11 Ocak 2010 Pazartesi

Kıyı Köy


Bayramlardır bizleri sevinçli kılan, uzakları yakın eden...

2009 yılı Kurban Bayramında gezdikce ekibi olarak Kıyı Köy’e bir gezi düzenlemeye karar verdik. Organizasyonu ilk duyurduğumuzda oldukça heyecanlı tepkiler ve katılım için de bir o kadar fazla talep almıştık. Ancak gezi günü yaklaştıkça fire vermeye başlamamız gecikmedi ve toplamda 5 gezdikce üyesi ile gezimizi gerçekleştirdik.

Bayramın 2. günü yola çıkmak üzere sabah erkenden, Çiğdem ile Mert beni evden almışlardı. Hava da tam istediğimiz gibiydi. Dışarıda ışıl ışıl, güneşli bir hava hakimdi. Buna en çok ben seviniyordum, çünkü iki teker ile yolculuk yapacaktım. Her ne kadar olabilecek kötü hava koşullarına karşı tedbirimi almış olsam da, güneşli havada yolculuk etmenin keyfi benim için başka bir keyif olacaktı...

Yaşama karşı cesaretli olmak, karar verme aşamasındaki kargaşayı bir anda ortadan kaldırıyor, çünkü karar verme aşamasında oluşacak olan cesaret duygusu, bir anda karar vermeyi sağlıyor. Bu gezide aynen öyle oldu. İki teker yolculuğu yapmak için artçı olmaya bir anda karar vermiştim.

İşin cesaret tarafı tam olarak bu değil tabi, asıl makinayı kullancak kişi Devrim ile o gün tanışacak olmamdı. Devrim adı gibi cesaretli aynı zamanda da dünya tatlısı bir kişiliğe sahip...

Çiğdemler beni almışlar, diğer iki üyemiz Devrim ve Işıl ile buluşmak üzere İstanbul çıkışında bir yerde buluşuyorduk. Unutmadan belirteyim gezimizde bir de en küçük üyemiz Çiğdem'in oğlu Bora da bulunmaktaydı. 4 kişi araç ile, ben ve Devrim iki teker ile yola çıkıyorduk.

İstanbul’dan henüz çıkmamış, otoban yolunda ilerlerken, aniden önümüzden bir araç sanki biz yokmuşuz gibi dikkatsizce bir sollama yapıyordu. Özellikle üzerinde durmak istiyorum; trafik de kör olarak adlandırılan iki teker araçlara lütfen biraz daha dikkat edelim. Henüz gezimiz başlamamış olmasına rağmen böyle tatsız bir olay yaşamak keyfimizi biraz da olsa kaçıyordu...

Kıyı Köy’e gitmek için otobandan çıkıp, ara yoldan ilerlemeye karar veriyorduk. Sırasıyla civar köylerden geçmek, Kıyı Köy’e bu eşsiz doğa görüntülerini takip ederek ulaşmak anlatılması mümkün olamayan bir keyif... Yaklaşık bir saatlik sorunsuz sürüş ile ilk mola yerimize varıyorduk.

Mola yerinde uçsuz bucaksız doğa manzarasında görünen sarının binbir renk tonu karşılıyordu bizi... Bu renk cümbüşüne karşı, tahta sandaliyelere oturup, sabahın mağmurluğunda, sanki bahar havasındaymış hissini yaşatan o güneş, içimizi ısıtıveriyordu. Saat hala erken sayılırdı ve karnımız yolculuk nedeniyle baya bir acıkmıştık...

Mis gibi demli çay kendimize gelmemizi sağlıyordu. Ortaya kurulmuş maşınga üzerinde köy ekmeklerini kendimiz kızartıyor, olmazsa olmaz sucuklar ızgaralanmış, ben ise bir vejeteryan olarak menemen istemiştim. Tahmin edeceğiniz üzere menemen sofranın paylaşılamaz yemeği oluvermişti... Çünkü çok lezzetliydi...

Bu güzel kahvaltı sonrasında bulunduğumuz çevreyi keşfe çıkmamak olmazdı... Çocuklar gibi şen, mis gibi toprak kokusunda etrafı dolaştık. O an için doğaya karşı ne kadar yabancı olsak da, doğa kendine has güzelliği ve sessizliğini hiç çekinmeden bize sunuvermişti...

Daha gitmemiz gereken uzun bir yolumuz vardı... Ve yola çıkma vaktimiz gelmişti...

Kıyı Köy’e ilk gidişimdi. Hayalimde sevimli, kendi halinde bir sahil kasabası canlanıyordu...

Virajlar , uzun uzun doğa güzellikleri sonrasında günün öğle saatlerine doğru Kıyı Köy’e varıyorduk... Aynen düşündüğüm gibi bir sahile sahipti... Yerleşim tepeye konumlanmıştı. Buradan bakıldığında manzara büyüleyici olabilirdi... Ancak yerleşim yeri kıyıya uzak görünüyordu... Sanki iki farklı yaşam vardı burada Bu görüntü biraz karmaşık gibiydi aslında... Sahil bu anlamda çok yanlız bırakılmış gibi...

Yöre halkı da kendi halinde bir yaşam şekline sahipdi... Aslında buranın daha düzenli bir yerleşim yeri olacağını düşünmüştüm.. Herşey çok kendi haline bırakılmış görünmekteydi, bu bir özellik değil de umursamazlık hissini uyandırmıştı bende...

Öncesinde otel rezervasyonlarını yaptırdığımız için, her daim aç olan karnımızı doyurmak üzere eşyalarımızı bile bırakmadan birşeyler atıştırmak üzere bir köy kahvesi aramaya koyulduk...
Çok güzel bir köy kahvesi bulduk, menüyü elimize alıp da fiyatları okuduğumda gözlerime inanamıştım. Bira 3-TL..!!( hem de Miller ) Müthiş bir sevinç duygusu ile biralarımızı manzara eşliğinde yudumluyorduk. Dedim ya grup çok eğlenceliydi diye... Çılgınlar gibi fotoğraf çektirdik... Ortak keyifler çoğunlukta olunca sohbet kendiliğinden gelişiyordu...

Ancak taki yan masadaki sohbet dikkatimizi çekene kadar... Yan masada bulunan kişiler "hiç bir otelde yer olmadığını" söylemekteydi... Biz de her ne kadar yerlerimizi öncesinde ayırtmış olsak da, bir an işkillenip otele doğru yol aldık...

Meğer işkillenmekte haklıymışız, çünkü otele vardığımızda, otel görevlileri hiç yerlerinin olmadığını belirtiyorlardı, rezervasyon yaptırdığımız kişinin de işten ayrıldığını söyledikleri an şaşkınlık mı desem ne desem bilemiyorum??? Karikatürü yapılacak bir görüntü hakimdi o an bizle, otel görevlisi arasında... Israrlarımız ile bize oda ayarlanmıştı nihayet. Ancak ben hayatımda böyle bir yerde konakladığımı bilmem ve konaklamayı da planlamam... Otelin adını vermeyeceğim... Çünkü burada konakladığımı bile teleffuz etmek istemiyorum.

Otel odasına girip de gördüğüm manzara beni benden almaya yetiyordu.. Rengarenk bir oda, herşey uyumsuz haliyle başka renklerde gözlerimi rahatsız ediyordu... Yine de o gece için kalacak bir yer bulmuş olmak iyiydi...

Kaldığımız otelin tam karşı sokağında bir köy düğünü vardı. Nasıl güzel müzikler eşliğinde eğleniyordu yerli halk görmek gerekli... Biz de müziğin davetkar sesine daha fazla karşı koyamadık, az da olsa yakınınından gözlemledik eğlenceyi... Davul sesine dayanamam. Geçmişde halk oyunu oynadığım için de ayrı bir sempatim vardır yöre müziklerine ve oyunlarına...

Otele eşyalarımızı bırakıp akşam için güzel bir yerde balık yemeği planlıyorduk. Hakkaten de güzel bir balık restorantı bulmuştuk. Bize çok ilgili davranmışlar,en güzel masalarını servis etmişlerdi. Balıklar muhteşem lezzetliydi, mezeler de keza muhteşemdi, manzara hepsinden güzeldi...
Gecenin ilerleyen saatlerinde de canlı müzik kendiliğinden oluşmaktaydı... Biz de bir anda kendimizi canlı müziğin ortasında buluveriyorduk...

Ertesi sabah daha horozlar ötmeden uyanmıştık. Doğa bir şekilde seni uyandırıyor... Bir gün öncesinde ucuz biraları yudumladığımız kahveye kahvaltıya gidiyorduk... Herkes anlaşmış gibi menemen sipariş veriyordu, ancak yeterli malzemeleri olmadığı için menemen yiyememiştik. Köy kahvaltısı eşliğinde manzaraya karşı karnımızı doyuruyorduk...

Kıyı Köy'de gezilecek çok yer var, tarih bakımından da zengin olması dolayısıyla gidinilmesi görülmesi bir yer.

Tercih edilmesi gereken mevsim sanırım baharsonu yaz başı olabilir... Gün bitiminden sonrasında da keyifli zamanların yaşanacağını düşünmekteyim. Değişik aktivite programları da olabilir yaz dönemlerinde...
Ancak İstanbul'a mesafesi bakımından biraz uzak sayılabilir, bu anlamda hayal kırıklığı yaşatabilir... Ben de biraz hayal kırıklığı yaşattı işin aslı...

her ne kadar babam Trakyalı olsa da ben, Çanakkale ve Ege Bölgesini daha çok sevmekteyim...
Keyifli geziler geçirmeniz dileğiyle...
Rotanız hep keşfetmekten yana olsun...
fethiye@gezdikce.com

Hiç yorum yok:

İyki Annem!

Yüz yıl geçse de içim sızlıyor. İlk günkü gibi acım taze... Bundan tam 14 yıl önce bugün annem bize veda etti. Zaman herşeye ilaç deniyor...