Ayasofya'm







17 Ocak Pazar günü,
Hava tahminimden daha soğuk bugün, burnumu kapıdan çıkarttığımda yüzüme vuran soğuk herşeyi yeterince açıklıyor...
Bugün gezdikce üyeleri ile SultanAhmet’de buluşacağız. Ayasofya’nın tarihi üzerine bir söyleşimiz olacak.
Yeğenim Ece ile yola koyuluyoruz. “Erken kalkan yol alır” boşuna söylememiş atalarımız, buluşma saatinden önce Sultanahmet’e varıyoruz.
Havanın kuru soğuğu yüzüme öyle bir çarpıyor ki, sanki yüzümde sayısız yerden ısırılıyordum.
İnsanoğlu anlaşılan bugün havanın soğukluğuna karşı evde pineklemeyi tercih etmiş, havanın soğuklu ile sokaklarda kasvetli bir hava hakim ve etraf olması gerektiğinden daha sessiz görünüyor...
Buluşma noktasına erken gelmenin avantajını kullanarak biraz çevreyi turluyoruz. Etrafın sessizliği bize güzel fotoğraf kareleri yakalamamızı sağlıyor.
Saat 13:00’da Ayasofya önünde diğer üyelerimiz ile buluşmak üzere bekleyişimiz başlıyordu... Bu bekleme süresince soğuktan etkilenmemek adına olduğum yerde zıplıyordum. Yeğenim Ece’nin burnu kızarmış, gerekmedikçe de konuşmayan bir tavır içinde sessizliğini bozmadan ne sorsam, evet ya da hayır anlamında başını sallayarak cevap veriyordu...

İlk olarak yeni üyemiz olan Hakan Sezer bize katılıyordu, daha doğrusu bir süre bir birimizi tanımadan yan yana beklemişiz... Kendisi ile o gün tanışıyorduk, ve turuncu montu sayesinde de O’nu fark etmem daha kolay oluyordu.

Hakan profosyonel bir fotoğrafçı, bizi de( gezdikce’yi) internette Ayasoya gezisi için araştırma yaparken tesadüfen bulmuş. Gezinin en anlamlı yanı da buydu aslında. Gezdikce’yi oluşturma amacımız her geçen gün gerçeğe yakın olmaktaydı...Gezdikce ruhuna sahip yeni üyelere ulaşmak mutluluk verici...
Biz Hakan ile sohbet ederken, sevgili Esra, Çağlar, Özgü ve diğer gezdikce üyelerimiz bize katılıyordu... Her üyemiz o gün birer müze kartı sahibi olmuş, bu da çok hoşuma gitmişti...En son kadim üyemiz Ali Kürşad Aydın ve değerli eşi katılıyor, ve yine bugünde aramıza katılan en yeni üyemiz Ersin grubumuza dahil oluyordu...
Toplamda 17 üyemiz ile Ayasofya tarihi üzerine kültür gezimize başlıyorduk... Benim Ayasofya’yı beşinci kez ziyaretimdi, ancak yine de ilk kez ziyaret ediyormuş gibi heyecanlıydım... Aslında bu heyecan başka duyguları da kapsıyordu. Biraz önce bahsettiğim gibi, artık her gezimizde amacımıza ulaşıyorduk. Amatör bir ruh ile çıktığımız bu yolda, bizle birlikte ilerleyen yeni yeni üyeler kazanıyorduk... Bizi kırmayan ve bugün bilgi birikimi ile bizi aydınlatacak olan kokartlı rehberimiz Serhat’ın da azımsanamayacak bir katkısı vardı şüphesiz...
Ayasofya; kaç kültür kucaklamış, kaç yüzyıl atlatmış, ne mücadeleler vermişdi? Nedendir bilmem ben tarihi yapıları kişiselleştirmeyi çok seviyorum. Bu sayede keşiflerim daha keyifli oluyor belki de...
Ayasofya gibi geçmiş tarihden günümüze ulaşıp da tarihin sayısız sayfalarında önemli yere sahip olmuş kaç yapı var İstanbul’umuzda?
Bugünkü gezide buna benzer sorular ardı ardına savaş açıtı düşüncelerime ve tam olduğundan emin olsam da tarih bilgim bunları yanıtlamakda güçlük geçti. Aslında bunlar hep yaşadığım İstanbul kentine çok değer veremediğimizi düşündürdü bana...
İki farklı dine ev sahipliği yapmış ve hala tarihin derin izlerini taşıyan bir yapıdır Ayasofya. Bu yapıda nereye baksanız her köşesinde bir değer saklı. Bu anlamda tarih seven bizler, rehberimiz Serhat’ı pür dikkat dinliyorduk...
Ayasofya’nın üç kez inşaa edildiğini biliyor muydunuz? Fatih Sultan Mehmet döneminde camii olarak kullanılmak istendiğinde, Hristiyanlık dinine ait mozaik işlemelerin yok edilmeyerek sadece badana ile sıvandığını ,bu sayede günümüze kadar bu değerlerin ulaşabildiğini peki???
Bilirseniz ki bu dönemde pek çoğunun yeniden restore edilerek açığa çıkarılmış olduğunu bilmek, duymak şüphesiz hem şaşkınlık hem de hayranlık uyandıryor...
Bu kadar yıl sonra bile bu tarihi değerlerin hala var olması ve kendini koruyabilmesi çok etkileyici kanımca...
Bu güzel kültür gezimiz sonrasında, keyifli yorgunluğumuzu atmak üzere SultanAhmet’in güzelliğine karşı kahvelerimizi yudumluyorduk. Yeni üyelerimizin hikayelerini dinlemek sohbetin keyfini ve diğer üyelerimizle ortak paydalarımızı ortaya çıkarıyordu.
SultanAhmet’e gelmişken meşhur köfte lezzetinden mahrum kalmak olmazdı ve biz de bu fikir doğrultusunda aç olan karnımızı Meşhur Sultan Ahmet Köftecisi'nde doyuruyorduk. Bu Pazar gününde
gerçekleştirdiğimiz keyifli gezi ve yeni kazandığımız üyeler günün güzel olmasını kendiliğinden sağlıyordu.
Hayat gezdikce güzel, gezdikce tatlı ve özel...

Ayasofya ile konuşmak;

ayasofya su gibi; berrak ve ışıl ışıl
ayasofya okyanus gibi; derin ve gizemli.
ayasofya terazi kadar dengeli ve anlayışlı; iki dine kucak açmış...
ayasofya mavi renkde; muazzam yükseklikteki tavanı ile göğe doğru uzanmış ve gökyüzü rengini almış...
ayasofya çok asil; kıskanılcak kadar şaşalı yapılması istenmiş, özel olsun, tek olsun...
ayasofya arkadaş gibi; nereye baksan her köşesinde senle konuşuyor.
ayasofya sevgi dolu; bu kadar yıl ayakta kalmak sevgiye dayanır ve ayasofya kucak açmış dünyanın binbir yerinden gelen misafirlerine...
ayasofya duyduklarından, okuduklarından çok farklı,
ayasofya kitap gibi çıkıyor karşına, dolu dolu tarihi, yılların yaşanmışlığı ile seni karşılıyor ve başlıyor anlatmaya...
04/10/2008

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prensip sahibi olabilmek

Güz Mevsimi

Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.