13 Kasım 2008 Perşembe

Kariye Müzesi

Müzeyi ziyarete giderken yolda dikkatimizi çeken sonbahar mevsimini anlamdıran ağaç yaprakları.


Hava biraz soğuk ama güneş arada bir kendini gösteriyor. O ara yukarı bakıyoruz ve biraz önce görünen ağaç yapraklarına inat dalda kalmak için mücadele veren bir yaprak. Belki de yaprak değil...

Kariye Müzesine dışarıdan baktığımızda dikkatimizi çeken bir pencere. Renk tonları yaşanmışlığı her haliyle hissettiriyor...


Kariye Müzesi içerisinde bulunan giriş kapısı. duvarlar mermerlerle kaplı. Kapı gücü simgeler gibi büyük inşaa edilmiş. Aynı şekilde yerler de mermerlerle döşenmiş. Mermerler desenli, bu desenler dikkatlice bakılınca yorumlanabilir şekillerden oluşuyor. Ve mermerler Marmara Denizinde bulunan Marmara Adası'ndan getirilmiş. Günümüzde adada hala mermer ocakları bulunmakta.

Kariye Müzesi (Chora Kilisesi) 6. Y.Y.’a kadar giden bir geçmişe sahip. Bizans Döneminde kilise olarak hizmet vermiş. İstanbul'un Fethi'den sonra 1511 yılı Osmanlı Döneminde de camii olarak kullanılmış. Bizans Dönemi mimarisinde sıklıkla kullanılan tuğladan inşaa edilmiş. Dışarısı oldukça sade bir yapıya sahip. İç bölüme girildiğinde görülen mozaikler sayesinde o dönemde kilesi olan bu yapının neden bu kadar önemli olduğunu anlıyorsunuz. Her Bölümün duvar ve tavanları mozaik resimlerle kaplı.


Bu fotoğfta Cebrail Meleği görülmekte. Duvar ve tavan da bulunan bu moziklerin hepsinin bir hakayesi var. Mozikler o dönemin yaşamını sırasıyla göstermiyor, duvardaki mozaikler karışık olarak hikaye edilmiş.

Meryem'in Yavuz ile evlenmesini ve İsa'nın yaşamını mozikler en canlı haliyle anlatmakta.





Gezide bizimle birlikte minik Bora'da vardı, fotoğraf karesinden görüldüğü üzere henüz pek birşeyden haberi yok. Belki de herkesden farklı bir yöne bakıyor olması bunu yeterince anlatıyor. Babasının kucağında kendice bebek keşiflerini yapıyor gibi...


Bu mozaiklerin günümüze kadar gelmiş olması bizim için büyük bir miras ve önem taşımakta. Müzeyi çoğunlukla yurtdışından gelen tursitlerin ziyaret ettiğini gözlemledim...
Osmanlı Döneminde, yapı camii olarak hizmet verdiğinden dolayı, yapının içinde bulunan mozikler badana ile örtülmüş. Yapı 1948'den, 1958'e kadar Amerikan Bizans Enstüsünün yaptığı çalışmalar sonucunda, badana ile gizlenmiş olan bu mozaikler sergilenmek üzere bu çalışmalarla ortaya çıkarılmış. Yapı 1948 yılından bu yana da müze olarak hizmet vermektedir.


Çocukluktan canım arkadaşım Nilgün ile bir fotoğaf karesi... Dostluklar da müze gibi değil mi? Uzun bir dönem sonucunda yaşanmışlıkların getirdiği değer...

İstanbul'da keşfedilecek çok yer var...

5 yorum:

Adsız dedi ki...

her fotoğrafın altına kısa yazı eklesenız cok guzel olurdu. Nacızane fıkrım...

deniz

Fethiyee dedi ki...

merhaba,
teşekkürler deniz. fotoğrafları konuşturdum; anlatıyorlar herbiri farklı şeyleri:-))

sevgiler,
Fethiye

citlembik dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş. Özellikle Bora için yazdıkların beni o güne götürdü. Minik oğlan muzurluk peşinde gibi... Ah bir yürüyebilseydim şimdi oraya gitmiştim der gibi bakıyor. Benim çok beğendiğim resimlerden bir oldu. :) Bu güzel resim şöleni için teşekkürler...

Cem Toksöz dedi ki...

sizin meslek nedir bilmiyorum ama bu sayfanız çok özenli hazırlanmış.Sanki mesleğiniz araştırmak ve yazarlık. Sayfanızda bulunan tüm yazılarınızı okudum sayılır. hepsinin ayrı bir hikayesi var ve duygularınızı, anlatmak istediklerinizi bizlere okuyucuya yorulmadan aktarabiliyorsunuz. inşallah bu sayfanız dışında da sizi keyifle okuma fırsatını yakalarım.
başarılar dilerim.

Adsız dedi ki...

yukarıda mozaiklerin belli bir sıra takip etmediğini belirtmişsiniz ama sanırım yanıldınz.aksine yeni ahit ve apokrif incillere bağlı olarak mozaikler belli bir kronolojik sıra izler...

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...