17 Nisan 2009 Cuma

Yeni bir yazarımız var!


Yaşadığın süre boyunca yaptıkların sana bir şekilde geri dönüyorsa fark edilmişsin demektir. Bu iyi ya da kötü olsun, doğanın gücü sayesinde sana bir şekilde geri dönüş oluyor. Kötü yaptığın eleştiliyor, iyi yaptığın da takdir ediliyor. Eğer yaşamın boyunca yaptıkların hiç fark edilmediyse emin ol öldükten sonra ünlü bir sanatçı olacaksın! Senden bahsedilme durumu da ancak senden sonra olur...Ve bu da en değerli olanı sanırsam; bilemiyorum...

Ben de bu aralar çok fazla geri dönüşler alıyorum, alamıyorum:)
http://www.gezdikce.com/ için yazar arıyoruz. Arıyoruz, tarıyoruz... Yazacağından emin olduğumuz arkadaşlarımıza ulaşıyoruz, ama herkes dünya telaşesinde zaman bulamıyor yazı yazmak için. Fark ediyoruz ki bu iş çok elit bir işmiş. Zaman ayırmak, emek vermek, özen göstermek ve heyecanlı olmak gerek.

Geçtiğimiz hafta bir mail aldım; geçen yıl tanıştığım Serhad. İşleri yoğun olduğu için gezdikce'nin düzenlediği gezilere katılamadığından ama Mayıs ayında bizlere katılmak istediğinden bahsediyordu. ( hak veriyorum gerçekten çok yoğun; çünkü iş geliştirme bölümünde çalışıyor :))
Ben de cevaben; kendisine çok teşekkür ettim ve sonrasında da rica ettim, “acaba gezi yazısı yazar mısın?” diye. ( aslında arkadaşlarıma böyle "yazı yazar mısın?" sorusunu yönelttiğimde direk olarak aklıma gezdikce hakkımızda yazısı gelmekte; neyse!) Serhad'an cevap geldi; ekte yazdığı Eskişehir gezi yazısını paylaşmak istiyorum; ben çok beğendim. Teşekkürler Serhad!

Eskişehir’in MüptelalarıNisan’ın ilk güzel Cumartesi gününde sevdiğim bir arkadaşımla, sevdiğimiz eski şehrimize, Eskişehir’e gittik. Giden bilir, gitmeyen de elbet bu şehirde okuyan genç birisinden işitmiştir; Eskişehir hatıraları diğer birçok geziden farklı olarak yolculukla başlamakta ve yolculukla bitmektedir. Bizde bu şehre otobüsle gitmek gibi bir hakarette bulunmayarak 10.00’da Haydarpaşa’ya veda eden Başkent Ekspresi ile yola koyulduk. İstanbul’da yaşayan bizler için 4 saatlik kısacık ve trafiksiz bir yolculuk bizi elbette yormadı. Ancak sabah kahvaltımızı Vagon Restoran’da yapma azmimiz bizi az kalsın aç bırakacaktı. Haylaz çocuklar gibi 15 dakikada bir yer bulabilme umuduyla sallana sallana ulaştığımız Vagon Restoran’da yer bulamayınca, oturduğumuz yerde sallama çay ile yetinerek Eskişehir’e 1 saat kala ancak kahvaltımızı yapabildik.Üniversiteyi Eskişehir’de okuyan bizler için Eskişehir Gar’ına indiğimiz ilk andan itibaren eski anılarımız depreşmeye başladı elbette. Gar bize kavuşmayı hatırlattığından daha çok sevdiklerimizden ayrılmayı hatırlattığından olsa gerek hemen bu mekândan uzaklaştık ve eski sevdalımız Adalar’a ulaştık. Adalar dediğim yer aslında Porsuk Çayı’nın iki yakasına kurulmuş Porsuk Bulvarı’ndan başkası değil.Adalar eskiden daha çok üniversite gençlerinin sıklıkla kullandığı mekânlardan oluşurken şimdi her yaştan insanın yürüyüş yaptığı ve güneşi tattığı bir yer olmuş. Adalar gezimizi hızla gerçekleştirdik ve özlediğimiz Arka Bahçe’ye bile oturmadan hızlıca Hamanyolu’na geçtik. Hamamyolu her zaman olduğu gibi bizi kendini alışverişe vermiş salına salına yürüyen Eskişehir’in yerli halkıyla, girişindeki kahvecilerle ve tarihi hamamlarıyla karşıladı. Belki de seçimlerden hemen sonraki hafta orada olmamız nedeniyle Büyükerşan’ın büyük zaferine bizde tanık olduk. Hocamız Eskişehirlilere büyük düşündükleri için teşekkür ettiği afişlerini her yere astırmış ve bizlere Eskişehir halkını sevme nedenlerimizden birini daha hatırlatmıştı.Üniversite günlerini yâd etmenin en güzel mekânlarından birisi de hiç şüphe yok ki Varuna Cafe’dir. Varuna Cafe, Kanatlı İş Merkezi’nden TCDD köprüsüne yürürken 100 m sonra sağ tarafta kalan iki katlı güzel müzikleri, çalışanlarının ve menüsünün kalitesiyle her zaman bir adım önde olan bir mekândır bu şehirde. Burada bir kafede oturmaktan aldığınız keyiften çok bir arkadaşın evinde oturmanın tadını alırsınız. Kışın gidilirse muzlu sıcak çikolatası, yazın gidilirse limonatası kesinlikle tadılması gerekir.Eskişehir’in akşam eğlenceleri ise kesinlikle başka şehirlerle kıyaslanamaz. Öğrenci halinizle bile giremeyeceğiniz mekân bulunmamaktadır. Biz ilk önce eski arkadaşlarımızla birlikte adını bile bilmediğimiz ama bizi çok mutlu eden bir barda bulduk kendimizi. Mekâna girerken ismine bakmayı unuttuk, çıkarken de kendimizde olmadığımızda ismine yine bakamadık maalesef. Ancak bir dahaki seferde de adını bilmediğimiz bu mekânda olacağımız kesin. Garsonlarıyla, ikramlarıyla, kalitesiyle ve ucuzluğuyla gönlümüzü aldı burası.Eskişehir’de gece uzun oluyor elbette. 1’de ayrıldığımız bu mekândan sonra Glow’a gittik. Glow, İsmet Paşa Tramvay durağının hemen arkasında yer alan bir iş merkezinin en alt katında bulunuyor. Giriş ve bir yerli içkinin 10 TL olduğu bu yerde saatin 4 olduğundan haberimiz bile olmadan ayrıldık. Çıkan grup ve Glow o kadar güzel olmasa da bizlerin eğlenmesine engel olamadı elbette.Öğleye doğru başladığımız Pazar gününü güzel bir kahvaltıyla ödüllendirmek istedik. Meşhur Acıktım’a gittik. Bizim öğrencilik yıllarımızdaki yeri daha küçük olmasına rağmen şimdiki yeri eskisiyle asla yarışamaz. Eskiden Porsuk Çayı’nın kenarında menemeninizi tadarken şehrin koşuşturmasından bir nebze olsun kopabiliyordunuz. Şimdiki yerleri çok daha büyük ve çok daha modern olsa da eskiyi bilenler anmadan edemiyor sanırım. Yeni yerleri Varuna Cafe’nin hemen karşısında (Eskişehir bu kadar büyük işte). Pazar günü en yoğun saatte gittiğimizden olsa gerek 15 dakika beklememize rağmen yer bulamadık ve sabırsız İstanbul vatandaşları olarak ayrıldık mekândan. Çok büyük bir hata yaptığımızı ise gittiğimiz Viva Cafe’de anladık. Servisin, garsonların ve menünün bu kadar kötü olduğu başka bir yer daha görmedim. Bu kötü hatıraları unutmak istediğimden bu kısmı direk geçmeyi daha uygun buluyorum.Eskişehir’de dostlarımızla birlikte olmaktan büyük keyif aldık. Tantuni yemeyi, Arka Bahçe’de oturmayı, Taps’te bira içmeyi ve Haller Gençlik Merkezinde nargile tüttürmeyi bir dahaki sefere bırakarak akşam dönüş yoluna koyulduk. “Türk gibi başla, Alman gibi devam et, İngiliz gibi bitir.” deyimini unutarak dönüş biletini almayı unuttuğumuzdan gezimizi Türk gibi bitirmek zorunda kaldık. Çünkü heyecanlı olan bizler sadece gidiş biletini almıştık ve dönüş biletini almamız gereken zamanlarda, şehrin özlemine kendimizi kaptırdığımızdan eğlenmeye devam ediyorduk bu nedenle de dönüşümüz malesef otobüsle oldu. Yaptık bir hata ama pişman değiliz. Otobüs yolculuğu bile dönüş yolunda keyfimizi kaçıramadı.İstanbul’dan beraber yola çıktığım Ayşe’yi bu yolculukta çok daha iyi tanıdım. Gerçektende söylendiği gibi yolculuktaki paylaşımı çoğu zaman başka yerde yaşayamıyorsunuz. Kendisine ve bizi Eskişehir’de eğlendirmeyi görev edinmiş dostlarımız Can ve Hülya’ya da teşekkürlerimi sunarım. Hayat gerçekten de dostlarla güzel.

Hiç yorum yok:

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...