigorta şirketini arayalım mı? onlar öneride bulunurlar size? Derken ablam duruma müdahale ediyordu; çünkü ben benden çıkmak üzereydim... Kurallar ha(!).

Tekerlekli sandaliyem geç de olsa geldi... Yanına da hastanede bulunduğumuz süre içinde yanımızdan ayrılmayan karikatür gibi bir hasta bakıcı verildi...

Personelin ilgisiz olmasının tek nedeni hastanenin olması gerektiğinden daha kalabalık olmasıydı.. Hastaların çoğu da ne yapacaklarını bilmez durumdaydılar maalesef... Burada özel hizmet verilmesi dışında, sosyal hakları olan tüm hastalara da hizmet verilmesi, nedeni açıklıyordu. Sorun, yoğun kalabalık nedeniyle bıkkın olan personelden kaynaklıydı... Ama sağlık sektörü bunu neden olarak kabul etmiyor maalesef...

Pansuman yapılması için acil bölüme girdik. Orta yaş bir hemşire gerdi içeri. Hemşire benle ve rahatsızlığımla ilgili hiç birşey sormadan elindeki makasla, tam da dikişlerimin olduğu bölümden sargıyı kesmeye çabalıyordu. (resmen çabaladı) Kibarca hemşireyi uyarmama rağmen beni anlamaz halde aynı şeyi takrarlıyordu. Canım burnumda olduğu için temiz sargı isteyip pansuman yapılmadan yaramı sarmayı ve hemen buradan ayrılmayı istiyordum... Bu halde biraz agrasif olduğum gözlemlenebilir. Ama yine de birşey söylememek adına sakin davrandığımı söyleyebilirim, bunu ablam sağladı sağolsun...

Ablamı o an odanın köşesinde hemşire ile konuşurken gördüm, O'na yapabileceklerim konusunda uyarıyordu :-)) Ama kurallar doğrultusunda....

Nihayet durumu anlayan başka bir hemşire geldi de biraz önceki yaşanılanları düzeltmeye çalışır halde çok dikkatli davrandı... Pansuman tamamlanmış, çıkmak üzereydik ki müşteri hizmetlerinden bir bayan gelip başta gösterilmesi gereken ilgiyi göstermeye çabalıyordu... Anlaşılan o ki durumu toparlamaya çalışıyorlardı ... Hastaneleri kimse sevmez, ben artık hiç sevmiyorum. Eksikliği hissedilmesin ama ihityaç da duyulmasın... Sadece bize refaket eden hasta bakıcı çok yardım severdi; sağolsun bizi kapıya kadar geçirdi....

Böyle sekerek dışarıda olmak beni çok zorluyordu. Sağ ayağıma basamadığım için ayakta durmakta zorlanıyor ve yardım da alamıyordum. ( ortalamanın üzerinde bir boy ile bu sahiden mümkün olmuyordu. )

Bu durumu aşmak için iki değnek aldık. İşte değnekleri ilk kullandığım an neyle karşı karşıya olduğumu anladım. Bu kaygının hemen ardından da ne kadar şanslı olduğumu anlıyordum; çünkü ben iyileşecektim... Allahım lütfen bir an önce iyileşmek istiyorum dedim içimden; sessizlikle.... İlk denemede dengesiz ve ürkektim... Sonra sistemi kavradım... Dışarıdan bakıldığında komik hareketlerle yürümeye çabalıyordum. Ya çok hızlı öne doğru atılıyor, ya da dengesiz bir halde yavaş gidiyordum. Bu yüzden karşı karşıya kaldığım kişiler benden uzak duruyorlardı.... Yeni yürümeye başlayan çocuk edasındaydım...

Bu yaşadıklarımın hepsi sosyal yaşamda oluyordu. Ortak kullanım alanları engelliler için uygun koşullara sahip değil, fark ettim... Kaldırımlar ya çok yüksek ya da çok darlar, aniden karşınıza çıkan yüksek merdivenler de dahil buna... Maalesef etrafdaki insanlar da çok hızlı hareket ediyorlar, bu yüzden de beni fark etmeleri kolay olmuyordu....

Karşı caddeye geçmek için yaya geçidini kullandım. Bana geçiş hakkı veren yeşil ışık henüz karşıya geçmeden kırmızıya dönmüş ve belki beni görmeyen belki de alışkanlıkları dolayısıyla arkada bulunan araçlar kornaları ile önde bulunan araçları taciz ediyordu. Yazık ki fark etmemişler ve bu yüzden beni de taciz ettimişlerdi... Onlar beni fark etmediler ama ben onları bu sayede fark etmiştim....

Aksaray- Yeşilköy Havalimanı arasında bulunan metro hattındaki bazı duraklarda ne asansör ne de yürüyen merdiven yok... Bunu da fark ediyorum. Peki neden yok?(!)(!)(!)

Carrufour Alışveriş Merkezi nde engelli kişiler için girişte tekerlekli sandaliye mevcut. Bu sayede nasıl keyifli bir alışveriş gerçekleştiğimizi anlatamam. Teşekkür ederim.... Nihayet Fark edildik (!)

Yine pansuman için hastane yolundayız. Az biraz yürüyebiliyorum.
Hastaneye vardığımda fark ediyorum ki artık ilgi beklemiyorum, tekerlekli sandaliye istemiyorum, çünkü bu duruma uyum sağlamayı öğreniyorum... Bunu da fark ediyorum.
Sevgili doktorum geliyor, tanıyor beni... İlk müdahale yapıldığında kendisiyle yaklaşık bir saat sohbet ettimiştik. Bu sohbet süresi zarfında Türkiye'yi kurtardık...
Doktor kendi sektörünü, ben kendi sektörümü anlatmıştım... Tam da zamanına denk geldi; küresel bir kriz içindeyiz çünkü... Ama fark ettik ki ben kendisinden daha çok kazanıyormuşum... Bunu da fark ettim....

Hastaneden çıktığımda çok mutluydum. Çünkü ayağım çok iyi durumdaymış... İnşallah önümüzdeki hafta dikişlerim alınacak... Taksi çağıyoruz ve nereye gideceğimizi söylüyoruz... Keşke binmeseydik. Taksici çıldırmış durumda kullanıyor aracı. İkinci kaza olması ihtimal dışı bile değil.... Sonra da istediğimiz sokağa girmek istemiyor... ama bunu söylemiştik, ve durumumu fark etmeden bık bık bık konuşmaya devam ediyor. Fark ediyorum ki taksicide sadece allah korkusu var, ne desem de insem diye düşünüyorum.... O beni fark etmiyor ama ben bunların hepsini fark ediyorum...Tartışmaya değmez besbelli... Sadece inerken "allah razı olsun" deyip iniyorum taksiden... En son söyledğimi anlamış olacak ki ardımızdan mahçup halde bir kaç kelime söylüyor... Bunu da fark ediyorum...

Ve nihayet evime geldim... Bana bu bir hafta boyunca ablam baktı, biliyordum ama bunu tekrar fark ediyorum; benim harika bir ailem var.... Teşekkürler...

Ve bir hafta geçti, belki bugün dikişlerim alınacak kontrol için hastanedeyim... Biraz erken gelmiş olmalıyım ki henüz doktor gelmemiş... Hemen yanımda benle birlikte bekleyen bir aile var. Genç bir aile, bir buçuk yaşlarında bir de erkek bebekleri var. Babasının kucağında ayağı sargılı mahsun mahsun bakınıyor etrafa... Benim de değneğime ve ayağımdaki bandaja bakıyor. Sanırım O'da bu halinden sıkılmış olmalı ki sürekli hareket etmek istiyordu... Babası ayak bileğini çatlattığını söylüyor. Ben de " geçmiş olsun" diyerek gülümsüyorum, sonra da " ikimiz de aynı dertten muzdaribiz sanırım" diyorum. Bu cümleyi neden kurduğumu, en azından "muzdarıp" kelimesini neden sonuna eklediğimi anlayamıyorum. Karşımda hiçbir şeyden haberi olmayan birbuçuk yaşında bir bebek(?). Görünen o ki bu kelimeyi babası bile anlamlamdıramadı. İçimde bu yaşanılan durum için kahkahalar büyüyor ama orada kalıyorlar... Neyseki asansörede bu kahkahalar özgür kaldı....
Sonraki kontroller için kendim bir hastane tercih ediyorum. Ve aradaki "farkı" görüyorum. Ablamın bana iyi bakması ve bu bir haftalık dinlenme sürecinde ayağım gayet iyi durumda.

Günümüz koşullarında engelli kişilerin yaşamları çok zor, ortak yaşam alanları içinde onlar için hiç bir kolaylık söz konusu değil. Toplumun genelinde yaşamın getirmiş olduğu sorunlar nedeniyle engelli kişilere karşı maalesef anlayış ve yardım da söz konusu değil... En acı hali ile bunu yaşadım ve gördüm.... En önemlisi sağlık sektöründeki sorunlar... Eğer özel sağlık sigortanız yok ise, maalesef hastanelerin genelinde doktorlar dışında, hastane personeli nasıl riskli bir sektörde çalıştıklarının farkında değiller... Ve bunun da farkında olmayan hastane yönetimi...

Farkında olmalılar ki, insanın başına ne zaman, nerede, ne geleceği belli değil. Gideceğimiz hastaneyi de seçme şansımız olamayabilir...

Dilerim ki sağlık sektörümüz biraz da olsa ihtiyaçlara cevap verir durumda olur.. Çünkü riski kabul etmeyen tek sektör Sağlık sektörü...
Ve "fark edelim" lütfen... Empati gücümüzü kullanalım... En önemlisi şanslı olduğumuzu, nelere sahip olduğumuzu fark edelim... Bugün O, yarın için O kişi "sen" olabilirsin...

Sağlıcakla kalın...

11 yorum:

ömer dedi ki...

Fark etmek gerekli, bunu da fark ettirmemeli; Can yücel... bu dönemde bunu yapan kimseyi hemen hemen görmek mümkün değil. yazınızda fark edilecek, üzerinde düşünelecek ne kadar çok şey var. elinize sağlık.

ömer...

ömer dedi ki...

bu arada çok geçmiş olsun...

NiLgÜn dedi ki...

İnsan iyi ya da kötü bişiler başına geldikçe yaşıyor ve öğreniyor. Bu yazında okadar güzel dile getimişsin ki aslında olması gerekenleri ama malesef insanlar çok da duyarlı değil, ve yaşamadıkça fark edemiyorlar bi başkasının nelere güçlüklerle göğüs gerdiğini. Yaşadığın talihsiz kazaya ve çektiğin güçlüklere bir kez daha üzülerek geçmiş olsun diyorum arkadaşım. Bu güzel yazın için ve hislerini bizimle paylaştığın için de teşekkür ediyorum.

Fethiyee dedi ki...

teşekkürler, bu yaşadıklarım doğrultusunda hafta sonu bir olay yaşadım. Karşıdam karşıya geçeceğim ama ışıklar çalışmıyor, hemen öncesinde de önümde bir engelli , değnekleri ile o da karşıya geçmeye çalışıyor. Ben hızlı hareket ettiğim için önüne geçtim, ama amacım onun da geçmesini sağlamakdı. Çünkü trafik ışıkları çalışmıyordu ve hızlı hareket eden yayalar karşı caddeye geçebiliyordu. İsmini sormadım bu engelli arkadaşımıza beni takip edin dedim, yola çıktım ve araçlara elimle dur yaparak geçmesini sağladım. İyi günler deyip ayrıldım yanından ama yüzündeki tebessüm hala aklımda kalmıştır. Bu sayede ben onun kafasındaki tüm olumsuzlukları yok etmiş olabilirim. öenmli olan bu benim için. Eğer ben buna benzer zorlukları fark etmeseydim.. Karşıya geçememe ihtimalini düşünemiycektim çünkü yetişmem gerekli bir yer vardı. Ya da başkası yardıme der düşüncesi olacaktı...

citlembik dedi ki...

oooo... gerçekten son yaşadığın hikaye ile yazdıkların pekişti aslında. hem içi dışı bir insan olduğunu bir kere daha göstermiş oluyorsun hemde yaşadılarını kafandan geçenleri o kadar güzel yazı diline döküyorsun ki ne mutlu sana ... yazını okurken aklıma yaşadığımız bir olay geldi. Rahatsızken seni arayıp "nasılsın fethiye?" dediğimde bana şöyle cevap vermiştin. "ayağım şu anda yok." :) Sevgiyle kal...

Yasemin dedi ki...

Fethiye'cim çok geçmiş olsun. O güzel yüreğindeki sevgilerin hiç tükenmesin. Fotoğrafındaki gibi de hep gül.
Kucak dolusu sevgilerimle,
yasemin.

Sevgi dedi ki...

Canım evladım neden haber vermiyorsun bu durumu, böyle yazılarını okuyarak mı haber alacağım? eşşek kafalı söyle bana... hadi gelenek bozulmasın da geçmiş olsun diyiiimm...

Abla Füsun dedi ki...

Duydum ki burada yorumlar yapılıyormuş, böyle aklına gelen herşeyi yazıyormuşsun... allaha şükür şu geçmiş rahatsızlığında yaptıklarını yazsam mı acaba? Abla bunu getir kalkamıyorum, abla şunu pişir, abla pasta, abla börek:-)) canım kardeşim tahminden daha kısa sürede iyileştin şükürler olsun... yazında da duygularını çok güzel dile getirmişsin, çünkü duygularından ben haberdar değildim, hiç sesin çıkmadı bu dönemde... fethiye bir de aşık ol istiyorum. bak sakın bunu silme geberdirim...

Ben Füsun

sibel dedi ki...

canım arkadaşım öncelikle çok geçmiş olsun. Fark etmek, bunu düşündürdün bana. maalesef başımıza gelmeden anlamıyoruz bazı şeyleri. bizim için rutine bağlanmış ama başkaları için zor olanı fark ettim bu yazın ile.. yüreğine sağlık.

sevgiler,
sibel

Fethiyee dedi ki...

üfffff, ne güsel şeyler yazmışsınız:-) sol ayağımı da sakatlasam acaba:-)) ya da kafamı mı kırsam acaba? ihihihi
canlarım teşkkür ederim, kucaklarım sizi kocaman kocaman.. şaka bir yana, insan oğlu seviyorsa yaşıyor seviliyorsa üretiyor... neyse cümlenin sonunu getiremedim, saçmalamadan sevgiler diyimmm....

abla filiz dedi ki...

küçük fethiye; daha çcoukluğundan belliydi böyle herşeyi üşenmeden yazıya dökeceğin. herkesin duygularını aktarmak için seçtiği yol vardır. sen de yazı yazmayı seçtin ve çok iyi yaptın. duyguların çok yoğun biliyorum, çünkü içinde sonsuz bir sevgi barındırıyorsun herşeye karşı. hayat felsefen sadece sevmek üzerine kurulu senin. benim kızım merve de sana çekmiş olacak ki neler yazıyor.
büyük ablan olarak sana son sözüm kendine dikkat et ve bir daha ayağını, kafanı kırarak bizi arama sakın. kocaman öpücükler fetilem...

ben de filiz.

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...