Haydarpaşa'dan Eskişehir; Eskişehir'den Kütahya; Kütahya'dan Bilecik; Bilecik'den İstanbul!






23 Nisan Cuma;

Saat 05:00 suları, saatimin alarmının dur duraksız çalması ile gözlerimi aralıyorum güne... Eğer elimi çabuk tutmaz isem treni kaçırabilirim. Saat 07:00'de Haydarpaşa limanında olmam gerekli.

Hava henüz aydınlanmamış bile, bu sayede etrafda çıt çıkmıyor, sadece sabah ezanı bu sessizliğe karşı cesaretli davranmış görünüyor. Allahtan akşamdan sırt çantamı hazırlamışım, tek gözüm açık halde toparlanıp evden çıkıyoruz...

Caddeye adım attığım anda fark etmemek mümkün değil çıt çıkmıyor, in cin bile top oynamıyor, bu saatte sokakda olmak pek de akıl karı değil gibi:) sadece ayak seslerim hakim caddede... Her adımda ister istemez ayaklarıma bakıyorum:))

Tahminimden daha erken Kadıköy/Haydarpaşa istasyonundayım! Burada da aynen cadde sessizliği hakim... İnternetten rezervasyon yaptırdığımız biletlerimizi sıra beklemeden ceos sistemi sayesinde alıyoruz.

Hava bugün güzel olacak gibi görünüyor, henüz trenin hareket etmesine vakit var, İstasyon'un dışına çıkıyorum, vapur iskelesine doğru bir kaç fotoğraf çekmek üzere sahil tarafına geçiyorum. O kadar zaman oldu bu şehirde yaşayalı, ancak İstanbul'un bu zor bulunur sessiz, kendi halindeliğini sanki ilk kez görüyormuş hissini yaşamak, işte ben bu şehre aşığım!...

Bugün de 23 Nisan, günün anlamına uygun kocaman bir Türk Bayrağımız Haydarpaşa Limanına süzülmüş; dalgalanmakda...
Tren İstasyonuna yakın olmak, bu sayede tarihin izlerini yeterince hissettirmekde, yaşanmışlığı her köşesinda hakim! Bu manzaraya karşı demli bir çay iyi gider deyip, uykumu da açıyorum. Kısa da olsa şu onbeş dakikalık manzara keyfi iyi geliyor şüphesiz.

Saat 07:00 Eskişehir trenine yerleşiyoruz. Günümüz seyahat alternatiflerinde tren ile yolculuk hem keyifli hem de fiyatları dolayısıyla da tercih sebebi...İstanbul'dan ayrılıdığımızda trende sadece bir kaç yolcu olduğu gözüme çaprıyor... Herhalde sonraki duraklarda yolcular dahil olacaktır.

Saatin erken olması, havanın yeni yeni aydınlanması ile daha bir keyifli başlıyor yolculuk. Sabahdan evde özene bezene hazırladığım sandviçlerimizi atıştırıyoruz boş ve aç miğdemize:))

Her durak farklı fotoğraf kareleri sunuyor çekinmeden, hepsi de geçmişe dair izler taşımakda... Biran düşününce demir yollarının tüm şehirlerimizde de olması gerekliliği ağır basıyor... Seyehat etmek bu anlamda daha keyifi, ve doğayı bu kadar samimi izleyecek başka ulaşım aracı yoktur herhalde... Yolları bu araç ile kucaklamak ruha iyi gelmekde şüphesiz...

Ortalama beş saat sonra Eskişehir'de olacağız, burada biraz kaldıktan sonra Kütahya'ya gitmek üzere yol alacağız. Asıl ziyaretimiz Kütahya'ya olacak...

Sabah erken kalkmanın verdiği uykusuzluğa karşı koyamıyorum. Birkaç saat kestikdikten sonra, doğanın binbir rengi gözlerimi kamaştırıyor. Her istasyon ayrı bir merhaba ile karşılıyor bizi...

Saat öğle suları ve biz Eskişehir'deyiz... Planımız burada biraz vakit geçirdikten sonra, tren ile Kütahya'Ya geçmek. İstasyon tahminimden daha kalabalık, göz gözü görmüyor... Kütahya'Ya gitmek için bilet soruyoruz? O da ne ki; bugün Kütahya'Ya hiç yer yokmuş! Amanın kaldık buralarda endişesi taşımadan, diğer alternatif otobüse yöneliyoruz. O'nun öncesinde yolculuğun verdiği mayhoşluğu üzerimizden atmak için açık hava arıyoruz, şöyle sere serpe baharla kucaklaşacağımız yeşil alan arıyoruz. Eskişehir'de yeşil alan bulmak mümkün. Pek çok şehrimizde bu mümkün değil maalesef!
Porsuk Çayı'na nazır yeşil bir alan buluyoruz, tren yolculuğu boyunca vucudumuzun aldığı şekli değiştirmek üzere, toprağa uzanıyoruz... Güneş en tepede, yakıcı, ancak o kadar keyifli ki, en güzel mevsim bahar işte!
Aç karnımız zilleri ardı ardına çalıyor, güzel bir öğle yemeği sonrası, çok vakit harcamamak adına Kütahya'ya gitmek üzere otobüs için saatlerimizi ayarlıyoruz, bu zaman zarfını değerlendirmek adına da yolumuzun üzerinde bulunan Anadolu Üniversitesi/Yunus Emre Kampüsünü biraz turluyoruz. Hava sıcak sıcak olmasına da bu kampüs püfür püfür esmekde... İşte doğanın olduğu her yer yaşanılır oluru bir kez daha anlıyoruz ve özümsüyoruz:))

Otobüs geç de olsa geliyor, yolculuk boyunca yol fotoğrafları çekiyorum! Yol fotoğrafları ilgi alanımdır:)) kendi çapımda profosyonel yol fotoğrafçısı bile olabilirim:))

Saat 19:00 sularında Kütahya'dayız... Buraya neden mi geldik; yeğenim burada okumakda... O'na süpriz yapacağız! Tam da süpriz oluyor, bizi görünce aklını şaşırıyor, bu sayede de erkek arkadaşı ile tanışmış oluyoruz... :)))

Kütahya kendi halinde bir yerleşim yeri. Sevgililer yolu adında bir caddesi mevcut, en kalabalık yeri burasıdır. Bu cadde üzerinde bulunan dükkanlar, cafeler yerli halk için gezi aktivitesi şüphesiz, çünkü sanki tüm kent burada toplanmış. Göze çarpan bir yeşil alan yok, nefes alabileceğiniz sadece tepeye konumlanmış şehri kuşbakışı görebilen bir alan var, ancak herkesin kolaylıkla gidebileceği bir ye rdeğil, kesinlikle araç olmalı, eğer taksi tutmayı düşünürseniz bu size Kütahya'ya gitmenizden daha pahalıya patlayabilir. Ancak Kütahya'nın kaplıcaları ünlüymüş, eğer yolunuz buraya düşerse kesinlikle kaplıcalarını ziyaret etmelisiniz...

Biz de meşhur tepeye çıkma şerefine eriştik. Ancak görünen sadece şehirin bina manzarasından ibaret... belki nefes almak için, sessiz sakin iyi vakit geçirilebilecek tek yer, ancak İstanbul gibi binbir çeşit manzaraya sahip bir kentten sonra gördüğüm manzara beni çok da tatmin etmiyor...

Zaten amacımız sadece yeğenimi görmek o anlamda çok da etraf dikkatimi çekmiyor, ya da sorgulamıyorum.

Kütahya'dan sonra Bilecik üzerinden Haydarpaşa'ya geçeceğiz... Burada kaldığımız süre boyunca yeğenimi kırmayıp meşhur sevgililer caddesinde bulunan tüm mağazaları talan ettik, alışveriş yaptık. Sonrasında tavsiye ederim Siyah İnci adında meşhur dondurmacıları meşhur, burada dondurma yiyebilirsiniz...

Bugünü de sonlandırıp ertesi günü devam edecek tren yolculuğumuz için iyice dinlendik, ertesi günü dediğim tren de gece 03:00 de hareket etmekde...

Kütahya'nın pek çok yerinde kamu kuruluş binaları tamamen çini ile kaplıdır, hani gördüğünüz bir bina sadece çini ile kaplı ise işte orada devlet güçlüleri sizi karşılar... Tren istiasyonu da çini ile kaplı:)) kendiniz büyük bir çini ülkesinde gibi hissediyorsunuz:))

Bir günde her yeri dolaşınca ertesi gün yapacak pek birşey kalmıyor ve film izlemeye karar veriyoruz... izlediğimiz filmlerin tamamı korku ve gerilim ağırlıklı olunca yapılacak yolculuk da kabus gibi ruhuma işliyor, gecenin bir vakti tren ile yolculuk:)) kaldı ki trenimiz de rotarlı hareket ediyor, gözler yine yarı açık ve etrafı gözlüyoruz; film karakterlerini gerçek yaşama adapte etmek çok zor olmuyor bizim için:))
İşte yolculuk böyle keyifleniyor, kafamı fazlasıyla meşkul edecek konular peşi sıra:))

Gündüz yaptığımız yolculuğun aksine fotoğraf çekemiyorum:( herye rkaranlık ve trende bulunan yolcular uyumaktalar, ve tren gece daha hızlı seyir etmekde... Çıkan sesler de cabası, arada bir uyku açıcı tren düdüğü:) tren kornası korku filmlerini aratmayacak şekilde hareketli:) her an ne oluyor endişesi ile uyku bölünüyor, zaten yarı açık olan gözler, biranda tamamen açılıyor...
Böyle böyle gün ağırmaya başlıyor, sabah gün doğumu bu yolculuğun en keyifli anları benim için... Bu da İstanbul'a yaklaştığımızın habercisi...
Deniz olmayan yerleşim yerlerinde bari yeşil alan olsun ki, nefes almak daha kolay olsun, en azından yeşil alanlar da mavi rengini gökyüzünü izleyerek giderelim:)
İşte bu yüzden; her ne kadar trafiğinden nefret etsem, kalabalığından sıkılsam, pisliği zaman zaman beni isyan ettirse de; İstanbul benim yaşayacağım ve aşık olduğum şehir...
Bu gezi sonrası İstanbul'a özlemim ve sevgim başkaydı:))
Tren yolculuğu çok keyifli şüphesiz, hele ki kalabalık bir grup ile yolculuk yapıyorsanız çok daha keyifli...
günü birlik Eskişehir gezinizi tren ile yapabilirsiniz,
hayat gezdikce güzel, gezdikce tatlı ve özel:))

Yorumlar

Adsız dedi ki…
okudukca keyiflendim, yorucu da olsa orada olmak guzel olurdu:)
(senin deyiminle $uphesiz!)
Bora!

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prensip sahibi olabilmek

Güz Mevsimi

Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.